Bir yılı tamamlamanın kuralı, tüm yılı iyisi ve kötüsüyle değerlendirmektir. Tiyatro açısından bakacak olursam; birkaç istisna hariç güzel oyunlar izlediğim, farklı hikayelere tanık olduğum ve tiyatronun iyileştirici gücünü hissettiğim bir yıl oldu benim için. Şimdi ise koca bir yılı kapatmaya sayılı günler varken, aklımda ve beğenimde kalan oyunları sizlerle paylaşmaya geldi sıra. 2025’i izlemesi keyifli oyunlar, yine yeni yeniden sahnede hasret giderdiğim iyi oyuncular, sıra dışı dekorlar ve uzun süre etkisinde kaldığım hikayelerle hatırlayacağım. Hazırladığım oyun listeleri elimde, bir sahneden diğerine koştururken önerilerime de her oyun sonrası yenileri eklendi. Yeni bir yılın perdelerini açmadan hemen önce “iyi ki izlemişim” dediğim oyunlarla sizleri de tiyatro dolu bir yıla davet ediyorum. 

Filler ve Karıncalar, Cihangir Atölye Sahnesi

filler-ve-karincalar-1-1200x686
Filler ve Karıncalar | Fotoğraf: Gençer Yurttaş

Yeni sezonu iyi bir oyunla açmışsam tüm sezon da öyle devam edecek demektir. Söz konusu Cihangir Atölye Sahnesi (CAS) olunca, Filler ve Karıncalar’ı da açılış oyunu olarak seçmek de kaçınılmaz oldu. Yaşar Kemal’in  Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca  isimli romanı, zekice bir uyarlamayla sahnede bizimle buluşuyor. Karıncaların fillere karşı mücadelesini, haklı-haksız çatışmasını, güçlünün güçsüze tasladığı üstünlüğü, güçsüzün direnişini ve birlikten nasıl kuvvet doğar’ı hep birlikte görmüş oluyoruz. Yazıldığı günden bu zamana kadar geçerliliğini ve örneklerini koruyan bu eser, Arzu Gamze Kılınç’ın aynı çizgideki başarılı uyarlamasıyla, özgün hareket ve sahne düzeniyle bize derdini ve mesajını bu kez sahne üstünden iletiyor. Siyah kostümler içindeki oyuncular önce karıncaya, sonra hortumlarla fillere dönüşüyor; sahnede oyunculuk şöleni başlıyor.

Boran Özsaygı, Canberk Dikmen, Can Seçki, Derya Özsoy, Dorukhan Kenger, Erdi Öztürk, Murat Aytekin, Nihal Parlak, Onur Çolak, Seren Köken, Serhat Güney, yeteneklerini sahnede konuşturuken, hep birlikte büyük usta Yaşar Kemal’e bir kez daha saygı duruşunda bulunuyoruz. Kılınç’ın röportajında da belirttiği gibi, edebi eserleri performatif zemine getirmek kesinlikle zor ve özen isteyen bir iş ve bunu ışık tasarımı ve sahne koreografisini üstlendiği Muhammet Uzuner ile birlikte oldukça başarılı bir işe dönüştürmüşler.  “Dünyanın tüm karıncaları birleşin! ” çağrısını duyduğumuz oyunun sonunda bu çağrıya bir ekleme de ben yapıyorum: “Dünyanın tüm alkışları CAS için birleşin!”

Olga, Maşa, Irina, Yine Üç Kız Kardeş, YUSTUDIO

photo-2025-12-26-09-13-50-3
Olga, Maşa, İrina | Fotoğraf: YUSTUDIO

Çehov’un klasiklerinden bildiğiniz Üç Kız Kardeş’i unutun. Karşınızda bambaşka bir boyuta taşınmış Olga, Maşa ve İrina var. Üç güzel kızımıza yeni bir görev yükleniyor ve birden sınırları çizilmiş bir alanda oyunu icra etmeleri isteniyor, üstelik kostümleri ve sahnede dekorları olmadan! Ancak paniğe gerek yok, zaten işini bilen bu üç kızımız, demokrasilerde çare tükenmez misali hemen var olan imkanlarla harikalar yaratmaya başlıyor. Önce ilk kriz çözülmeli: Olaylar Rusya’da geçiyor, tamam ama o zamanda değil. Bir zaman yolculuğuna çıkıyorlar. Farklı dönemlerde kendilerini anlatıyor, her durakta kendileri şaşırıyor, onların şaşkınlıkları bizim nostaljik duygularımıza karışıyor, pandemiye denk gelince de hepimizde aynı soru beliriyor: ”Nasıl yani?” Üçü de profesyonel kız kardeşler olduğuna göre hemen bu dönemin de üstesinden geliyorlar. Bizler de “bu dünyada neler görmüşüz” sorgulamasında hep birlikte oyunun başladığı zamana dönüyoruz. Kardeşlere yeni görevlerinde bol şans dileyerek olay yerinden uzaklaşıyoruz.

Oya Denizyaran’ın kaleminde, Yarkın Ünsal’ın tabir yerindeyse eğdiği, büktüğü ve hatta ters yüz ettiği bu oyun, bildiğimiz o kasvetli halini olabilecek en keyifli uyarlamaya dönüştürülmüş. Ceren Çiçek, Songül Boztepe, Ecegül Karadeniz ise sahici ve heyecanlı oyunculuklarıyla dünyanın en tatlı Olga, Maşa ve İrina’sı olmuş. Ben diyorum ki, Çehov olsa onlarla kesin gurur duyardı. Gelin; bildiğiniz, belki daha önce izlediğiniz veya okuduğunuz Üç Kız Kardeş’e bambaşka ve olduka eğlenceli bir açıdan bakın. Aklınıza geldikçe yüzünüzde tatlı bir tebessüm bırakacağı kesin.

Yerden Yüksek Hikayeler, 1Oda1Tiyatro

img_7281
Yerden Yüksek Hikayeler | Fotoğraf : 1Oda1Tiyatro

Yerden Yüksek Hikayeler’i yerden ve zihnimizde yükselişe geçen üç hikayenin sahnede dile gelmiş hali diye tanımlayabilirim. Üç hikaye, içinde üç kahraman barındırıyor: Bir berber, bir yolcu ve bir kiracı sahnede yerini alıyor ve başlıyorlar kendilerini anlatmaya. Berber, bildiklerimizden biraz farklı çünkü bu Rapunzel’in berberi! Üstelk saç kesme konusunda da ezberlerimizi bozuyor. Mesleğin incelikleri meğer ne değişikmiş, bir traş veya kırıkları aldırmak sandığımız kadar kolay ve bu mesleğe göre çok sıradan değilmiş. (Şahsen berberlere artık eskisi gibi bakmıyor ve önlerinde saygıyla eğiliyorum.)

Yolcu kadına gelince, uçağa biniyor, büyük şehre gidiyor. Düşüncelerini bavul yapmış, üst rafa yerleştiriyor, emniyet kemerini bağlıyor ama yolculuk sonunda inecek mi belli değil. Ya kiracıya ne demeli! Bir yerleşme çabası aldı başını gidiyor ama nev-i şahsına münhasır komşulardan ne mümkün. Bir evden diğer eve konan ve hiçbir zaman “ev sahibi” ve hatta “komşu” sıfatına bile sahip olamayıp adı sadece kiracı kalanların hislerine ve deneyimlerine tercüman. Hikayelerin ilginçliğinde ve hikaye sahiplerinin sözlerinde yalnızlık ve destekleyici sessiz çığlıklar bizim ruhumuzdakilerle çarpışıyor.  

Olcay Tanberken’in aynı ismi taşıyan öykü kitabından üç öykünün uyarlandığı bu oyunu izlerken iyi ki kitabını da almışım diye geçirdim çünkü o kadar güzel kelime oyunları, tanımlar ve ifadeler var ki; izlerken zihninizde, okurken de kitapta altını defalarca çizmemek içten değil. Aydoğan Temel’in yönetmenliğinde Venda Altuntaş, Muzaffer Yöntem ve Olcay Tanberken’in karekterleri oynamaktan ziyade üstüne giyip hakkıyla taşıdıkları bu oyunda yalnızlığınıza derman arama çabanıza ortak bulacaksınız. Kim bilir, oyun sonrasında elinize kitabı da alıp yerden yükselişe birlikte geçersiniz.

