Kendimizi en rahat hissettiğimiz yer, ne evimiz ne de yaşadığımız yer. Kendimizi en çok olduğumuz gibi göründüğümüz yerlerde değil, olmak istediğimiz gibi görünebildiğimiz yerlerde iyi hissediyoruz. Her ne kadar dijital evimiz diyebileceğimiz sosyal medya hesaplarımızın çoğu zaman hayatlarımız hakkında gerçekleri yansıtmadığını zaten uzun zamandır konuşsak da; dijital dünyanın bizi yatıştırdığı ve kendimizi daha iyi hissettirdiği  bir o kadar doğru. Online hayatımız, bir nevi terapi işlevi görüyor. Fakat kontrolden çıkan her güç gibi dijital terapinin de ucunu kaçırmak onu zararlı bir hale getirmiş olabilir mi?

unsplash-xbmzy-1620554931-jpg
Terapi mi, Kölelik mi?| Fotoğraf: Hj Barraza (Unsplash.com)

Başlangıçta yorgun bir anımızda eğlenceli bir Instagram hikayesi paylaşımının bize ne kadar iyi geldiğini ve günün yorgunluğunu unutmamıza yardımcı olduğunu fark ettik. Paylaşım yaparak kendimizi daha iyi hissetmemizin hemen ardından, “influencer”ların yarattığı “mış gibi” akımına katılıverdi bazılarımız. Hem spor yapan, hem restoran keşfeden hem evde mumlarda sadelik peşinde koşan, hem de mekanlarda sabahlayarak günü karşılayan ve her şey olmaya çalışan modern insanlara dönüşmek canımızı yakmaya başladı.

Çok masum başlayan sosyal medya maceramızda, hesaplarımızın ve takipçilerimizin kölesi olma aşamasına kadar geldik. Kölelik biraz abartılı mı oldu dersiniz? Oysa sadece fotoğraf paylaşmak için spor salonuna giden arkadaşlarınız mutlaka vardır çevrenizde. Ya da Çin yemeği sevmediği halde o çok popüler restorana ayda bir uğrayan tanıdıklarınız. Bu durum, bizi terapiden köleliğe biraz daha yaklaştırıyor gibi.

Hangi poz daha çok sevilir? Ne paylaşsam daha çok etkileşim alırım ya da ne yapsam daha popüler olurum? Birey olarak bizi mutluluğa götürecek doğru soruların bunlar olmadıkları açık. Dahası, yaşadığımız bu dijital hayatın ve taklit çağının uzun vadede hayatımızı etkileyecek en kötü sonucu, kendimize yabancılaşmamız. Olmadığımız biri gibi davrandığımız dönemlerin sonunda kendimizi tanıyamamamız. Kendi değişimimizi yakalayamamız ya da bu değişimin kontrolümüz dışında gelişmesi. Oysa insan yaş aldıkça kendisini tanımanın önemini fark ederken, mutlu edecek ya da mutsuz edecek kararları sadece kendisi için alması gerektiğini daha iyi anlıyor.

Bu sebeple içinde bulunduğumuz bu dijital fırtına esnasında kaybolmamak için kendimize sormamız gereken sorular açık. Ben kimim? Gerçekten beni mutlu eden şey ne? Şu an ne yaparsam daha iyi ve mutlu bir insan olurum? Belki daha okurken bile sıkıcı gelebilecek bu basit sorular ve sıradan öğretiler, hem çevremizdekileri memnun etmeye çalışmanın hem de beğenilme duygusuna çok fazla kapılmanın sonuçlarıyla başa çıkmanın çözümleri. Dijital terapinin ıskalamamıza sebep olduğu gerçekleri yakalamanın en gerçekçi yolları.

unsplash-sntvm-1609509577-jpg
Dijital Dünyada Ayakta Kalabilmek İçin Feda Ettiklerimiz | Fotoğraf: Priscilla Du Preez (Unsplash.com)

Bir diğer bakış açısında ise bu “dijital” terapinin bize mal olduğu şeylere dikkat çekmek gerekiyor. Yarattığı psikolojik etkilerin yanında bir de en baştan kabul ettiğimiz bazı bedeller ödüyoruz sosyal medyaya: verilerimizi kullanıma açmak, gizlilik ve kişiye özellik kavramlarının eski keskinliğini kaybetmesi gibi.

Kölelik, Türk Dil Kurumu’na göre; zorba bir gücün egemenliği ya da birinin buyruğu altında bulunan, özgür olmayan kimse olarak tanımlanıyor. Gelişen teknoloji, yapay zeka bununla paralel şekilde gelişen veri işleme altyapıları birlikte değerlendirildiğinde önümüzdeki yıllarda sosyal medya platformları ve bizi uymak zorunda bıraktıkları politikaları biraz başımızı ağrıtacağa benziyor. 

Sosyal medyayı kafa dağıtmak, motive olmak, yeni ufuklara yelken açmak ya da fikir edinmek için kullanmak onu hala dijital terapi olarak anmamızı sağlayabilir. Oysa önemli olan yüzlerce ya da binlerce beğeni almayacak bile olsa resim çizmeye; yetenekli olmasanız bile dans etmeye devam etmeniz. Sadece daha seksi olmak giydiğiniz ama hiç rahat edemediğiniz kıyafetlerinizden kurtulmanız. Kendini sevmenin ve kendini sevdirmenin sınırlarını aşmamak için kendimizi aramaktan ve bulmaktan vazgeçmememiz. Birileri için değil kendimiz için yaşamamız. Kimse için değil kendimiz için güzel görünmek, kendimize saygımız olduğu için spor yapmak, daha iyi hissedebilmek için meditasyon yapmak gibi. Diğer yandan ise veri güvenliği konularını ciddiye alarak sosyal medya hesaplarımızın ve paylaşımlarımızın sorumluluğunu almak da çok mühim bir yere sahip.

Dijitalde değil gerçekten yaşayacağımız nice özgür günlere! Herkese bol keşifli günler.

Kapak Fotoğrafı: Lisa (Pexels.com)

İlginizi çekebilir: Melike Büşra’dan Dijital Adab-ı Muaşeret Kuralları