İstanbul’un beni epey yorduğu bir haftaydı. Kendimi temize çekmek, hiçbir yere yetişme telaşı olmadan yemek yemek, denize bakarak kitap okumak, güzel bir otelin beyaz çarşaflarında uyanmak istedim ve ilkbaharda bir cuma gecesi Ayvalık otobüsüne bindim.

Sabahın erken saatlerinde Ayvalık otogarına indim ve şehre giden minibüsler ile rotamı buraya çevirmeme sebep olan otelim Sızmahan‘ın kapısına dayandım. İçeri girdiğim andan itibaren de ne kadar doğru bir tercih yaptığımı anladım. Hem merkezi, hem de denize sıfır olan eski zeytinyağı fabrikası şu an her köşesi zevkle döşenmiş bir butik otel. Tek başıma olmama rağmen bana hazırladıkları kahvaltı, sobadan yayılan sıcaklık, çalan hafif müzik ile sabahın keyfini çıkardım, güne lezzetli bir Ayvalık kahvaltısı ile başlamış oldum.

Orada saatlerce oturabildim ama serde şehirlilik var ya dayanamadım, otelin önünden geçen minibüsle Cunda’ya geçtim. Sezon daha açılmadığı için çoğu yer kapalı olsa da benim için gerekli olan her şey vardı: Karadeniz Pastanesi‘nden aldığım portakallı kurabiyeler, Taş Kahve‘nin Türk kahvesi ve kitabım ile kaç saatimi orada geçirdim bilmiyorum.

Taksiyarhis Kilisesi

Tenha sokakların tadını çıkararak, gördüğüm her evin fotoğrafını çekerek Rahmi M. Koç Müzesi‘ne çıktım. Müze binası, Cunda adasının en önemli anıt yapısı olan ve 1873’te Rum Ortodoks cemaati tarafından Taksiyarhis’e yani koruyucu baş meleklere (Cebrail ve Mikail) atfedilen Taksiyarhis Kilisesi. 1927’de camiye çevrilmiş, 1944’teki depremde zarar görünce kaderine terk edilmiş, 2011′ de geçirdıği restorasyon sonrasında da müze olarak kapılarını açmış. Ankara ve İstanbul’daki Koç müzelerinin ufak bir versiyonu diyebiliriz.

Yemek içinse meşhur Ayna Cunda‘yı tercih ettim. Sakin havasını, dekorasyonunu, müziğini ve en önemlisi menüsünü çok sevdim. Mevsimine göre yemekler değişecektir elbet ama benim gibi şanslıysanız ve İzvinya (kuşkonmaz) Salatası’na denk gelirseniz mutlaka tadın. Cadı Kazanı‘ndan el yapımı sabunlar, köy pazarından zeytinler alıp otelime döndüm. Akşam yemek istediğim makarnanın sosunu bile benim tercihime göre hazırlayan otel sevilmez de ne yapılır?

Taksiyarhis Anıt Müzesi

Pazar sabahına denize karşı kahvaltı ve kahve ile başladıktan sonra biraz da Ayvalık’ın içini gezmek istedim. Ana caddenin ve meydanın karmaşası sizi korkutmasın, ara sokakları o kadar sakin ve güzel ki tam kaybolmalık! Yine her eve hayran olarak Ayvalık’ın ilk kilisesi olan Taksiyarhis Anıt Müzesi‘ne çıktım. 15.yüzyılda inşa edilen, 18. ve 19. yüzyıllarda yapılan eklemelerle günümüzdeki haline gelen kilise, bir süre tekel deposu olarak kullanılsa da 2012 yılında restorasyon geçirmiş ve koruma altına alınmış.

Sokaklarda yürürken heybetli bir cami göreceksiniz. Çınarlı Camii, mimarisinden de anlayacağınız üzere eski bir kilise; yine sokakları keşfederken göreceğiniz Saatli Camii gibi o da Cumhuriyet sonrası camiye çevrilmiş. Listeme aldığım ama vaktim yetmediği için gidemediğim Kraft ve Şeytanın Kahvesi de vakit geçirmek için uğranabilecek yerler.

Son günümü müziğimi dinlerken ara sokaklarda gezinerek, miskin kedileri severek, fotoğraf çekerek geçirdim. Her köşede satılan zeytinyağlı sabunları, Darbuka Kardeşler‘den peynirleri ve İmren Pastanesi‘nden lorlu kurabiyeleri bavuluma, iki günlük huzur ve keyfin yanına koydum ve Ayvalık’a daha sık kaçmam gerektiğini kendime hatırlatarak otobüsüme bindim.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN