Startup: San Francisco'dan Baş Kaldıran Sanat Fuarı
Galerilerin domine ettiği geleneksel sanat dünyası dinamiklerine karşın ‘önce sanatçı’ mottosuyla yola çıkan Startup Art Fair, 2026 San Francisco edisyonunu 17–19 Nisan tarihlerinde ikonik Hotel Del Sol’da gerçekleştirdi. Jüri tarafından seçilmiş sanatçılara tahsis edilen otel odalarını 3 gün boyunca ziyarete açan organizasyon, devasa kongre merkezlerinin ruhsuz atmosferine ve kadife bariyerlere bir başkaldırı niteliği taşıyor.
SUAF, sanatseverleri butik bir otelin her kapısının yeni bir dünyaya açıldığı küratoryal bir yolculuğa davet etmeyi amaçlamış, bu hissi de başarıyla yaşatıyor. Otelin avlusuna bakan koridorlarda, bir odadan diğerine geçerken, mekânların 70’e yakın bağımsız sanatçı tarafından nasıl farklı biçimlerde dönüştürüldüklerini görüyorsunuz. Fuarın kurucusu Ray Beldner’ın üzerinde önemle durduğu ‘bağ kurmak’ konsepti, galeri aracılığı olmaksızın [sanatçı ile izleyici arasında] en saf haliyle gerçekleşebiliyor.
Bu yılki fuarın en dikkat çekici yeniliklerinden biri, açılış etkinlikleri kapsamında, sanatı devinim halindeki bir performansa dönüştürme motivasyonuyla hazırlanan ‘The Living Archive’ başlıklı giyilebilir sanat defilesiydi. Sanatçı ve küratör Kara Fabella liderliğinde tasarlanan gösteri, modayı heykel ve performansla çarpıştırıyor. Sürdürülebilirlik ve döngüsel tasarım odaklı proje, hafta sonu boyunca giriş katındaki atölye alanıyla da desteklendi.
David Hoffer’ın sanatsal pratiği, günümüz insanının dijital ekranlarla kurduğu yaklaşık beş saatlik mesaiyi ve bu ekranlardaki piksellerin gelip–geçici görülen yapısını sorunsallaştırmış. Kullanıcı deneyimi tasarımı alanındaki kariyer geçmişini bir veri havuzu olarak kullanan Hoffer, her gün baktığımız ancak kanıksadığımız dijital ikonları yeniden bağlamlandırarak onları hem gündelik hayatın banal temsilleri hem de bağımsız sanat nesneleri olarak ele alıyor. Sanatçı, bu teknolojik imgeleri tarihsel metinler ve farklı görsel katmanlarla birleştirerek, izleyiciyi dijital şimdiki zaman ile döngüsel geçmiş arasındaki spektrumda derin bir düşünmeye davet eder. Eserleri, sanatsal dışavurumun zaferinden geç kapitalizmin trajedisine uzanan geniş bir toplumsal gerçekliği yansıtmak istiyor. Uzun yıllar teknoloji dünyasında Fortune 50 şirketleri için tasarımlar gerçekleştiren sanatçı, günümüzde bu endüstriyel geçmişle arasına entelektüel bir mesafe koyarak daha bütüncül ve tatmin edici bir ifade arayışına yönelmiş. Oakland’da yaşayan ve tasarım eğitimi vermeye devam eden Hoffer, üretimlerinde teknolojik determinizmi eleştirirken, dijital arayüzlerin insan varlığı üzerindeki kalıcı etkilerini estetik bir dille çözümlüyor.
Dan Lythcott–Haims’in sizi esere çeken anahtar üretimleri, insan yapımı dünyanın göz ardı edilen, terkedilen veya bozunmaya bırakılan parçalarını estetik birer nesneye dönüştürme felsefesi üzerine kurulu. Heykel, fotoğraf ve asamblaj disiplinlerini kullanan sanatçı, doğanın zaman içerisinde nesnelere eklediği renk, doku ve form katmanlarını yücelterek ‘eskimenin güzelliğini’ bir mücevher titizliğiyle sunmuş. Sanatçı için yol kenarında bulunan paslı bir obje, geçmişin enerjisini taşıyan bir hazine niteliğinde; bu buluntu nesneler sanatçının elinde form ve malzeme olasılıklarının sınırlarını zorlayan kavramsal birer anlatıya dönüşüyor. Kompozisyon stratejisi; tekrar, yan yana getirme ve makro bir odaklanma etrafında şekillenmiş. Fotoğraf ve üç boyutlu düzenlemeleri arasında döngüsel bir etkileşim kuran Lythcott–Haims, ‘Keys and Letters’ serisinde olduğu gibi, zamanın aşındırıcı etkisine uğramış anahtarlar ve anlamını yitirmiş harfler aracılığıyla soyutlamaya ulaşıyor. Bu nesneler, hem bireysel hem de kolektif hafızanın izlerini taşıyan birer ikonografi sunarken; sanatçı, malzemenin geçmişiyle kurduğu bu bağ aracılığıyla insan yapımı nesnelerin ontolojik değerini yeniden inşa etmiş.
Kuzey Kaliforniyalı sanatçı Annette Goodfriend, UC Berkeley’de aldığı genetik ve sanat eğitimi ile CCA’da tamamladığı yüksek lisans pratiğini benzersiz bir disiplinlerarası düzlemde birleştirmiş. Çalışmaları, Premio O.R.A. Italia ve YICCA gibi uluslararası platformlarda takdir gören sanatçı; insan anatomisini hücresel boyuttan uzuv ölçeğine kadar inceleyerek biyolojinin sürreal bir anlatısını kurguluyor. Heykelleri, bedensel formun mutajenik süreçlerini bilimsel bir gözlemci titizliğiyle ele alırken; yaşam bilimlerinin tüm canlılar üzerindeki etkisini, yaşlanma süreçlerini ve bedenin çevresiyle kurduğu viseral ilişkiyi ele alıyor. Metodolojisi; epoksi, reçine, kauçuk, balmumu ve alçı gibi malzemelerin kavramsal ihtiyaca göre hibritleştiği bir üretim sürecine dayanıyor. Geleneksel malzemeleri alışılmadık yöntemlerle bir araya getirerek inşa ettiği formlar, izleyicide ‘hayal gücünün sürreal bilim projeleri’ etkisini yaratan, zaman zaman [belki] rahatsız edici ve beklenmedik plastik değerler sunmuş. Sanatçının pratiği, sanat ve bilim arasındaki geçirgenliği kullanarak doğanın sapkınlığını ve bilimin bu süreçteki rolünü sorgulayan, estetik ve fonksiyonun iç içe geçtiği çağdaş bir anatomi okuması.
Kavramsal sanatçı Vita Mei Hewitt, Black & White Projects alanında karşıma çıkıyor. Belki arkadan aydınlatmalı farklı sunumu sayesinde, belki malzemenin farklılığından, kendini o an merak ettiriyor. Pratiği; iklim adaleti, sınıfsal hiyerarşiler ve sosyopolitik yarılmalar arasındaki etkileşimi merkezine almış. DeYoung Müzesi’nden uluslararası film festivallerine uzanan geniş bir mecrada eserlerini sergileyen Hewitt, sanatsal üretimini aynı zamanda bir toplumsal belgeleme ve savunuculuk aracı olarak konumlandırıyor. Özellikle Point Reyes’deki Alliance for Felix Cove ile yürüttüğü çalışmalar; yerli tarihini, atasal toprakların iadesini ve mekan odaklı anlatıcılığı sanatsal bir kürasyonla birleştirerek sömürge sonrası gerçeklikte ‘toprak muhafızlığı’ kavramını yeniden tanımlıyor. ‘Mass of Winners’ adlı eseri, deniz biyolojisindeki değişimleri toplumsal bir metafor olarak kullanarak çevresel kriz döneminde hayatta kalma stratejilerini incelemiş. Velella velella türünün dikilmiş yelkenlerinden inşa edilen yerleştirme, iklim değişikliğinin ‘kazananı’ olarak görülen bir türün kitlesel yok oluşuna odaklanarak, değişen ekosistem ve rüzgar paternlerini sömürgeleşmiş bir gerçeklikte var olmaya çalışan türlerin aynası olarak sunuyor. Hewitt, gerek performans sanatında gerekse üzerinde çalıştığı ‘Sage’ adlı uzun metrajlı film projesinde, bireysel kimlik inşasını ve toplumsal yapıları; yerin belleği ve sınıfsal çatışmalar üzerinden derinlikli bir estetik dille çözümlüyor.
İlk bakışta “Çocuksu çizimler gibi mi görünüyor?” diye düşündüren David Kurtz çalışmaları, Tulsa’daki köklerinden San Francisco’daki çağdaş tasarım dünyasına uzanan, disiplinlerarası bir evrimin sonucu. Ross Meyer ve Joe Andoe gibi isimlerden aldığı klasik eğitim ve estetik ilhamı; Denver’da kurduğu Rilla Creative ile kolektif bir performans ve sergileme deneyimine dönüştüren Kurtz, bugün üretimlerini tasarım, fotoğraf ve resim ekseninde sürdürüyor. Sanatçının ‘Infinite Page Views’ serisi, kişisel markalaşma olgusunu ve dikkat ekonomisine dikkat çekerken; canlı renk paletlerinin ve çekici yüzeylerin altında yatan etik ‘taviz’ verme zorunluluğunu ve dijital kaynakların birey üzerindeki hegemonyasını eleştirel bir süzgeçten geçirmiş. ‘The Hilt of Diplomacy’ gibi eserleri ise, otorite, kaos ve gücün absürtlüğü üzerine kurgulanmış görsel meditasyonlar niteliğinde. Tuval üzerindeki ateş püskürten tavşan figürü veya dışavurumcu bir eylem halindeki kadın imgesi, güzellik ile tehlikenin aynı mekânı paylaştığı tekinsiz bir atmosfer yaratmak istiyor. Kompozisyonun çeperlerine yayılan parçalanmış figürler ve ikonografik semboller, kutsal ile groteskin birbirinden ayırt edilemediği yeni bir inanç sistemine işaret ederken; kullanılan canlı renkler izleyiciyi sahte bir konfor alanına çekerek kavramsal derinlikteki huzursuz edici gerçekleri perdeleyen bir katman görevi görüyor. Şahsen, keşfetmekten oldukça keyif aldığım bir görsel dil.
Yirminci yılını kutlayan 3 Fish Studios, Eric Rewitzer ve Annie Galvin’in yaratıcı iş birliğinden doğan, Kaliforniya’nın doğal ve kültürel dokusunu merkezine alan [18:06] kolektif bir sanat odağı. Muhteşem renk paletlerinin üretildiği; Sierra Nevada eteklerinde konumlanan stüdyo, yerel floradan vahşi yaşama, kentsel manzaralardan mitolojik imgelere uzanan geniş bir yelpazede ‘yer duygusunu’ kutsayan bir görsel dil geliştirmiş. Galvin’in illüstratif bir enerji ve zengin renk paletiyle hayat bulan resimleri ile Rewitzer’ın grafik derinliği yüksek linolyum ve ahşap baskıları, stüdyonun disiplinlerarası kimliğini oluşturarak toplumsal aidiyet ve yaratıcı ifadeyi bir araya getiriyor. Annie’nin çalışmalarında görülen düşsel ve dışavurumcu üslup, eyaletin efsanevi şehir enerjisiyle beslenirken; Eric’in endüstriyel Michigan kıyılarından Sierra’nın ritmine uzanan kişisel yolculuğu, eserlerindeki mekânsal katmanları derinleştirir. Rewitzer’ın ‘Creature Feature’ serisinde olduğu gibi, çocukluk anılarını San Francisco’nun ikonik silüetiyle birleştirdiği devasa ölçekli baskıları, nostaljiyi Frank Miller vari dramatik bir mürekkep kullanımıyla harmanlıyor. İkilinin ortak pratiği, sınırlı sayıda üretilen baskılardan özgün tablolara kadar, hem bireysel belleyiği hem de paylaşılan coğrafyanın ruhunu onurlandıran küratoryal bir anlatı sunar.
Disiplinlerarası sanatçı Beth Davila Waldman; fotoğraf, resim, asamblaj ve yerleştirmeyi birer anlatı aracı olarak kullanarak sosyopolitik akımların kültürel coğrafyalar üzerindeki izdüşümlerini inceliyor. Sanatçının pratiği, Quechua ve Aymara köklerinden gelen kalıtsal hafıza ile Wellesley College ve SFAI süreçlerinde şekillenen akademik disiplini bir araya getirmiş. Özellikle ‘Divisions Series’ gibi çalışmalarında kullandığı beyaz brandalar ve fotoğraf transferleri, kentsel peyzajlardaki ekonomik statü göstergelerini ve dayatılan toplumsal değişimlerin yarattığı gerilimi yansıtan inşa edilmiş manzaralar sunuyor. Eserleri, sömürgecilik gerçekliği ile sığınak arayışı arasındaki diyalektiği sorgularken, izleyiciyi kamusal erişim ve mekânsal aidiyet üzerine düşünmeye davet etmiş. Uluslararası ölçekte Hong Kong’dan Berlin’e uzanan geniş bir coğrafyada sergilenen ve son olarak 25 yıllık üretimini kapsayan monografisiyle SFMOMA Kütüphanesi ve Arşivleri’ne dahil edilen sanatçı, günümüzde çalışmalarını Los Angeles ve Mill Valley’deki stüdyolarında sürdürürken; sanatsal dili, malzemenin fiziksel ağırlığı ile kavramsal derinliği birleştirerek kentsel dönüşümün ve endüstriyel müdahalelerin sosyolojik anatomisini çıkarıyor.
Fuarın en iyi sunum biçimlerine gelince, son derece verimli bir negatif boşluk yaratarak resim ve heykellerini dikkat çekici bir alana itmek suretiyle görünür kılan Kit Robbins, iPad’i örnek bir biçimde katalog olarak kullanmış. Her çalışmasına eşlik eden [tartışılmaz biçimde] en detaylı ve profesyonel künye kullanımı ise, metin içerikleri ve QR kodları ile Justine Martinez’e aitti.
Sanat kariyerim boyunca 27 ülkede çeşitli sergi ve fuarlarda eserlerim sergilendi, ancak şimdiye kadar en detaylı kurulum talimatlarına Startup’ta rastladım. Sanatçının aklına gelebilecek neredeyse her sorunun cevabı, harika bir zamanlamayla, tarihlere yaklaşırken, kurulum öncesinde kendilerine iletiliyordu. Bir de hesaba katılmayan imkân, eserlerinin arasında uyumak. Etkinlik otel konsepti üzerine kurgulandığı için sanatçılar, fuar boyunca sergi alanında aynı zamanda konaklayabiliyorlar, bu bambaşka bir his.
Genellikle fuar organizatörleri ya asabi ve soğuk, işleri kolay ulaşılamayan başkalarına devretmiş olurlar; ya da aşırı telaşlı şekilde her şeyden haberdar olmak ister ama yetişemez bir hal içindedirler. Ray, bu iki modelin de aksine, sanki o etkinliği birkaç gün önce yaşamış ve zamanda geri gelmiş bir rahatlık, ilgi ve profesyonellikle süreci yönetiyordu. Kendisi ve Sieglinde Van Damme, sanatçılarla nadir bulunur bir uyum içinde organizasyonu tamamladılar, satış işlemleri aksamadı/gecikmedi. Koleksiyonerler sıklıkla fuarlarda satış işlemi konusunda beklemekten şikayetçidirler, bu sorunun [etkinlik özelinde] çözüldüğünü görmek, sanat dünyası adına rahatlatıcıydı.
Sanatseverler ise, nisan ayındaki bu yoğun kültür hafta sonunda, konvansiyonel fuarların mesafeli duruşu yerine, otelin rahat/renkli atmosferinde sanatçının bizzat kendisiyle el sıkışıp eserini hikayesiyle birlikte keşfetme şansına sahip olduklarından, mutlu ayrıldılar.
Kapak Fotoğrafı: Erhan Us
İlginizi çekebilir: Erhan Us’tan Felix

Erhan Us 















Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!