2000’li yılların başında Parachutes albümlerinden herhangi bir parça dinleyip de Coldplay ile tanışanlar bu grubun çok farklı olduğunu, müzik dünyalarımızdaki tekdüzeliğin nihayet bozulduğunu düşündüler. İngiltere’den çıkan grupların ne kadar yetenekli oldukları malum ama Coldplay çok özeldi, farklıydı, kalıcıydı ama en önemlisi uzun zamandır hiç bir grubun yapamadığı bir şeyi yapmış ve dünyamızı gerçekten güzelleştirmişlerdi.

Araya yeni müzikler, sözler, tatlar girdi. Kimi zaman müzikal yönelimlerimiz değişti, farklı türler keşfettik. Playlistlerimizin bir kısmı dönüşümden geçerken bir kısmında asla değeri geçmeyecek parçaların olduğu yerde Coldplay şarkıları geri dönülmeyi bekledi. Yarattıkları her yeni albüm sonrası onlar da değişim geçirirken bizleri mutlu etmeyi ihmal etmediler. Ama bir de onların dünyasına yakından tanık olsak, “Yellow“u canlı dinleyebilsek, on binlerce kişi tek ağızdan “For you I’d bleed myself dry” diye haykırsak, nasıl bir konser olduğunu günlerce herkese anlatsak mutluluğumuz işte o zaman tam olacaktı.

İstanbul’a konsere gelme ihtimallerinin olduğuna dair haberler sıklıkla çıksa da söylenti olmaktan ileri gidemedi ve bizim de umutlarımız azalmaya başladı. Ta ki bir gün Coldplay’i çok seven bir arkadaşımdan şu teklif gelene kadar: “16 Eylül‘de, yani doğumgünümde, Prag‘da Coldplay konseri var, gidelim mi?” Üzerinde çok düşünmeye gerek yoktu. Üç arkadaş planımızı yaptık, birkaç gün içerisinde konser biletlerimizi aldık. Uçak biletleri, otel rezervasyonu derken konser için ayları, günleri saymaya başladık. Bir yandan ilk defa göreceğmiz bir şehri keşfetmenin heyecanı, bir yandan da bir hayali gerçekleştirecek olmanın mutluluğu ile Prag’a vardık.

Çalıştığımız bir döneme denk geldiğinden sadece 3 günlüğüne gittiğimiz Prag’da dar vakitte mümkün olduğunca çok gezmeye çalışıp okuduğumuz, tavsiyesini aldığımız yerlerin büyük kısmını gördük. Şehrin o ihtişamlı yapılarına, tarihi dokusuna bayıldık. Kalenin tepesine çıkıp şarabımızı yudumlarken şehri izledik. Karlovy Vary‘nin temiz havasında sokaklarını arşınlarken bol bol fotoğraf çektik. Bir de tabii biralarını çok sevdik. Yine de Prag’ı tam anlamıyla gezebilmek için sanırım bir kez daha gitmek gerekecek. Konser anını beklemenin heyecanıyla kaçırdığımız şeyler olmuştur elbette.

O gece gelip çattığında konserden birkaç saat önce yola çıktık ve koşuşturmacalı bir yolculuk sonrası konser mekanı olan Synot Tip Arena‘ya vardık. İçeri giriş yaparken hepimize farklı farklı renklerde üzeri kapaklı bir kol saatini andıran bileklikler dağıttılar. Önceleri bir süre ne olduğunu anlamaya, kapağa benzeyen kısmı açmaya çalıştık. Baktık ki etraftaki kimse de beceremiyor beklemeye karar verdik. Mutlaka bir anlamı vardı bu bilekliklerin.

Saha içindeki yerimizi aldıktan sonra vakit ilerledi, hava karardı ve tam zamanında konserin artık başladığını gösteren sinyaller geldi. Grup sahnede yerini aldığında o an eminim yeryüzündeki en mutlu insanlar, stadyumdaki bizlerdik. Grubun müziğine, Chris Martin‘in sesine ve sahnede hiç bitmeyen renkli ışık seline kendimizi kaptırdığımızda zamanı da durdurmuştuk sanırım.

Konserin başlamasından kısa bir süre sonra bilekliklerimizin işlevi ortaya çıktığında ise oluşan görüntü inanılmazdı. Binlerce kişinin bilekliği tüm konser boyunca belli aralıklarla parlak, fosforlu ışıklar saçan birer ışık kaynağına dönüştü ve karanlıkta muhteşem bir görüntü yaratmış oldu.

Grup seyirci ile harika bir iletişim kurarak 2 saat boyunca muhteşem bir performans sergiledi ve her biri birbirinden enerjik olan grup üyeleri hiç yorulmak bilmedi, seyirciler de onlara her dakika eşlik etti. Yellow, Clocks, Fix You, Paradise, The Scientist, Viva La Vida, Every Teardrop Is A Waterfall, Charlie Brown ve daha pek çok şarkıyı canlı canlı dinlemenin hazzını anlatmak kolay değil. Benim için gerçekten özel olan Yellow‘u canlı dinleyebilmek hayatımın en güzel anlarından biriydi kesinlikle.

Bazen çok istediğimiz bir şey gerçekleşmiyorsa peşinden gitmek, fırsat yaratmak gerekiyor. Bu, bizim pek çok hayalimizden sadece bir tanesiydi ve peşinden koşup gerçekleştirerek üzerine bir çizik atmış olduk.

Umarım Coldplay’in yolu yakın zamanda İstanbul’a düşer ve bu muhteşem performansa buradaki sevenleri de şahit olur. Düşmezse de tek bir konser benim için yeterli değil; bir başka şehirde yine onları izlemeye peşlerine düşerim!

theMagger’dan Prag gezi notları…

Konser görselleri: http://www.coldplaying.com/forum/showthread.php?p=5417916

Diğer görseller: Yağmur Altınoluk & İpek Hızlıkan

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?