Yorgos Lanthimos: Sinemanın Distopik Prensi
Cannes Film Festivali’nden dört,Venedik Film Festivali’nden iki,BAFTA,İngiliz Bağımsız Film Festivalleri’nden iki ve Avrupa Film Ödülleri’nden dört ödülle dönmüş olan bir başarı dehasının filmlerini mercek altına alacağız bugün. Yeni filmi “Bugonia” için sayılı günler kalmışken Yunan senarist, yapımcı film ve tiyatro yönetmeni olan Yorgos Lanthimos’un hafızalara kazınan filmlerini bugün hep birlikte hatırlıyoruz. Hazırsanız başlayalım!

Sinema dünyasına adımını Lakis Lazopoulos ile beraber yaptığı “My Best Friend” (2001) filmi ile atan Lanthimos’un adını tüm camiada duyurduğu film ise hiç şüphesiz 2009 yapımı Dogtooth filmidir. Biz de bugün sizlerle birlikte yönetmenimizin senaryosu, oyunculukları ve muhteşem çekimleri ile hafızalara kazınan 4 filmi Dogtooth, The Lobster, The Favourite ve Poor Things filmlerini tekrar hatırlayarak küçük bir Lanthimos turnesine çıkıyoruz 🙂
Dogtooth (2009)
2009 yılında görücüye çıktığı Cannes Film Festivali’nde “Belirli Bir Bakış” bölümünden ödülle ayrılan Dogtooth filmi aynı dönemde “Yabancı Dilde En İyi Film” dalında Oscar’a da aday gösterilerek başarısını kanıtlamıştı.
Yunanistan’daki kemer sıkma politikalarını bir aileyi odağına alarak anlatan film natüralist anlatım yapısınının arasına absürt öğeleri de ekleyerek kendine has bir tarz yaratması sayesinde eleştirmenler tarafından da çok kez “Yunan Yeni Dalgası” etiketine layık görülmüştü.

Film; şehirden uzak yüksek duvarlarla çevrili bir evde yaşayan üst orta sınıf bir aileyi odağına alıyor. Ataerkil hakimiyetin sürdüğü evde, evden tek çıkış hakkı olan kişi iş için dışarı çıkan baba karakteri oluyor. Anneyi sürekli kendi dünyasında telefonla konuşurken görüyoruz. Ailedeki ergenlik çağında olan iki kız ve bir erkek çocuğun sürekli kontrol altına alındığını izliyoruz. Bu evden çıkabilmenin tek kuralı ise şu: Köpek dişini düşürebilmek.
Dogtooth için alegorik anlatının en iyi örneklerinden biri desek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Evde ataerkil kuralların geçerli olması, eril zihniyetin baskınlığı, evdeki bireylerin sorgusuz sualsiz bir şekilde koyulan kurallara boyun eğmek zorunda kalması ve koyulan kurallara uyulmadığı takdirde evin yöneticisi konumunda olan baba tarafından kesilen cezalar… Tanıdık geldi değil mi sizlere de ? Aslında ev üzerinden anlatılan konu tamamen dönemin iktidarına olan bir gönderme. Absürt yollarla yaşanılanlar ti’ye alınırken aynı zamanda “nasıl ya?” diyerek bizleri hayrete düşürüyor. İşte bu filmi en güzel yapan detaylardan biri de tam olarak bu.
The Lobster (2015)
Benim için bir ortamda Yorgos Lanthimos adı geçtiğinde aklıma ilk gelen film The Lobster olmuştur her zaman. Distopik dünyası, şahane oyunculukları ile benim için kült filmler arasında sayılabilecek bir noktadadır. Cannes Film Festivali’nden Jüri Ödülü kazanması da başarısının yerini kanıtlar nitelikte.

The Lobster’ın dünyasında bekar insanlar 45 gün boyunca bir otelde tutularak kendilerine uygun bir eş bulunması isteniyor. Eğer aşık olup evlenecekleri bir eş bulamazlarsa da diledikleri bir hayvana dönüştürülerek hayatlarına bu şekilde devam ediyorlar. Filmde ana karakterimiz David’in (Colin Farrell) eşi tarafından terk edildikten sonra bu otele gelmesi ile hikayemiz başlıyor. Akademi Ödülleri’nde “En İyi Senaryo” dalında aday gösterilmesine şaşırmamalı, değil mi?
The Favourite (2018)
Yeni filmi Bugonia’da da Emma Stone’u başrolde izleyeceğimizi düşününce bu filmi daha da yakından incelemek boynumuzun borcudur, keza kendisi başrolde.
Yorgos Lanthimos’un filmlerinde yalnızca yönetmen koltuğunda değil aynı zamanda senaryosunda da yer aldığını bildiğimiz için The Favourite’i diğer Lanthimos filmlerinden ayıran en önemli özellik bu senaryoda kendisinin yer almıyor oluşu. Lakin izlemeyenler için ön bilgi; hiç kaygılanmayın film başladığı andan itibaren Lanthimos’un izlerini görmemek mümkün değil, o yüzden buyrun gönül rahatlığıyla açın.

Film; 18. yüzyıl İngiltere’sini ve iktidar oyunlarını mercek altına alıyor. Konu çok sıradan gelebilir gözünüze ama dikkat çeken yanlarından biri tüm ana karakterlerin kadınlardan oluşması. Evet yanlış duymadınız, filmdeki en önemli ve ana karakterler kadınlardan oluşuyor. Erkekler hiç mi yok derseniz elbette var ama daha arka planda izliyoruz kendilerini. Film bu yanıyla cinsiyet rollerini değiştirerek belli tabuları da yıkmış oluyor. Örneğin; filmde en çok makyaj yapan kişiler erkekler. Kadınların iktidar savaşında erkeklerin durumdan bihaber olarak sunulması tüm dengeleri altüst ediyor. Böylelikle de film eşi benzeri olmayan bir örnek olarak karşımıza çıkıyor.
Poor Things (2023)
Yine bir Yorgos Lanthimos ve Emma Stone birlikteliği olan bir film. İskoçyalı yazar Alasdair Gray’in aynı adlı romanından uyarlanan filmde bir çocuk-kadının büyüme hikayesine şahitlik ediyoruz.

Filmimizin baş karakteri Bella Baxter (Emma Stone) bebek beynine sahip olan yetişkin bir kadın. Godwin Baxter isimli bir bilim adamı henüz intihar etmiş hamile bir bir kadını tekrar hayata döndürmek ister. Ancak kadının bu hayatta kalmak istemediği için intihar ettiğini bildiğinden bu durumu farklı bir yolla hayata geçirir. Bu yüzden kadının bedeni ile karnındaki bebeğin beynini birleştirerek yepyeni bir insan yaratarak onu hayata döndürür. Bu kişi de Bella’dan başkası değildir. Modern bir Frankenstein öyküsü desek yanlış olmaz sanırım. Bella film boyunca yeni benliğini ve hayatını tanırken biz de kendisine eşlik ediyoruz.
Yeni filmi öncesi bir Lanthimos turnesi iyi geldi sanki hepimize, ne dersiniz ? Ben yazıyı hazırlarken tekrar bir Lanthimos film gecesi düzenlemeyi düşündüm. Bu filmlerin her biri bir tur daha izlenmeyi hak ediyorlar bana kalırsa. Sizlerin de izlediğiniz Lanthimos filmleri hakkındaki görüşlerinizi çok merak ediyorum. Öncelikle yorumlarda bu filmler hakkında bir kritik yapalım, 31 Ekim’den sonra da yeni film “Bugonia” için tekrar buluşuruz. Yeni filmin fragmanını yukarıya iliştiriyorum. Eski filmleri izleyenleri yorumlara bekliyor,izlemeyenleri benimle birlikte Lanthimos film gecesi yapmaya davet ediyorum. İyi seyirler 🙂
Kapak Fotoğrafı: The Independent
İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan Venedik Film Festivali 2025: Altın Aslan Ödüllü Filmler

Zeynep Cemre Şahin






Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!