Amsterdam’a bundan 6 sene önce sadece 1,5 günlüğüne gitmiştim. Herkesçe bilinen turistik bölgeleri görüp şehre çok da hayran kalmamıştım. Dam Square ve Red Light’tan ibaret sandığım bu şehir bu seneki 3 günlük turumda ne kadar yanıldığımı bana gösterdi. Amsterdam’da bu seferki turumuzda daha çok lokal gibi gezmeye önem verdik. Gezdiğimiz bölgelerde hep turistlerin daha az olduğu daha sakin mekanları tercih ettik.

Cuma akşamı vardığımız otelimiz Amsterdam’ın merkezinden arabayla 10 dakikalık mesafede, Sarphatistraat’ta yer alan Hyatt Regency oldu. Normalde butik otelleri sevmekle birlikte King’s Day zamanı Amsterdam’a gidiyorsanız çok da seçeneğiniz olmadığını hatırlatmak isterim.

Bar Bukowski

Amsterdam Tatili İçin Lokal Mekan Önerileri

Cuma akşamı otelimizin yakınında bulunan, bir tek turistin bile olmadığı Bar Bukowski’ye gittik. Charles Bukowski’ye yaptığı atıfla ismiyle beni fetheden bar, içerisindeki ortamla da bizi mutlu etti. Oosterpark 10 numarada bulunan bu iki katlı sevimli bar, güzel müzik yapan, güzel kokteyller sunan, bin bir çeşit lokal bira deneyebileceğiniz ve hava güzelse dışarıda da oturabileceğiniz çok keyifli bir yer. Saat 02:00’ye kadar vakit geçirip yürüyerek tekrar otele dönüyoruz.

Little Collins

Cumartesi sabah ise Amsterdam’ın en iyi kahvaltıcılarından birini keşfettik diyebilirim. Little Collins, De Pijp bölgesinde yer alıyor. Cumartesi sabahı biraz kalabalık olduğu için kapıda sıra bekleyebilirsiniz, biz şansa sadece 5 dakika bekledikten sonra içeride sokağa bakan hafif barımsı bir yere oturuyoruz. Mutfaktan çıkan tüm kahvaltıların görüntüsü insanın iştahını kabartan cinsten. Wasabi soslu, sıcak füme somon ve poşe yumurtadan oluşan Frank’s Hot Smoked Salmon’ı eşim tercih ederken ben de kuşkonmaz,keçi peyniri, mantar ve poşe yumurta 4lüsünden oluşan The Portobello’yu sipariş ediyorum. Uzun zamandır bu kadar lezzetli bir kahvaltı etmediğimi söyleyebilirim. Amsterdam’da bir sabahınızı mutlaka Little Collins’e ayırın derim.

İlk gün kahvaltıdan sonra yaptığımız ise aylak aylak dolaşmak, havanın güzel olmasını fırsat bilip  Jordaan, De Pijp bölgelerini yürüyerek gezip butikleri dolaşıyoruz. Bir de şansımıza o dönemde Salvador Dali ile Banksy’nin sergisinin reklamlarını görüp müzelerin olduğu bölgedeki Moco Müzesi’ne gidiyoruz. Özellikle Banksy’nin eserleri görmeye değer.

Yine lokal öneriler veren Deniz’in “Amsterdam’da Kaybolmanın Yolları” yazısını da buradan okuyabilirsiniz. 

Dauphine

Akşam yemeği için yine her zamanki gibi Where Chefs Eat uygulamasından bir yer seçiyoruz. Dauphine restoran, eski Renault showroom’u iken şimdi lezzetli bir balık restoranı olmuş. Ancak ambiyans olarak çok müthiş olmasa da lezzet olarak 10 üzerinden 10 alıyor.

Ertesi gün hava 18 derece. Amsterdam’da yaşayanlar soğuk havaya o kadar alışmışlar ki 18 derecede şehre adeta yaz gelmişçesine bir coşku hissedebiliyorsunuz. Kahvaltı arayışımız bu sefer ufak bir hayal kırıklığı ile başlıyor. Spui’de yer alan Gartine diye bir kahvaltıcının hayali ile yola koyulsak da Pazar günleri kapalı olduğunu sonradan fark ediyoruz.  Merkeze yakın olan De Bakkerswinkel’i tercih ediyoruz. Zincir bir kahvaltıcı olan bu yer Amsterdam’ın Le Pain Qutodien’i gibi aslında. Eggs Benedict vs yok, ama güzel reçel seçenekleri ve lezzetli kruvasanları var.

Cafe Hesp

Buradan sonra tabi ki bu güzel havada ilk durağımız Vondelpark. Saatlerce Vondelpark’ta keyif yapıyoruz. 18 derecede çimlerde yatıp keyif yapmak kadar güzeli yok. Sonrasında Vondelpark’ın yakınlarında yine lokallerin çok tercihi olan Bar Carter’i tercih ediyoruz. Hollandalılara özgü bitterballen atıştırmalık denedikten sonra bu sefer yolumuz Cafe Hesp’e düşüyor. Weesperzijde’de yer alan Cafe Hesp turistik bölgeden çok uzak, çok cool, kanal kenarında yer alan bir bar. Sadece gençlerin yer aldığı bu barda yemekler çok lezzetli diyemem ama ortam o kadar keyifli ki yemekler çok da önemli değil diyebilirsiniz, en azından biz öyle dedik.

De Wasserette

Ertesi gün son günümüz. Heineken Experience’le Sarphatipark arasında yer alan De Wasserette isimli küçük kafede müthiş bir kahvaltı sonrası yine o bölgede açılan büyük açık hava pazarını gezerek seyahatimizi noktalıyoruz.

Öykü’den “Amsterdam: Olmak İstediğiniz Her Şeyi Olabildiğiniz Şehir” yazısını da mutlaka okuyun! 

Amsterdam son gittiğimde çok daha keyifli, çok daha medeni ve cool bir şehir olarak gözüktü bana ve çok çok keyif aldım! Size de tavsiye ederim :)

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR