İstanbul, galerilerden samimi cafelere, kitapçılardan müzelere sayısız değerli yapıyla dolu ama tüm bunların tek bir cadde üzerinde toplandığı durumlara ender rastladığımız da bir gerçek. Taksim’de bulunan Galatasaray Lisesi’nin hemen yanından aşağıya inen yokuşta yer alan Yeni Çarşı Caddesi ise bu caddeler arasında. İstanbul’un en güzel sokaklarına dair keşif dolu rotalar çizdiğimiz bu günlerde, Huawei P30 Pro ve Leica kamerası ile birlikte bu sefer de Yeni Çarşı Caddesi’nin yolunu tuttuk. Hazırsanız, yolculuk başlasın!

Yeni Çarşı Caddesi’nin bu denli kendine özgü ve ruhu olan bir cadde olarak bilinmesinin sebebi, belki de ev sahipliği yaptığı Ara Güler Sokağı ve devamında sizi karşılayan Ara Cafe. Biz yine de heyecanımıza kapılmayalım ve caddenin en başından başlayarak; caddenin bu sanat dolu, capcanlı bölümüne geçmeden önce, kendimizi Yapı Kredi Kültür Sanat binasına atalım. Caddenin en ilgi çekici yapılarından biri olan bina, şeffaf cam cephesiyle dikkat çeken mimarisinden 80 bin kitaplık kütüphanesine ve büyük sergi alanına, gerçek bir kültür merkezi. 2017 yılından beri binanın ikonik detaylarından biri olan Akdeniz Heykeli var ki, üçüncü kattan caddede yürüyenleri selamlıyor. Birçoğumuz bu heykeli tanıyor olsak da, arkasındaki ilginç hikayeyi bilmeyenimiz çok.

İstanbul’un belki de en bilinen heykelleri arasında yer alan İlhan Koman’ın Akdeniz heykeli, ilk olarak 1980 yılında Büyükdere Caddesi’ndeki Halk Sigorta binasının önüne dikiliyor. Sonrasında bir süre Galatasaray Meydanı’nda, bir süre de Levent Yapı Kredi binasının önünde duran değerli heykel, yaklaşık 4 ton ağırlığında ve 112 metal levhanın yan yana getirilmesiyle oluşturulmuş. Kollarını açmış bir kadın figürü şekline sahip olan heykelin yaratıcısı İlhan Komban, eseri ile ilgili şu ifadeleri kullanıyor: “İnsanın kucaklaşması, sevgisi anlatılırken Akdeniz aklıma geldi; Akdeniz büyüktü, bizden bir denizdi. Kucak açmayı bu adla anlatmak istedim”.

Akdeniz Heykeli’ni Huawei P30 Pro‘nun Periskopik Telefoto Kamera‘sı ile yakından, net bir şekilde inceliyor ve ruhumuzu biraz sanatla doldurduktan sonra, rotamıza devam ediyoruz. Ara Cafe, tüm samimiyetiyle karşımızda! Duvarlarını kaplayan yeşilliklerle içinizi açan bu mekana yalnızca Ara Güler’in hayranlık uyandırıcı fotoğraflarını seyretmek için bile gidebilirsiniz. Mekanın içi de çok güzel dekore edilmiş, o ayrı.

Kapının hemen yanında bulunan ve üzerinde ‘Ara Sokağı’ yazan kırmızı tabela oldukça güzel düşünülmüş bir detay. Kafenin hemen yanında ise Güler Apartmanı’nı göreceksiniz, Ara Güler’in ailesine ait olan apartman aynı zamanda kendisinin de çocukluğuna ve gençliğine dair izler taşıyor. Ara Güler’in karanlık odasını ve arşivini bu apartmana kurduğu biliniyor.

Fotoğrafçılık dünyasının içinde bir süre geçirdikten sonra benzer bir çizgide ilerleyelim diyerek, TÜRVAK Sinema ve Tiyatro Müzesi‘ne giriyoruz. 2001 yılında, Türker İnanoğlu tarafından ve TÜRVAK Vakfı’nın bünyesinde Kavacık’ta kurulan müze, 2010 yılında Beyoğlu’na taşınıyor. Müzenin arşivinde, Türk Sineması ve Tiyatrosu’nun  geçmişine ait pek çok belge, fotoğraf, afiş ve cihaz yer alıyor. Muhsin Ertuğrul’un ilk sesli filmini çektiği kamera ise buranın mutlaka görülmesi gereken parçalarından biri.

İnanoğlu, müzeyi kurma amacını: “Yıllarca emek verdiğim ve hayatımın çok önemli bir parçası saydığım sinema ve televizyon sektörlerindeki birikimimi genç kuşaklara aktarmak ve bu sektörlere nitelikli elemanlar kazandırmak” ifadeleriyle açıklıyor. Sinema ve tiyatroya biraz olsun ilgiliyseniz, bu müzeyi gezerken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağınıza eminiz!

Müzenin hemen yanında, Tezgah Kitabevi’ni görürseniz, önce dışında yer alan kitap ve plakları inceleyebilir, güne kısa ve keyifli bir mola vermek isterseniz de içeriye gidip büyük bir kütüphaneye bakan koltuklarından birinde yerinizi alabilirsiniz. Tezgah Kitabevi’nin karşısında, caddenin solunda yer alan bir sahaf daha var. Burada birbirinden farklı konularda eski kitaplar bulacağınıza eminiz, içeri girdiğinizde burnunuza gelen kitap kokusunu almak için bile buraya girmelisiniz.

Cadde boyunca ilerlerken, ulaşılabilir sanat konseptini benimseyen Carré d’Artistes adlı galeriye uğrayabilirsiniz. Mehmet Güreli, Raquel Martins, Pierre Reymond gibi sanatçıların çalışmalarını bulabileceğiniz galeride gördüğünüz tüm eserler, Fransa’da her ay düzenli olarak toplanan bir komite tarafından seçiliyor.

Galerinin karşısında yer alan Homer Kitabevi, içerisinin güzelliğinden önce dışarıdaki duvarlarından sarkan kitaplarla büyülüyor sizi. Birbirine iple bağlı kitapları izlerken, gözünüze ‘Blind Date with A Book’ yazısı çarparsa şaşırmayın.

Bu yazı, Homer Kitabevi’nin yaratıcı fikrini anlatıyor: Dışarıdaki bir bölüm, hediye paketi yapılmış kitaplara ayrılmış. Hiçbir paketin içindeki kitabı göremiyorsunuz ancak her birinin üzerinde yazan kelimelerden neyle ilgili olduklarını anlayabiliyorsunuz. Sonrasında tek yapmanız gereken, ilgisini çekebileceğini düşündüğünüz bir sevdiğinize ilgili kitabı hediye etmek. Sizce de çok yaratıcı bir uygulama değil mi?

Yeni Çarşı Caddesi’ne gelmişken, keyifli bir yeni nesil meyhane deneyimi yaşamak için Avlu Meyhane‘ye, Beyoğlu’nun en iyi kokteyl barlarından Flekk’e, yeşilliklerle çevrili bir mekan olan ve sıcak günlerde leziz limonatasıyla serinleyebileceğiniz Limonlu Bahçe’ye, son olarak müthiş bir manzara karşısında kokteylinizi yudumlamanın keyfini yaşamak için Los Altos’a uğramayı unutmayın!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN