Geçen hafta eşim Tuna’yla Balat ve Fener turu yapalım dedik. Ara sokaklarda fotoğraf çekmek, yaşayan halkı gözlemlemek, restore edilmiş binaları görmek, güzel bir kahve içmek, İstanbul’un tarihine sıradan bir günde şahit olmak için atladık arabamıza. En son 4 sene önce, Brezilya’dan gelen akrabalarımızla gitmiştim Balat’a. Yanımızda gençliğini Balat’ta geçirmiş babaannem de vardı. 4 senede çok değişmiş Balat. Tarihi dokusu korunarak, vintage dükkanlar, kahveciler, tatlı cafe’ler açılmış. Bunlarla beraber çok canlanmış. Gelin, önce biraz Balat’ın tarihinden bahsedelim…

Balat, bildiğiniz gibi İstanbul’un en eski semtlerinden. Bizans İmparatorluğu’na kadar dayanan tarihinde daha çok Yahudilerin yaşadığı bir semt, zaten eski kitaplara bakarsanız birçok Avrupa şehrinde olduğu gibi burası da “Jewish Quarter” olarak geçiyor. 5 asırlık bir tarih var burada. İspanya’dan, Romanya’dan, Bulgaristan’dan, Makedonya’dan ve bir sürü ülkeden gelen Yahudiler, kayıklarını Balat sahiline yanaştırıyorlar ve Türkiye’deki 500 yılı geçen serüvenleri tam orada başlıyor.

Balat’ta tüm dinler yüzyıllar boyunca beraber yaşamışlar. Bu sebeple bu bölgede birçok Sinagog, Kilise, ayazma ve tarihi liseye rastlamak mümkün. Benim özel günlerde gittiğim Ahrida Sinagogu, Balat’ta geçtiğimiz sene açılan Coffee Department’ın çok yakınında bulunuyor. Makedonya’nın Ohri Köyü’nden göç eden Yahudiler, hahamların dua okudukları kürsü bölümünü (Teva) Nuh’un gemisini anımsatır şekilde yapmışlar. Tahta koltukları, muhteşem Teva’sı, David’in yıldızı detaylı dekoruyla burası çok önemli bir tarihi bina.

İkinci Sinagog’un hikayesi de beni çok etkiler. Ahrida’ya yakın olan Yanbol Sinagogu’nun tavanı Bulgaristan’dan göç etmiş Sefarad Yahudileri tarafından inşa edilmiş. Sinagog’un tavanına göç etmek zorunda kaldıkları kasabaların resimlerini çizmişler…

Bahsetmek istediğim üçüncü bina ise, Fener’de yer alan, Moğolların Meryemi Kilisesi. Normalde yalnızca hafta sonları açık olan bu kilise, özel grup izinleriyle hafta içleri de gezilebiliyor. Hafta içi gittiğimiz için, önümüzdeki İspanyol kadın grubundan yararlanıp biz de içeri girme fırsat bulduk. Burası, İstanbul’un fethinden önce kalmış ve cami’ye çevrilmemiş en eski kilise. Hala ibadete açık olmasının ve restorasyonlarının özgürce yapılabilmesinin hikayesi de çok enteresan. Fatih Sultan Mehmet’in zamanında inşa edilen bir cami’nin mimarlığı yapan Mimar Atik Sinan, sultandan bu kilisenin cami’ye çevrilmemesi için rica ediyor. Fatih Sultan Mehmet de bu isteği kabul ediyor ve özel bir ferman yazıyor. Fatih Sultan Mehmet’in fermanı hala kilisenin içerisinde asılı duruyor. Yukarıdaki fotoğrafta orijinal fermanları görebilirsiniz.

Balat ve Fener sokaklarını gezdikçe eski bir tarih kokusu geliyor insanın burnuna. Evler renk renk, çoğu 3 katlı ve cumbalı. Birkaç sene önce gittiğim zaman bu bölgedeki evlerin daha kötü bir durumda olduğunu görmüştüm. Şimdi ise yeni mekanların açılması ve Balat’ın popülerleşmesiyle, bu tarihi semtte restorasyonlar yapılmaya başlamış durumda. Ara sokaklarda yürürken restore edilmiş binalardaki mimarlık ofisleriyle karşılaşabiliyorsunuz.

Balat ve Fener’in tarihi anlamak için gerçekten çok fazla kitap okumak lazım. O yüzden ben tarih bilgilerimi burada bırakıp yemek yerlerine geçiyorum :) Tuna ile gittiğimiz zaman kahveden önce bir şeyler atıştıralım derken, sevgili arkadaşımız Kerem’in tavsiyesiyle “Çıfıt Çarşısı”nda bulunan Fetih İşkembeci’sinde leziz bir kokoreç yedik. Gerçekten harikaydı. Kokoreç sevenlerin mutlaka uğraması gereken bir restoran. (Bu arada, geçen hafta babaanneme “Çıfıt Çarşısı’na gittik” dediğim zaman, bu isimden hiç memnun kalmadı. Gençliğinde Yahudilerin kullandığı en işlek çarşıymış burası ve “Çıfıt” o zamanlar için hiç güzel bir kelime değilmiş. Bunu da ayrıca yazmak istedim.)

Bu çarşıdan devam ettiğiniz zaman geçtiğimiz aylarda açılan Balat Coffee and Guide’ı göreceksiniz. Bu minicik, sempatik mekandan ücretsiz bir şekilde, kendi tasarladıkları Balat-Fener haritasını alabilirsiniz. Flat white’ınızı içerken, istediğiniz tüm soruları mekanda çalışan kişilere sorabilirsiniz. Ben önce kendimi ve ailemin çok eskiden buralarda yaşadığını anlattım sonrasında ise bölge hakkındaki aklımdaki soruları sordum. Sağolsunlar, oldukça arkadaşça ve detaylı bir şekilde cevapladılar sorularımı. Böyle bir semtin kesinlikle bu tarz bir rehber cafe’ye ihtiyacı vardı. Coffee and Guide’ı instagram’da mutlaka takip edin; belirli günlerde rehberli tur düzenliyorlar. Onların rehberliğinde Balat ve Fener’i gezmek çok keyifli olabilir diye düşünüyorum.

Buradan sonra uzun yürüyüşlerimizin ardından canımız yeşil çay çekti ve Fener’in en güzel sokaklarından biri olan Vodina Caddesi’nin çok yakında bulunan Miade Cafe’ye gittik. Yıkık dökük ve buram buram tarih kokan bir binanın önünde oturum çay içmek çok keyifliydi.

Balat’ta kahve ve lezzet peşindeyseniz gidebileceğiniz çok fazla yer var; Coffee Department, Kadraj Cafe, Cooklife, Forno Balat, Naflatin K. , Balat Sahil Restoran onlarca mekandan yalnızca birkaçı… Mekanların üstlerine tıklayarak, sevgili theMagger yazarlarının deneyimlediklerine ve yazdıklarına ulaşabilirsiniz.

Bugünlük benden bu kadar. Ancak çok yakında tekrar gideceğim Balat’a; daha çok yer keşfedip, farklı hikayelerle geleceğime söz veriyorum. Ne olursa olsun burası benim ailemin geçmişi… Daha çok sahip çıkmam(ız) gerekiyor. Sizce de öyle değil mi?

İlginizi çekebilir: Beyoğlu’nda Tarihi Pasajlar

İlginizi çekebilir #2: İstanbul’un Tarihi Apartmanları

 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?