Spritua, Biraderler Yapım

Spritua’yı nasıl anlatmalı bilinmez ama muazzam bir iş gerçekleştirildiği konusunda çok net olacağınız kesin. Bir tiyatro değil, dans tiyatrosu hiç değil, tiyatroyla dansın mükemmel birlikteliği; kendi deyimleriyle “popüler alanın ehli ellerde sanata dönüşebileceğinin kanıtı”. Yaşanmış bir zamanın bugünden anlatısında geçmişle gelecek iç içe geçiyor, Shakespeare’in beş büyük tragedyası, yaşları 8-18 arasında değişen gençlerin bir saati aşkın süren dansları, sesleri, sözleri ve bitmeyen enerjileriyle bambaşka, yeni nesil bir anlatıya dönüşüyor. İlk dakikadan sonuna kadar hayranlıktan ağzım açık şekilde izlediğim, o meşhur tiradları birlikte söylediğim, kıskançlık, ihanet, savaş, umut gibi yüzyıllardır süregelen bilindik meseleleri irdelediğim ve “sahneleme” sonunda onlarla dans ettiğim Spiritua artık benim için bambaşka bir seyir keyfinin karşılığı.  

youtube play youtube play

“Shakespeare’e yeni nesil ayar çeken” bu klasik tiyatro biçimlerini günümüz gençleriyle yeni bir estetik anlayışla bizimle buluşturan Arda Aydın’ı mı, sahnede performanslarını icra ederken gözlerindeki ışığı hiç eksik olmayan 45 genç oyuncuyu mu, teknolojik sahneleme teknikleriyle bizi bu yolculuğa çıkaran tüm tasarım ve yapım ekibini mi daha çok alkışladım hiç bilmiyorum. Bildiğim bir şey var; Kral Lear, Othello, Macbeth, Richard III ve Hamlet de izleseydi, hepimizden önce ayağa kalkar, alkışlar ve Shakespeare’e de sahnedekilerle birlikte selam gönderirdi.

Şairler Mezarlığı, A.H.E.N.K.

t24
Şairler Mezarlığı | Fotoğraf: t24.com.tr

Bugüne kadar bambaşka hikayeler izledim; kimi tanıdık geldi, kimi beni bana anlattı, kimi bana çok uzak kaldı ama ilk defa hiç yazılmamış özgün bir hikaye karşıma çıktı. Şairler Mezarlığı, hiç bu tarafa gelememiş Mısra’nın, bu taraftan diğer tarafa gidememiş Piraye ile tanışmasını ve bilinmeyen bir yerde ve zamanda birbirlerine şiirler aracılığıyla yoldaşlığını sahneye taşıyor. Doğmadan kıyıya bırakılan bir bebek, gerçek dünyanın merakına, aniden sevdiklerini geride bırakan bir annenin acısı eşlik ediyor. Oyun sonunda Mısra’nın yaşadığı heyecan hepimizin içini ısıtıyor. İkisini de bağrımıza basıyoruz ama Mısra başka; şahsen elinden tutup gerçek dünyada birlikte gezmeyi ve bu kez sevinçten gözyaşlarını fark etmesini çok isterdim.

Daha önce yazılmamış bu hikayeyi bizimle buluşturan Ersin Doğan’ın kalemini konuşturduğu diğer oyununu da radarıma şimdiden aldım. Selena Demirli’ye, sahnede duruşu ve oyunculuğuyla en başından beri sımsıkı sarılmak istediğim Mısra olmak çok yakışmış. Annelik duygusunu yüreğinde taşıyan Dilek Uluer ile birlikte de şiirli bir uyum yakalamışlar. Oyundaki kostüm ve dekoru da tırnak içine almak gerekiyor. İlk başlarda hala anne rahminde ve tanışma sonrasında iki dünya arasında bir yerde olma hissini salıncak ve perdelerle yansıtan dekor ve kostümlerin başarısı söz konusu çünkü. Bugüne kadar izlediklerinden farklı bir tiyatro deneyimi arayanların artık gideceği adres belli: Şairler Mezarlığı.   

2025’i bitirirken bana kalan oyunlardan böyleydi. Hepsi, sizlerin de yeni yılda önce notlarınızda sonra alkışlarınızda olmayı hak ediyor çünkü yeni bir yıla tiyatroyla başlamak ve iyi oyunlar izlemek gibisi yok. O halde, heyecan verici anlatılar, başarılı oyunculuklar ve tiyatro tutkusuyla dolu bir yıl dileğiyle!    

Kapak Fotoğrafı: 1Oda1Tiyatro

İlginizi çekebilir: Eda Geven’den Tiyatro Mevsimi Başlıyor: 2025 – 2026 Sezonunda Yeni Oyunlar