Sibel Gürcüoğlu ile: Cocodema Üzerine
Karaköy’ün hareketli sokaklarından birkaç adım uzaklaşıp Fransız Geçidi’ne girdiğinizde, bitkilerle iç içe sakin bir yaşam alanı karşılıyor sizi: Cocodema. Bitkileri, kahveyi, tasarımı ve üretme fikrini aynı çatı altında buluşturan Cocodema; hem alışveriş yapılan bir adres, hem de şehir içinde bitkilerle yeniden bağ kurmaya alan açan bir buluşma noktası. Markanın hikâyesinin arkasında ise reklamcılıktan botanik tasarıma uzanan farklı bir yolculuk var. Cocodema’nın kurucusu Sibel Gürcüoğlu ile markanın doğuşunu, bitkilerin köklerini yosunla kaplı bir toprak küresinde yaşatmaya dayanan kokedama sanatının ve doğanın kusurlarının kabul edilmesi ve doğal güzelliğin geçiciliğini konu edinen wabi-sabi felsefesinin bu yolculuktaki yerini, atölye anlayışını, Fransız Geçidi’ndeki yaşam alanını ve Cocodema’nın gelecek planlarını konuştuk.
Öncelikle sizi biraz tanıyalım. Bitkiler hayatınıza nasıl girdi? Cocodema’yı kurma fikri ne zaman ortaya çıktı ve sizi bu hayali gerçekleştirmeye iten ne oldu?
Bitkiler aslında hayatımda hep vardı ama Cocodema’nın hikâyesi, onlarla kurduğum bağı bir işe dönüştürme fikriyle başladı. Özellikle kokedama tekniğiyle tanışmam benim için önemli bir dönüm noktasıydı. Kokedama üzerinden Japon kültürünü ve wabi-sabi felsefesini keşfettikçe, doğallığa ve sadeliğe olan yakınlığımın aslında burada da bir karşılığı olduğunu gördüm. Cocodema ismi de zaten kokedamadan geliyor ve bu yaklaşım zamanla markanın diline de yerleşti.
Ben aslında reklamcılık mezunuyum ve uzun süre o alanda çalıştım. Reklamcılıktan gelen o kası; bir fikri markaya dönüştürmek, hikâyesini kurmak ve nasıl anlatacağımı düşünmek konusunu Cocodema’da kullanmamın çok faydasını gördüm. Bitkilere olan ilgimi daha profesyonel bir noktaya taşımak için de 2018’de New York Botanical Garden’da botanik tasarım eğitimi aldım. Bugün geriye baktığımda, reklamcılıktan gelen bakış açımın Cocodema’yı en başından beri hem ürünler üzerinden hem de kendine ait bir dili, estetiği ve hikâyesi olan bir marka olarak düşünmemi sağladığını görüyorum.
Cocodema bir bitki atölyesi olmasının yanında kahvesi, tatlıları ve workshop programlarıyla insanların keyifle vakit geçirdiği bir yaşam alanına dönüşmüş durumda. Bu konsepti oluştururken nasıl bir deneyim hayal ettiniz?
Cocodema’yı oluştururken aslında sadece bitki alınan, sonrasında kahve içilen bir yerden ziyade insanların bir araya gelmekten keyif aldığı ve doğayla yeniden bağ kurabildiği bir buluşma noktası hayal ettim. Şehir yaşamında doğayla ilişkimiz çoğu zaman evimizdeki yeşil bir saksıyla sınırlı kalabiliyor. Biz bu teması gündelik hayatın daha büyük bir parçası hâline getirmek istedik. Bu yüzden Fransız Geçidi’nde olmak da bizim için çok anlamlı. Geçmişte de insanların buluştuğu, sosyalleştiği ve fikir alışverişinde bulunduğu bir pasajmış. Bence bugün Cocodema ile bu kültürün izlerini taşımaya devam ediyor. Süleymaniye’deki üretim stüdyomuzda da benzer bir hikâye var. Bulunduğumuz dükkân yıllar önce yerel zanaatkârların üretim yaptığı bir yermiş. Bugün bizim aynı mekânda bitkiler ve çiçeklerle üretmeye devam etmemiz, geçmişle güzel bir bağ kuruyor.
Cocodema’da bütün bu kültürü bugünün şehir yaşamına uyarlamaya çalışıyoruz. İnsanların kahvesini içebildiği, bitkiler ve çiçeklerle temas edebildiği, atölyelere katıldığı, bitkilerini takas ettiği ya da sadece uzun uzun oturabildiği bir alan… Buraya gelen kişinin yalnızca bir ürün tüketmesini değil; mekânla, doğayla ve çevresindeki insanlarla bağ kurmasını önemsiyorum. Cocodema’nın benim için “yaşam alanı” tarafı tam olarak buradan geliyor.
