Dünyanın iyi bir yere doğru gitmediği aşikar. Denizlerimiz çok kirli, okyanuslarımız yüzen plastik adalarla dolu, atmosferimiz seyreliyor, hayvan ve bitki çeşitliliği gittikçe azalıyor. Bu söylediklerimin hepsi moral bozucu şeyler evet, ama hayatımızda yapacağımız ufak değişikliklerle, hep birlikte hem kendimiz, hem de dünya için iyileşmeler sağlayabiliriz. Dünya inanılmaz sistemlerle çalışan kocaman bir organizma, biz doğamıza döndükçe o da doğasına dönecektir.

Yazımı okumaya başlamadan önce veya okuduktan sonra, theMagger’ın plastik atık azaltma önerileri yazısını incelemenizi öneriyorum, bana sorarsanız birbirlerini fazlasıyla tamamlar nitelikte yazılar oldular. :)

Sıfır Atık’ın 5R’si

Sıfır Atık temelde 5R’den oluşuyor: Refuse/Reddet, Reduce/Azalt, Reuse/Tekrar Kullan, Recycle/Geri Dönüştür, Rot/Gübrele. Az sonra bu 5R’yi ayrıntılı okuduğunuzda Sıfır Atık’ın aslında minimalizmle ne kadar bağlantılı bir felsefe olduğunu göreceksiniz. Ama ben yazımda daha çok ‘Sıfır Atık’ kısmına odaklanacağım.

1. Adım: Reddet!

Öncelikle ilk adımda reddetmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Hepimizin evi gereksiz kağıda basılmış reklamlarla, kartvizitlerle ya da bir daha asla kullanmayacağı plastik kaplarla dolu. En başta bunların evimize girmesini engellememiz lazım. Çünkü amaç en başta çöp üretmemek! Sadece nezaketten size uzatılan bir broşürü almak yerine, eğer ilginizi çeken bir konuysa; artık hepimizin akıllı telefonları var, fotoğrafını çekebilirsiniz. Aynı şekilde, kartvizitlerin de fotoğrafını çekip saklayabilirsiniz. 

 

Gıda konusunda; en iyisi kendi evinizde yemek pişirmek ama dışarıdan söylediğinizde de siparişinizin plastiğe sarılı gelmemesini istediğinizi söyleyebilir, plastik çatal-bıçak göndermemelerini özellikle talep edebilirsiniz. Çevreye duyarlı paketleme yöntemleri kullanan yerlerden sipariş vermeye dikkat edebilirsiniz.

Market alışverişlerinde ise, öncelikle artık eski alışkanlığımız yerel pazarlara dönmenin vakti geldi. Hem meyvenin sebzenin en tazesini alabilirsiniz, hem lokal ekonomiyi, küçük işletmeciyi desteklemiş olursunuz, hem de pazarlardan her şey plastiğe sarılı satılmadığı için sıfır atık konusunda büyük bir adım atmış olursunuz. Ama şehir hayatında bu her zaman geçerli olmayabiliyor, çok iyi anlıyorum. Üç sene yurtta kalmış birisi olarak gidebileceğim tek yer marketti ama orada bile küçük taktiklerle atığınızı azaltabilirsiniz. Mesela gerçekten salatalığın plastiğe sarılı olanını almak zorunda mıyız? Ya da aldığımız iki tane elmayı plastik poşete koymamız gerekiyor mu? İlk başta market çalışanları garipsiyor, tartmaya gittiğiniz zaman aldıklarınızı poşetlemeye çalışabiliyor, işte “Hayır!” demenin tam sırası. Kaç kere tartı başında plastiğin ne kadar zararlı olduğunu, poşetlemeden de bu aldıklarımı kasaya kadar taşıyabileceğimi anlattım market görevlilerine…

Bu ilk aşamada hayatımıza empoze edeceğimiz “Hayır” diyebilme yetisi, inanın sadece Sıfır Atık’la ilgili değil, genel olarak hayat kalitenizi de artıracak. :)

