Beynimde dolmaya başlayan bir düşünce kutucuğu vardı ve ben hangi anahtarın orayı nasıl açtığını, ne zaman yeni bir kimlik kazandığımı anlayamadım.

“Tebrikler, yeni bir kimliğiniz var!”

İki ay öncesine kadar aslında birçok kişi gibi vegan olmanın çoğunlukla beslenme biçimiyle ilgili ütopik bir fikir olduğu düşüncesindeydim. Hayvansal ürün yemediğimizde hayatta kalamayacağımızı, vücudumuz için gerekli besin öğelerini alamayacağımızı sanıyordum. Hatta birçok kişinin düşündüğü gibi; veganlığın, genelde evcil hayvanı olan ve hayvanlarla derin duygusal bağı olan insanların yaşadığı bir yaşam biçimi olduğuna inanıyordum.

İlk Aydınlanma

Kendini vegan olarak tanımlayan tek arkadaşımın Instagram’daki paylaşımları dışında bir veganın yaşantısına şahit olmamıştım. O vegan arkadaşımın 8 Mart’ta paylaştığı hikaye serisi bana ilk defa vegan bakış açısının ne derece gerekli, akılcı ve vicdani olabileceğini göstermişti. Özetle hikaye serisi; kadın haklarını savunmanın dişi ineklerin süt endüstrisinde gördüğü muameleye de karşı çıkılmadığı sürece eksik kalacağını anlatıyordu. İşte burada bende bir ışık yandı.

Doğum Günüm…

Birkaç ay sonra hayatımda ilk defa üniversiteden, liseden, işten, dernekten, yogadan vs. bütün sevdiğim kişileri bir arada görmek istediğim bir doğum günü kutlaması yaptım. Bir süredir görmediğim sevdiklerimden koşucu bir arkadaşım vegan bir yaşama geçmişti ve orada birkaç saat bildiklerini ve tecrübelerini dinleme fırsatımız olmuştu.

Protein için hayvanlara ihtiyacımız olmadığını, hayvansal ürünlerin kalp, damar, diyabet, kanser, tansiyon vb. hastalıklara sebep olduğunu, Bill Clinton’ın vegan diyetle nasıl ölümden döndüğünü, endüstriyelleşmiş hayvancılığın hayvanlara ve özgürlüklerine nasıl zarar verdiğini, hatta hayvancılığın çevre kirliliğinde, karbon salınımında, toprak kullanımında, türlerin yok olma noktasına gelmesinde, kaynakların tükenmesinde ne derece etkili olduğunu anlattı. Bir anda çok mantıklı gelen bu argümanlara ağzımdan çıkan ilk cümle “Ama ben yumurtasız yaşayamam” oluvermişti. Evet, tek sebep bu kalıyordu geriye: “Haz, lezzet, alışkanlıklar”.

Üzerinden iki gün geçti, ikinci gün tavuk yemiştim, tavuğun tadından rahatsız da olmadım; fakat o öğle yemeğinden sonra “Ben bunu daha fazla yapamayacağım” dedi içimdeki ses.

Ve ben…

İki aydır hiçbir hayvansal ürünün eksikliğini hissetmeden, bitkisel beslenerek yaşıyorum. Kan değerlerim örnek olacak cinsten. Annemin hayatını %90 değiştirebildim, yıllardır sınırda olan ve hiç yerinden oynamayan kolesterol seviyesi ilk defa, yalnızca iki aylık bir değişiklikle, orta seviyeleri düştü.

Daha fazla yapamayacağımı söyleyen ses derinimden gelmişti. Kalbim ve beynim arasında bir anlaşma olmuştu. Geriye kalan sebepler çok saçmaydı. Tüm bunlardan sonra anladım ki; insan kendisi için değil, aslında başka hayatlar için vegan oluyormuş. Bu kararın sürdürülebilir tek amacı buymuş.

Merak edenler için başlangıçta önerebileceğim bazı kaynaklar var. Veganlığın sağlık tarafıyla ilgili bilgi edinmek için “What the Health“, çevre ile ilgili yanını yakından tanımak için “Cowspiracy” ve etik boyutunu anlayabilmek için “Earthlings“.

İnsan Neden Vegan Olur?, Vegan Sağlık ve Vegan Beslenme kitaplarını da öneriyorum. Son olarak bu konuyla ilgili takip ettiğim iki site var: kolayvegan.comveganlik.org.

Nazicane yemeklerimi ve öğrendiklerimi arşivlediğim Instagram sayfam’ı incelmek için tıklayın.

İlginizi çekebilir: MagPorter’dan Vegan Beslenme Röportajı

Kapak görseli: www.foodandwine.com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN