Yeni Halfeti çirkin. Dümdüz, renksiz. Tozu alınmamış atölyeye benziyor. Öyleyse eskisi de var. Eskisi neden eski? Eskisi sular altında. Nasıl? Baraj suları. Eski Halfeti su altında. Halfeti on kilometre yukarıda yeni bir yerleşim yerine taşınmış. Sudan kaçmış.
Sonrasında Eski Halfeti’yi görüyorum. Burayı her gün görmek istiyorum. Beni büyülüyor! Bu, girişi olan çıkışı olmayan kendi halinde bir kasaba. Sevgilisinin henüz terk ettiği güzel ama yalnız bir kız. İlk bakışta aşık oluyorum. Fırat nehri bir çukur bulmuş da oracıkta oluvermiş gibi. Mavinin bu tonuna bir isim veremiyorsunuz.
Yöreye has sarı taşla inşa edilmiş evler, Fırat’ı seyretmek için birbiriyle yarışıyorlar. Sorun yok, çünkü bu evlerin her biri Fırat’ı görebiliyor. Ermeni mimarisinin basit ama harika örnekleri bu evler. Merdivenli dar sokaklar arasında gezip terk edilmiş bu evler üzerine hikayeler yazabiliyorsunuz. Birinin damına çıkıp, bir tahtın (yazın geceleri damda yatmak için kullanılan yataklara böyle deniyor) üzerinden Fırat’ı seyredebiliyorsunuz uzun uzun. Fırat, mavinin kendi ruh haline uygun bir tonuyla orada öylece duruyor. Kitap okurken siz, Halfeti asla rahatsız etmiyor bir de. Öyle tatlı huyları var.