2. Adım: Azalt!

İkinci adımda azaltıyoruz, azaltmalıyız! Kocaman bir tüketim çılgınlığı içinde yaşıyoruz, gördüğümüz her şey bizi daha fazla tüketmeye itiyor, maddi manevi her şeyi tüketiyoruz ve bu aslında Sıfır Atık’tan ayrı olarak hayat kalitesini genel olarak düşüren, insan psikolojisine iyi gelmeyen bir durum. Yaşam alanımızı eşyayla dolduruyoruz ve bize hareket edecek alan kalmıyor. Bunun da en büyük sebebi Fast Fashion yani Hızlı Moda. Sandığımızın aksine moda akımları sezonluk; mevsime göre değil, haftalık değişiyor. Böyle bir modaya uyum sağlamak mümkün mü sizce? Hızlı moda, çok kapsamlı ve üstüne ayrıca yazı yazılabilecek bir konu. Ama basitçe şöyle düşünebiliriz, elbise giymekten hiç hoşlanmayan bir bireyin o dönem trend olduğu için sadece bir, belki iki kere giyeceği bir elbiseyi satın alması ne kadar mantıklı? İşinizin gereği değilse, her gün giymiyorsanız gerçekten 5 tane beyaz gömleğe ihtiyacınız var mı? Ya da sadece bir tane yiyeceğinizi bildiğiniz bir meyvenin ikincisini alıp bozulmasına izin vermek, ne kadar doğru? Yani kısaca, ihtiyacımızdan fazlasını almamalıyız!  

 

İlk adımda hayır demeyi öğrenmek gibi, ikinci adımda bir şey satın alırken, buna gerçekten ihtiyacım var mı diye düşünmek hayatımda büyük bir iyileşme sağladı. Benim için kıyafet konusu önemliydi çünkü her okul dönemi sonunda valizler dolusu eşyayı eve taşıyordum ve evdeki kıyafetlerimle bir araya geldikleri zaman dolaplara sığmıyorlardı. Bu yüzden, en başta bütün kıyafetlerimi döktüm ortaya, zaten ne kadar çok kıyafeti olduğunu görmek insanda bir şok etkisi yaratıyor. Sonra her şeyi kategorilere ayırdım, üst kıyafetler, alt kıyafetler, pijamalar, iç çamaşırları, aksesuarlar, ayakkabılar, çantalar… bütün kategorileri tek tek elden geçirdim, her bir kategoriden her bir kıyafeti elime alıp; en son ne zaman giydim, artık bana oluyor mu, bir daha giyer miyim, artık tarzımla uyuşuyor mu gibi sorular sordum kendime. (Bu yöntemi ayrıca merak ederseniz, KonMari metodu olarak geçiyor.)

Ne kadar çok kıyafetten vazgeçtiğimi görseniz, çok şaşırırdınız. Ama bu beni asla üzmedi, aksine rahatlattı. Kıyafetlerin bir kısmını ihtiyacı olanlara verdim, bir kısmını online kıyafet satabileceğim uygulamalara yükledim, tamir gerektirenleri tamir ettim, artık kullanılamayacak halde olanları da başka şeylere dönüştürdüm. Şimdi dolabımı açtığım zaman tüm kıyafetlerimi rahatça görüyorum, kıyafet seçmek çok daha kolay ve hiçbir kaygı problemine sebep olmuyor, hem de çok daha az vakit harcıyorum. Bununla beraber kıyafet satın almak da çok kolaylaştı benim için çünkü ne giymek istediğimi biliyorum, bir kıyafete baktığım zaman bu kıyafeti şimdi satın alsam kaç kere giyerim tahmin edebiliyorum, benzeri kıyafetlerim var mı biliyorum. Böylece hem kendime daha rahat bir yaşam sunmuş oldum, hem de tüketimimi ciddi miktarda azalttım. 

