Ankara’nın kış ayazında belki de en kurtarıcı kültür-sanat etkinliklerinin başında geliyor Devlet Tiyatroları. Her sezon heyecanla beklenen program açıklandığında oyunlara bilet bulabilmek tam bir yarış gerektiriyor.

2017-2018 sezonu oyunlarından şimdilik dördünü izleyebildim ve internette Ankara Devlet Tiyatroları oyunları hakkında çok az yoruma ulaşabildiğim için sezon bitmeden sizlere naçizane bir bilgi kaynağı oluşturmak istedim. Öyleyse buyrun:

 

Şempanzeler

Bu sezonun izlediğim ilk oyunu Şempanzeler, bir evin salonunda ve kısmen de olsa yatak odasında geçiyor. Hamile bir genç kadın ve hayal ettiği işi yapabilmek için işinden ayrılmış genç bir erkeğin evlilik ilişkisi konu ediliyor. Hayattan ne istediğini bilen, ilişkinin baskın karakteri olan kadın (Stevie) ile hayalinin peşinden gitmeye çalışan ancak hem koca hem de müstakbel baba rolünde eşini tatmin edemeyen erkeğin (Mark) zaten huzurdan yoksun olan evlilikleri, iki satıcının evlerine gelmesiyle çığırından çıkıyor.

Eşimle birlikte izlediğimiz oyun açıkçası bizi çok etkiledi. Kendi yaşadığımız çıkmazları, birbirimizde değiştirmek istediğimiz özelliklerimiz uğruna ne kadar kırıcı olabildiğimizi oyun bize tek tek gösterdi diyebilirim. Satıcıların arasında geçen diyaloglarda ise kapitalizm ile vicdan birbiriyle konuşuyormuş gibi hissettik. Bu oyunu varsa partnerinizle birlikte izlemenizi öneririm. İnsanın kendini dışarıdan izlemesi dehşete düşürüyor gerçekten ve özeleştiri yapmayı kolaylaştırıyor. Şempanzelere puanım 10 üzerinden 8.

 

Muhteşem Diva

Muhteşem Diva yüzümüzü güldüren bir oyun oldu. Oyunu izledikten sonra gerçek bir hikayeyi konu aldığını öğrendim ve şaşırdım. Çünkü bana izlerken oldukça absürd gelmişti. Florence orta yaşın artık sonuna gelmiş, oldukça alımlı, fazlasıyla kibar ve sevecen ve müzik uğruna her şeyini vermiş bir kadın. Sevgilisi Clair ile birlikte ülkenin önde gelen operalarında sahne alabilmek için dişini tırnağına takmış. Günün birinde bir piyaniste ihtiyacı oluyor ve genç piyanist Cosme hayatına dahil oluyor. Florence’in müzik tutkusu kendisini ve etrafındakileri öyle büyülemiş ki, kimse Florence’in sesinin aslında hiç de güzel olmadığının farkında değil. Cosme bu büyülenme sürecini biraz sancılı geçirse de, sonunda adapte oluyor ve olaylar gelişiyor.

Florence’i canlandıran Miraç Eronat gerçekten muhteşem bir oyuncu. Ses tonu, mimikleri, kostümleri, endamı, edası her şeyiyle sahneyi tek başına dolduruyor. Florence’in İngilizce bilmeyen İspanyol hizmetçisi de oyunun komedi unsuru ve oyunun ilerleyen dakikalarında sadece sahnede görünmesi bile herkesi kıkır kıkır güldürüyor.

Muhteşem Diva‘yı hem gülüp eğlenmek için, hem de bir tutkunun en hat safhada nasıl yaşanabileceğini izlemek ve o tutkunun içine kapılıp gitmek için izleyebilirsiniz. Oyuna puanım 10 üzerinden 7.

 

Anna Karenina

En sevdiğim kitaplardan biri olan Tolstoy şaheseri Anna Karenina bence bu yıl Ankara Devlet Tiyatrolarının gururu olmuş. Şimdiye kadar her anlamda böylesine mükemmel bir oyunu ne özel tiyatrolarda ne de devlet tiyatrolarında izlemedim. Cüneyt Gökçer sahnesinde oynanan oyunda sahne tasarımı ve teknik olarak donanım enfesti. Dev bir sahnede gösterilen oyun kitaptan öyle güzel uyarlanmış ki, atlanan, es geçilen tek bir konu ya da kişi bulamadım. Kitap her şeyiyle sahneye aktarılmış, ve oyuncu seçimleri de Tolstoy’un kitapta betimlediği şekilde çok benzer haliyle seçilmiş. Beni hayal kırıklığına uğratan tek nokta en sevdiğim karakter olan Levin’in sahneye tam olarak bende uyandırdığı his ile aktarılamaması oldu.

Oyunun konusunu kitabı okuyanlar bilecektir, kısaca anlatmak gerekirse evli ve bir çocuğu olan Anna Karenina genç bir subaya aşık olur ve aşkı ile ailesi arasında kalır. Aşkından vazgeçemeyeceğini anlayan Anna, artık hayatının asla eskisi gibi olmayacağını kabullenemez. Oğlundan mahrum kalışına, toplumdan dışlanışına katlanamaz ve trajedisi katlanarak artar.

Oyun yaklaşık iki buçuk saat sürüyor, ancak zamanın nasıl geçtiği anlaşılmıyor. Oyundan çıktığımda sanat böyle bir şey dedim. İçinde hem edebiyat, hem tiyatro, hem şiir, hem sinematografi, hem müzik olan müthiş bir oyun olmuş Anna Karenina. Puanım 10 üzerinden 10.

 

Eyvah Nadir

Tek kişilik bir meddah gösterisi denilebilir Eyvah Nadir için. Küçük bir sahnede tek başına karakterden karaktere bürünen Koray Karaca, 1 saat boyunca ustalıkla ter döküyor. Mizahi öğelerin ağır bastığı oyun Nadir Bey hakkında. Nadir Bey’in kimseye bulaşmadan, dürüstlüğünden taviz vermeden yaşayıp gitme uğraşında bir anda kendini hapiste bulması ve hapisten bambaşka biri olarak çıkmasıyla ilerliyor oyun.

Sahnenin arkasında akan görselleri ben çok beğendim, eski İstanbul fotoğraflarına montajlanan Koray Karacan suretinde Nadir Bey fazlasıyla güldürüyor. Seyircinin de oyuna dahil edildiği, yarı-interaktif bir oyun olan Nadir Bey’i gülüp eğlenmek ve meddah anlatımıyla farklı bir deneyim yaşamak için izleyebilirsiniz. Oyuna puanım 10 üzerinden 7.

 

Sezonun şimdiye kadar izlediğim oyunları böyleydi. Bu yıl beni fazlasıyla hayal kırıklığına uğratan bir oyun izlemedim. Umarım performansım böyle gider. Herkese sanat dolu, eğlenceli, ruhuna tatmin katan yeni bir yıl diliyorum. Sevgiyle.

 

Oyun öncesinde ya da sonrasında bir kahve molası vermek isterseniz, Melike Büşra’nın Ankara’da Gidilecek Mekanlar Bölüm 1: En İyi Kahveciler yazısına göz atabilirsiniz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?