Farkında mısınız, etrafımızda bize yapamayacağımız veya yeterince iyi olmadığımızı söyleyen yeterince insan var ve biz şu gerçeği biliyoruz ki düşünceler eylemleri etkiler. Bu yüzden kendi öz-olumlamamıza ihtiyacımız var,”Ben muhteşemim!” gibi. Eğer biz bunu söylemiyorsak, biz buna inanmıyorsak; hiç kimse inanmaz.

Dr. Ivan Joseph, Ryerson Üniversitesi Varsity Futbol Takımı spor yöneticisi ve baş antrenörü olarak katıldığı Tedx konuşmasında hayatın tam da içinden bir konu seçmiş: Özgüven yeteneği! Dr. Joseph, özgüveni kendine güvenme ve bir görevi başarma konusundaki düşünce olarak tanımlıyor; olasılıklar, zorluklar, güçlükler nasıl olursa olsun onu başarabileceğinize dair bir inanç. Yetenek sözcüğünü özellikle kullanıyor çünkü özgüvenin geliştirilebilir olduğuna inanıyor.

Kaçımız ilk ufak başarısızlıktan sonra pes ediyoruz veya kaçımız ilk ufak zorluktan sonra vazgeçiyoruz? Gelin, önce birlikte özgüveni inşa etmenin en basit yolunu tanıyalım. Aslında hepimizin bildiği ama uygulamaya geçirmekte zorluk çektiği bir eylem: tekrar tekrar tekrar. Sorun şu ki biz özgüvenli olmayı bekliyoruz ama yetenek ya da yaptığımız iş farklı ve yeni olmadığı sürece bunu başaramayız. Aslında kendimizi büyük ölçüde baskı altında hissetmek istiyoruz çünkü baskı, elmasları ortaya çıkarır. Örneğin 2500 kişi önünde ilk kez bir konuşma yapacaksınız, kim olsa gerilir. Bu noktada sizin bir eksikliğiniz ya da zayıflığınız yok ama özgüveninizi geliştirmek de yine sizin elinizde. Kendi kendinize tekrarlar yapın, ailenizin ve arkadaşlarınızın karşısına çıkıp tekrar edin. Bunları yaptıktan sonra 2500 kişinin karşısına çıktığınızda, artık gergin hissetmeyeceksiniz çünkü bunu “1000” kez yaptınız, tekrar ettiniz ve kendinize güveniyorsunuz. Tesadüf değil, tekrar.

J.K. Rowling, Harry Potter serisinin yazarı. Sorsanız hepimiz Rowling’i çok başarılı bulduğumuzu söyleriz, sonuçta kendini ve başarısını tüm dünyaya kanıtlamış değil mi? Peki J.K. Rowling’in Harry Potter’ı kaç yayınevine götürdüğünü biliyor musunuz? 13, tam olarak 13.  Şu an özgüvenli olduğunu iddia eden insanların çoğu, üçüncü hayırdan sonra umutsuzluğa kapılmaya başlar, altıncı hayırdan sonra olmayacağını kabullenir ve maksimum onuncu hayırdan sonra ise işten geri dönülmez bir şekilde vazgeçerdi. Rowling’e Harry Potter için toplam 12 kez hayır denmiş ama o yine de 13. kez şansını denemekten ve ısrar etmekten çekinmemiş. Aslında tekrarı, ısrar etmek gibi düşünmek daha doğru olabilir. Çünkü hep bir şeyleri tekrarlarız ama çok azımız onda gerçekten ısrar eder. İşte bu, özgüveni inşa etmek için gereken yollardan biri: Ne yapmak istiyorsan yap ve “hayır”ı cevap olarak kabul etme.

Hepimizin kafasında durmadan dönen bir “iç konuşma kaseti” var. Alışverişe gidiyoruz ve bir pantolon deniyoruz. Eğer bir kadınsanız, aklınıza yüksek ihtimalle ilk gelen şey: “Olamaz! Bunun içinde şişman görünüyorum”, erkekseniz de tersi: “Tanrım! Hiç kasım yok zayıfım” olurdu. Ya da öğrenciyken hoca bir soru sorduğu zaman bu sefer de kendi kendimize “Lütfen profesör beni seçme, cevabı bilmiyorum lütfen” deyip yere doğru bakardık. Hepimizin kafasında bu olumsuz iç konuşma var, hepimizin. Başta da söylemiştim, bize yeterince iyi olmadığımızı yapamayacağımızı söyleyen yeterince insan var, bunu neden bir de biz kendimize söylemek isteyelim ki? Neden kendi kendimize bu olumsuz iç konuşmayı yapalım? Kendi öz olumlamanızı bulun, gün içinde tek kaldığınız veya kendinizi özgüvenli hissetmediğiniz anlarda bunu tekrarlayın. Kibir, ego ve içi boş gurur arasında fark var. Bu olumlama sadece sessiz zamanlarda, kendinize hatırlatmaktan ibaret.

İyi hissettiğiniz bir zamanda, sizi siz yapan tüm şeyleri bir listeye yazın. Özgüven mektubunuz olsun bu, kendinizi o ana kadar iyi yaptığınız şeyler için tebrik edin çünkü her insan her zaman hata yapabilir. İstediğiniz kadar özgüvenli olun, tekrar hata yapacaksınız ve yeri gelecek hatanızı birileri yüzünüze vuracak veya iş ararken, ilişkilerimizde kim, ne ve nerede olduğumuza dair iyi hissedemediğimiz anlar olacak. O zamanlarda bu mektubu çıkarın okuyun, unutmayın o sizin böbürlenme mektubunuz.

Yaşarken gözden kaçırdığımız en önemli detaylardan biri de başkalarının özgüven inşasına yardım edebileceğimiz gerçeği. İnsanları bir şeyi iyi yaptıklarında takdir edin. Çok basit ama unutuyoruz. Bunu iş hayatına, eğitim ve öğretime, çocuk yetiştirmeye ve daha birçok alana uygulayabiliriz. Çocukları yetiştirme şeklinin neleri değiştirebileceğini düşünün ve çocuğunuza bardağı tezgaha koyduğu zaman için teşekkür edin, koymadığı zaman kızmayın. Onları başarırken bulun. Dr. Joseph bunu kendi iş hayatı olan antrenörlüğe de uyarlamış. Evet, bir antrenör olarak görevi hataları düzeltmek ama nasıl? Johnny’nin hatasını düzeltmek için yanlış yaptığı tüm hareketleri yüzüne vurup Johnny’nin özgüvenini yerle bir etmektense, hareketi doğru yapan diğer bir takım arkadaşını “Evet, işte böyle Freda hareketi tamamladın.” diyerek takdir etmeyi tercih ediyor. Bu takdiri görüp hatasını kendi kendine fark eden Johnny’nin özgüveni düşmediği gibi takım arkadaşı Freda’nın da özgüveni artmış oluyor.

Dr. Joseph konuşmasını siz kendinize inanmadığınız sürece kimse size inanmaz diyerek bitiriyor: Farklı olmamız gerekiyor ve insanlar bize baktığında kendimize inanmamız!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN