“Türkiye’den başka nerede yaşayabiliriz?” diye araştırıp, farklı bir ülkede yeni bir hayat kurabilmek için heyecanlanırken bir yandan geleneklerimiz, ailemiz, geçmişimiz bizi burada tutuyor. theMagger’ın röportaj dizisi “Yurt Dışına Yaşamak” ise buna cesaret etmiş ve bunu başarmış olanların hikayelerini anlatıyor. Bu haftaki konumuz bunu başarabilmek için ilk adım alternatiflerinden biri olan eğitim için yurt dışında yaşamaya başlamak ve konuğumuz, yüksek lisans eğitimi için Londra’da yaşayan magger Selin Şen.

BiG-BEN-SELIN

_Kısaca kendinden bahsedebilir misin?

Antalya’da büyüdüm, üniversiteyi İzmir’de okudum. Hayatım Ege ve Akdeniz kıyılarında geçti diyebilirim. Küçüklüğümden beri başka ülkeler, kültürler ve dillere karşı büyük ilgim vardı. Üniversiteye başlar başlamaz bir yolunu bulup seyahat etmeye başladım. Her seyahatimden sonra herkese Almanya şöyle Hindistan böyle diye teker teker hikayeler anlatmaya başladım. Baktım ki bu hikayeler benim için seyahat etmek kadar zevkli bir hale geldi, ben de seyahat blogu açmaya karar verdim. Yaklaşık 2 yıldır www.traveling-lady.com dan hem İngilizce hem de Türkçe yazılarımı yayınlıyorum. Yine 2 yıl önce theMagger ekibiyle tanıştım ve bu platformda da yazılarımı paylaşıyorum.

_Ne zaman Londra’ya taşındın? Nasıl gelişti süreç, kısaca bahsedebilir misin?

Londra’ya master yapmak için taşındım. Londra, finans ve uluslararası işletme gibi alanlarda master yapılabilecek en zirve şehirlerden bir tanesi. Benim de istediğim alan uluslararası işletme ile olduğu için özellikle burayı tercih ettim.

_Londra’da yaşamaktan memnun musun? Orada neler yapıyorsun?

Londra’da yaşama fırsatı bulduğum için çok mutluyum. Büyük ve kültürel açıdan zengin şehirler beni her zaman kendine çekmiştir. Londra da birçok kültürün bir arada yaşadığı çok canlı ve aktif bir şehir. Her hafta sonu sayısız festival, aktivite var. Tiyatrolar ve müzikaller ve dünyanın en zengin ücretsiz koleksiyonlarını barındıran müzelerden bahsetmiyorum bile. Bütün bunlara ek olarak, Londra’daki bütün irili ufaklı bölgelerin kendine has mimarisi, hikayesi ve tarzı var. Hepsini tek tek gezmek bile başlı başına turistik aktivite gibi aslında. Özellikle hafta sonunda farklı bölgelerde kurulan marketleri ziyaret etmek favorim.

Ben buradaki zamanım sayılı olduğu için biraz agresif davranıyorum ve her gün mutlaka yeni bir şey görmeye, yeni yerler ziyaret etmeye çalışıyorum.

CHANCE STREET P

_İngiltere’de Londra dışında yaşaman gerekse nereyi seçerdin?

İngiltere değil de Birleşik Krallık olarak düşünecek olursak kesinlikle Edinburgh’u seçerdim. Edinburgh Londra’ya çok benzemesinin yanı sıra çok derin bir kültürel mirasa sahip. İlk gittiğimde gerçekten çok etkilenmiştim, sokaklarda çalan gayda sesleri hala kulağımda.

_Taşındığın ilk zamanları anlatabilir misin? İlk zamanlar (taşınmak, yeni insanlar tanımak, alışmak) gerçekten daha mı zor oluyor? 

Taşındığım ilk zamanlar gerçekten çok zor geçti ! Londra’nın canlılığı ve cazibesi bir yana ama gerçekten çok pahalı bir şehir. Aynı zamanda uygun fiyatlı daire ya da oda bulmak da gerçekten çok zor özellikle ortalama öğrenci bütçesiyle. Benim bütçem de oldukça kısıtlı olduğu için kendime nispeten daha uygun fiyatlarla yaşayabileceğim bir düzen kurmakta çok zorlandım. Daha sonra Londra’yı keşfettikçe hayatım daha kolaylaştı ve şehrin tadını çıkarmaya ancak o zaman başladım.

Yeni insanlarla tanışmak konusunda da Londra diğer İngiliz şehirlerinden oldukça farklı. Ben açıkçası biraz snob insanlarla karşılaşacağımı düşünüştüm ama pratikte hiçbir zorluk yaşamadım.

_Türkiye’yi özlüyor musun? Özlüyorsan hangi yönlerini özlüyorsun veya hangi yönlerini hiç özlemiyorsun? 

Klasik cevabı ben de vereyim: En çok özlediğim şey ailem ve arkadaşlarım… Ama o özlem de her şeye yetiyor açıkçası; sevdiğim insanlarla yaptığım görüntülü aramalar bir süre sonra yeterli gelmemeye başlıyor.

Onun dışında tabii ki uzun yıllar yaşadığım şehir Antalya, güzel İzmir ve İstanbul’u da özlüyorum. Bazen rüyalarımda Kaş’ta balık yediğimi gördüğüm falan da oluyor. :)

Ama ama ama… Özlemediğim şeylerin listesi de hayli kabarık, oralara hiç girmeyelim.

redemptıon

_Yurt dışında yaşamanın, başka bir kültür deneyimlemenin birey olarak avantajları ve dezavantajları neler sence? 

Yeni kültürler, yeni insanlar tanımak insanın yaşamını zenginleştirmek için atabileceği en büyük adımlardan bir tanesi. Buna ek olarak insan tek başına yurt dışına yerleştiğinde gerçekten kendini daha iyi tanıma fırsatı buluyor. Yurt dışında yaşamanın tek kötü yanı ailenden ve sevdiklerinden uzak kalmak. Bunun dışında kimsenin bir dezavantajla karşılaşacağını düşünmüyorum.

_Peki Türkiye dışında yaşamak sana neler öğretti? 

Benim en büyük kazanımım kesinlikle bugünü yaşamayı öğrenmek oldu. Londra’daki her şey benim için çok yeni olduğu ve buradaki zamanım da kısıtlı olduğu için, son birkaç ayımı hiçbir şeyi ertelemeden yaşadım. Bu benim için bir devrim oldu çünkü günlük yaşamdan çok daha fazla keyif almaya, her yeni günü bir macera gibi görmeye başladım.

Onun dışında tabii ki güçlü olmak konusunda bana çok fazla şey kattı. Yurt dışında, yepyeni bir ortamda kendinizi yalnız ya da depresif hissettiğinizde en büyük dayanağınız yine kendinizsiniz. Bazen Türkiye’den bir yakınınızı arayıp içinizi dökmek durumu tam olarak anlatmaya yetmiyor, o nedenle ister istemez insan kendini motive etmek, kendi kendinin en iyi arkadaşı olmak konusunda çok şey öğreniyor.

why so serıous

_Yurt dışında yaşayan bir Türk olarak, Türkiye’den haberlere nasıl tepkiler veriyorsun?

Tabii ki her gün içim içimden gidiyor. Bazen hiç okumaya çalışıyorum ama mutlaka sosyal medyada bir paylaşım görüyorum ve tabi okumadan geçemiyorum. Bir de yabancı medyada bütün haberler bambaşka bir şekilde yansıtılıyor ve de insanların büyük bir ilgisi var. Her sorana o öyle değil aslında böyle diye tek tek izah etmekle günlerimi harcıyorum diyebilirim.

_Londra’dan bize birkaç lokal öneride bulunabilir misin? 

Londra farklı zevklere hitap eden farklı bölgelerden oluşuyor. Londra’nın daha alternatif ve hip yönünü daha yakından görmek için Camden ya da Shoreditch’ı mutlaka ziyaret edin. Daha posh takılmak istiyorsanız istikamet Chealsea ve Mayfair. Londra’nın “çılgın” yüzünü görmek için ise mutlaka Soho’ya uğrayın.

Londra’nın olmazsa olmazlarından biri akşamüstü publarda takılmak. Kensington’daki Churchill Arms en ünlü publardan bir tanesi. Buna ek olarak “Ye Old” gördüğünüz her pub en az 90-100 yaşında tarihi değeri olan yerler. Eski Londra’yı hissetmek için herhangi birini mutlaka ziyaret edin. London School of Economics yakınlarındaki “Ye Old White Horse” oldukça başarılı.

Gece hayatına gelince … Elektronik müziği seviyorsanız efsanevi “Ministry of Sound” şehrin dünyaca ünlü cazibe merkezlerinden bir tanesi.

Hafta sonu sabahı yapılacak en güzel aktivitelerin başında ise lokal marketleri ziyaret etmek geliyor. Borough Market benim en sevdiğim. Dünyanın dört bir her türlü lezzetin sergilendiği ve Etiyopya’dan İspanyol mutfağına kadar sayısız lezzeti tadabileceğiniz muazzam bir yer. Benim favorim eskiden çok daha ünlü olan lokal İngiliz istiridyeleri.

Yok ben daha sakin bir sabah geçirmek istiyorum diyorsanız, en iyi alternatif klasik İngiliz kahvaltısı. Küçük kafelerden Publara her yerde İngiliz kahvaltısı servisi var ama ekstra cool olmak için Breakfast Club’ı tercih edebilirsiniz. Yarım saat kuyrukta bekledikten sonra içeri girince her şey normal gözüküyor fakat garsonlardan birine mekanda duran retro buzdolabı kapısından içeri girmek istediğinizi söylediğinizde, bambaşka bir dünyaya kapılar açılıyor. Daha fazla anlatmayayım sürprizi kaçmasın.

Londra’da yapabileceğiniz en güzel şeylerden biri de şehrin ortasında yer alan birbirinde güzel parkları ziyaret etmek. Hyde Park’tan geyikleriyle meşhur Richmond Park’a kadar birçok seçeneğiniz var. Ama benim favorim tüm şehri kuşbakışı izleyebileceğiniz “Primrose Hills”. Yapabiliyorsanız erken kalkın ve güneşin doğuşunu buradan izleyin.

Müzelere gelince, benim favorim Tate Modern ama National Gallery’nin de oldukça geniş güzel bir kolleksiyonu var. V&A Museum’a sırf kafesinde oturmak için bile gidilebilir. Müze adı geçince çoğu kişi sıkıcı bir seçenek gibi düşünüyor olabilir ama Londra’da kesinlikle atlamamanız gereken bir atraksiyon.

Son olarak yiyecek konuna değinecek olursak Londra birçok farklı kültürden oluşan oldukça kozmopolit bir şehir. Bunu en iyi gözlemleyebileceğiniz yer ise şehrin yemek kültürü. Hint yemekleri burada gerçekten çok popüler ve belki Hindistan’da yediklerimden daha lezzetli diyebilirim. Benim favorilerim Dishoom ya da Masala Zone.  Akşam yemeği için gidilebilecek en güzel manzaralı yerler ise gökdelenlerin tepesinde yer alan Sushi Samba ve SkyGarden Fenchurch Restaurant. 

Igloo MAGGER

_Son olarak, yurt dışında yaşamak isteyen ama buna cesaret edemeyen kişilere birkaç tavsiyede bulunabilir misin?

Yapmak istediklerimizi ertelediğimiz ya da gerçekleştirmediğimiz her an içimizdeki çocuğa ihanet ediyoruz aslında. Türkiye’de kalıp alışılmış tanıdık yaşama devam etmek çok daha kolay olsa da içinizde böyle bir istek varsa asla ertelemeyin derim. Ben yurtdışına kısa ya da uzun dönemli yerleşip de ülkesine döndüğünde çok pişmanım, kaybım çok büyük keşke hiç gitmeseydim diyen hiç kimseyi duymadım. Herkes bunun farkında aslında ama korku çok büyük bir faktör.

En çok karşılaştığım korku…Türkiye’de sahip olduğu yaşam şartlarından feragat etmek korkusu… Onlara şunu söyleyebilirim. Ben Türkiye’deyken denize 10 dk mesafede oldukça büyük bir evde tek başıma yaşıyordum, güzel bir arabam da vardı. Buraya gelmek için arabamı sattım, bütün birikimimi ortaya döktüm. Şu an bir odada 3 kızla beraber yaşıyorum. Hayat standartı düşmek denilen şeyi birinci elden deneyimledim. Pişman mıyım ? Hiç değilim. Şu an edindiğim deneyim benim için güzel bir evde oturmak, statü, güzel araba gibi şeylerden çok daha önemli. Hem bunu kendine ve geleceğe yapılan bir yatırım olarak görüyorum.

Parasal açıdan çok büyük bir birikime ihtiyacı olduğunu düşünüp gözü korkanlar da var. Öncelikle yurtdışına eğitim için değil de çalışmak için çıkıyorsanız büyük bir birikime ihtiyacınız yok. Ben eğitim için geldiğim için bir birikimle gelmek zorundaydım, 6 yıl boyunca para biriktirdim. Benimki biraz zor ve uzun bir yoldu. Yok uzun yola gelemem diyorsanız, yine yurtdışında eğitim için birçok burslar var denemeye değer! İstedikten sonra imkansız diye bir şey yok…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?