Atölye tarafı oldukça güçlü. Hem bireysel katılımcılara hem de şirketlere özel etkinlikler düzenliyorsunuz. Bugün Cocodema’da en çok ilgi gören atölyeler hangileri? Kurumsal workshoplar’da katılımcıları nasıl bir deneyim bekliyor?
Atölyeler aslında Cocodema’nın en başından beri en önemli parçalarından biri. Kokedama, ikebana (çiçeklerin çizgi, boşluk ve denge gözetilerek düzenlenmesine dayanan Japon çiçek sanatı) ve çiçek aranjmanı atölyeleri en çok ilgi görenler arasında. Burada benim için önemli olan ortaya güzel bir tasarım çıkmasının yanında, katılımcının bitkiye ya da çiçeğe dokunması, üretim sürecine dahil olması ve sonunda kendi yaptığı tasarımla ayrılması.
Kurumsal workshop’larda ise deneyimi markaya ve etkinliğin amacına göre şekillendiriyoruz. Bugüne kadar Loewe, Mercedes-Benz, Kiehl’s ve Nippon gibi farklı sektörlerden global markalarla projeler gerçekleştirdik. Zaman zaman ekiplerin birlikte üretip sosyalleştiği bir atölye, bazen de markanın kendi dünyasına özel geliştirdiğimiz bir botanik deneyim oluyor. Bu tarafı seviyorum çünkü her projede Cocodema’nın dünyasını başka bir markanın hikâyesiyle yeniden yorumlama fırsatı buluyoruz.
İlk kez Cocodema’yı ziyaret edecek biri için burası nasıl bir deneyim sunuyor? Bir gününü burada geçiren misafirleri neler bekliyor? Sizin favori workshop’unuz, kahveniz veya tatlınız hangisi olurdu?
Cocodema’ya ilk kez gelen birini bence daha içeri girmeden küçük bir sürpriz bekliyor. Karaköy’ün yoğunluğu ve kalabalığından birkaç adım uzaklaşıp ara sokağımıza girdiklerinde, karşılarına sakin ve biraz da vaha hissi veren bir alan çıkıyor. Sonrasında kahvesini alıp bitkilerin arasında uzun uzun oturabilir, onları inceleyebilir ya da atölye takvimimize göz atıp tasarım sürecine dahil olabilir. Aslında herkesin Cocodema’yı kendi ritminde deneyimlemesini seviyorum.
Benim favori workshop’um hâlâ “kokedama”. Çünkü Cocodema’nın hikâyesinin başladığı yer orası ve altında derin bir felsefesi var. Kahvede sade bir flat white tercih ederim. Limonlu cheesecake sevenler darılmasın ama tatlıda favorim kesinlikle dondurmalı brownie! Bence Cocodema deneyimi de tam olarak bunların bir arada olması: kahve, bitkiler, üretmek ve şehrin ortasında biraz şehirden uzaklaşmak.
Bir girişimci olarak geriye dönüp baktığınızda, “İyi ki bu kararı vermişim.” dediğiniz dönüm noktası neydi?
Sanırım “iyi ki” dediğim en önemli dönüm noktası, pandemi döneminde Cocodema’nın ilk fiziksel alanını açmaya karar vermekti. O dönemde herkesin evde daha fazla vakit geçirmesiyle bitkilere olan ilgi çok arttı ve bizim işlerimiz de beklemediğimiz kadar büyüdü. Biz de bu ilgiyi bitki satın almanın ötesine taşıyıp insanların bir araya gelebileceği fiziksel bir alana dönüştürdük. Bugün geriye baktığımda, Cocodema’nın bir markadan bir topluluğa dönüşmesinin başlangıcı olarak o dönemi görüyorum.
Son olarak, Cocodema’nın geleceğine dair neler planlıyorsunuz? Yakın dönemde hayata geçirmeyi düşündüğünüz yeni atölyeler, projeler veya farklı konseptler var mı?
Hayata geçirmeyi beklediğimiz ve bir süredir üzerine çalıştığımız birkaç proje var. Yeni marka iş birlikleri ve farklı atölye formatlarının yanında, Cocodema’nın botanik dünyasını farklı alanlara taşımak istiyoruz. Özellikle bitkiyi ve çiçeği sofraya daha fazla dahil ettiğimiz bazı yenilikler yolda. Şimdilik çok detay vermeyeyim ama Cocodema’nın önümüzdeki döneminde beni en çok heyecanlandıran taraflardan biri bu.
Adres: Kemankeş Karamustafa Paşa, Fransız Gç Sokağı B Blok, No:3, 34425 Beyoğlu/İstanbul
Kapak Fotoğrafı: Şeyma Öksüz
İlginizi çekebilir: Simay Yaz’dan Yeşil Ev’de Kahvaltı: Tarihî Yarımada’da Rafine Bir Sabah

Tuba Nil Dengiz 







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!