 İlginizi çekebilir: Minimalizm Belgeseli

 

3. Adım: Tekrar Kullan! 

Geldik tek kullanımlık eşyalara. Bugün atıklarımızın çok büyük bir kısmı bu tek kullanımlık atıklardan oluşuyor. Plastik şişeler, poşetler, kahve bardakları… kısacası bir kere kullanıp attığımız her şey bu kategoride ve aslında bunları uzun vadede kullanabileceğimiz şeylerle değiştirmek çok kolay. En basit 3 tanesini şöyle örnek verebilirim, günde en az 2-3 kere atık çıkardığımız plastik şişeler yerine kullanabileceğiniz bir matara, SuCo bunun için çok iyi bir alternatif, plastik poşet yerine yanınızda da kolayca taşıyabileceğiniz bir bez çanta, hem daha da sevimliler, ve tek kullanımlık karton kahve bardakların yerine koyabileceğiniz bir termos. 

 

 

View this post on Instagram

 

A post shared by SuCo (@su.co) on

Eğer kahvenizi dışarıda içiyorsanız birçok zincir kahvecide kahvenizi rahatlıkla fincanda da isteyebilirsiniz, hiç absürt ya da garip bir durum değil bu, çünkü o bardaklar çok masum görünüyorlar, evet üstünüze isminizin yazılması çok tatlı, ama aslında en zararlılar arasındalar, çünkü onları geri dönüştürme şansımız bile yok. Karton bardakların içi incecik bir plastikle kaplı ve iki materyal birbirine karışık oldukları için geri dönüşümü henüz mümkün değil.

Bunlar dışında banyonuzda ve mutfağınızda ellerinizi kurulamak için tek kullanımlık kağıt havlular yerine eski güzel pamuklu havluları kullanmaya devam edebilirsiniz. Hazır satılan poşet çaylar yerine, kendi doğal çaylarınızı alıp kolayca demleyebilirsiniz, çünkü o küçük poşetçikler de plastik içeriyor, hem onlarla demlenmiş çayı içmek istemezsiniz,hem de doğada kaybolmuyorlar. Tekli kahveler için de geçerli bu, tekli almak yerine büyük boylarını satın alabilirsiniz ya da french press ile kendi kahvenizi demleyebilirsiniz. 

 

 

View this post on Instagram

 

A post shared by The Zero Waste Collective (@zero.waste.collective) on

Bozulmayacak gıda ürünleri satın alırken olabildiğince büyük boylarda almak en iyisi olacaktır, böylece en azından paketleme için kullanılan plastiği azaltmış oluruz. Yani bu kısımda kısaca tek kullanımlıkları bırakıyoruz, tekrar tekrar kullanabileceğimiz hem sağlığımıza hem doğaya saygılı ürünlere yöneliyoruz. Aynı zamanda bu adım somut olarak etkisini en çok gördüğümüz adımlardan birisi, o yüzden çok da tatmin edici. :) 

4. Adım: Geri Dönüştür!

Hadi diyelim bir şekilde evinize bir plastik girdi ya da kağıt, cam, metal… bunları olduğu gibi çöp kutusuna atmıyoruz artık, çöplerimizi ayrıştırıyoruz. Evsel atıkları, besin atıkları gibi şeyleri ayrı biriktiriyoruz, (onları da daha sonra kullanacağız, hatta değerlendirmenin birçok yolunu Ruhun Doysun hesabında bulabilirsiniz) geri dönüşebilir atıkları ayrı biriktirip geri dönüşüme atıyoruz. Bu basamağa kadar geldiyseniz zaten artık çok fazla atığınız çıkmıyor olmalı.  

5. Adım: Gübrele

Az önce atmadığımız besin atıkları vardı ya, işte şimdi onları kompost yapıyoruz! Yani tamamen organik gübreye çeviriyoruz. Türkiye’de aslında kırsal alanda hala devam eden bir yöntem bu ama şehir hayatında yok olup gitmiş. Dürüst olmak gerekirse ben daha önce hiç kompost yapmadım, yurtta yaşayan bir öğrenci olarak hiç kompost yapacak kadar besin atığım olmadı, o yüzden nasıl yapıldığını Ruhun Doysun’un konuyla ilgili yazısından okumanız daha sağlıklı olacaktır. 

 İlginizi çekebilir: İrem Bali’den “Semen Öner ile Atıksız Mutfak

 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN