Halfeti küçük bir ilçe. Urfa’nın Antep’e düşen ilçesi. Fırat nehrinin kızı. Baraj sularıyla boğuşuyor. Ama öyle güzel boğuşuyor. Güneydoğu’nun saklı cenneti. Öyle diyorlar. Aramızda kalsın ama ne olur. Burayı pek kimse bilmiyor.

Babam: Neresi?! Neresi?

Ben: Dur baba, heyecanlanma. Halfeti. Halfeti’ye gidiyorum.

Çok sıcak. Fıstık tarlaları başladı. Minibüs kalabalık. Pencereyi açmak istiyorum. Fön makinası. Geri kapıyorum. Fıstık tarlaları çoğaldı. Halfeti tabelasından dönüyoruz. Her yer fıstık tarlası. Yeni Halfeti tabelası. Nüfus: 8500. Yeni?

Yeni Halfeti çirkin. Çok çirkin. Dümdüz, renksiz. Tozu alınmamış atölyeye benziyor. Öyleyse eskisi de var. Eskisi neden eski? Eskisi sular altında. Nasıl? Baraj suları. Eski Halfeti su altında. Halfeti on kilometre yukarıda yeni bir yerleşim yerine taşınmış. Sudan kaçmış. Yeni Halfeti çok çirkin.

Eski Halfeti’yi görmek istiyorum. Eski Halfeti’yi görüyorum. Sonra Eski Halfeti’yi her gün görmek istiyorum. Beni büyülüyor. Bu, girişi olan çıkışı olmayan kendi halinde bir kasaba. Sevgilisinin henüz terk ettiği güzel ama yalnız bir kız. İlk bakışta aşık oluyorum. Fırat nehri  bir çukur bulmuş da oracıkta oluvermiş gibi. Mavinin bu tonuna bir isim veremiyorsunuz.

Yöreye has sarı taşla inşa edilmiş evler, Fırat’ı seyretmek için birbiriyle yarışıyorlar. Sorun yok. Çünkü bu evlerin her biri Fırat’ı görebiliyor. Ermeni mimarisinin basit ama harika örnekleri bu evler. Merdivenli dar sokaklar arasında gezip terk edilmiş bu evler üzerine hikayeler yazabiliyorsunuz. Birinin damına çıkıp, bir tahtın  (yazın geceleri damda yatmak için kullanılan yataklara böyle deniyor) üzerinden Fırat’ı seyredebiliyorsunuz uzun uzun. Fırat, mavinin kendi ruh haline uygun bir tonuyla orada öylece duruyor. Kitap okurken siz, Halfeti asla rahatsız etmiyor bir de. Öyle tatlı huyları var.

 

Gözünüze Urfa türküleri eşliğinde Fırat’ta salınan tekneler ilişiyor. Bunlarla tura çıkmak en harika terapilerden. O evlere bir de şöyle uzaktan bakıyorsunuz. Fırat üzerinden. Sonra uzaklaşıyorsunuz. Halfeti gözden kayboluyor. Yanınızda suya batmış elektrik direkleri. Eskiden burası bir yerleşim yeriymiş diye geçiyor aklınızdan. Yarım saat sonra suyun içinde bir cami minaresi karşılıyor sizi. Gel diyor, bir ben kaldım. Devamı suyun altında. Yunus Amca var orada. Yunus Amca yaşlı. Teknelerin yanaşmasına yardım ediyor. Size çay veriyor Yunus Amca.  Yunus Amca, o köylü. Batıkköylü. Herkes gitmiş, o terk edememiş köyünü. Çiftçi Yunus Amca, şimdi turizmci. Ama o bilmiyor. Nasıl tatlı, nasıl iyi. Aynı sıcaklığı sizden de görürse bir de oturup mangal yapıyorsunuz birlikte. Afiyetle yiyorsunuz. Tabii isterseniz hemen karşıda Fırat’ın meşhur balığı şabutu da denemek mümkün.

Halfeti’de nasıl vakit geçireceğiniz size kalmış. Her ne vakit gitseniz size rezerve gibi burası.  Gece inince tamamen size kalıyor. Halfeti çok yıldızlı otelleriyle meşhur, bunu söylemeden geçemeyeceğim. Kendinize artık kullanılmayan bir evin damını kiralıyorsunuz. Damdaki yatağa uzanıp gözlerinizi açtığınızda tüm yıldızlar size harika bir manzara sunuyor. Bu ölmeden önce yapılması gereken şeyler listenize girsin lütfen, hemen!

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?