Cazın çok yönlü isimlerinden İlhan Erşahin’i, caza kattıklarından, “İstanbul Sessions”larından, sahip olduğu plak şirketinden ve New York’ta yıllardır işlettiği caz kulübü (kulüpleri!) Nublu’dan tanıyoruz. Ayrıca, bildiğiniz gibi kendisi New York’ta nam salmış en önemli prodüktörlerden. Wallace Rooney, Cameron Brown, Victor Lewis, Eddie Henderson ve Valery Ponomarev gibi ünlü isimlerle sahneler paylaşmış olan İlhan Erşahin, 3 farklı tarihte 3 farklı projesiyle, 2 ayrı sahnede, PSM Caz Festivali‘nde olacak. Öncesinde kendisiyle caz dolu bir sohbet ettik!

İlhan bey merhabalar, sizi cazın çok yönlü isimlerinden biri olarak zaten çok yakından tanıyoruz ve çalışmalarınızı heyecanla takip ediyoruz. Gerçekten durmuyor, sürekli üretiyor ve geziyorsunuz. Sizin hikayenizi bir de sizden dinleyebilir miyiz?

Doğruyu söylemek gerekirse, hikayenin ne olduğunu ben de bilmiyorum. Yalnızca akışı takip ediyorum. Bir şeyleri farklı bir yolla yapmak mümkün mü, öyle olsa daha mı iyi olurdu hala anlayabilmiş değilim. Ama temelde müziğim ve hareketlerim çevremde olanlar ve bana anlamlı gelen her şey ile şekilleniyor. Çoğu zaman bir stüdyom olmasını, o stüdyoda geçirmek için kendime zaman yaratmayı hayal ederim. Ama şu an için her şey daha düzensiz ilerliyor.

Babanız Türk, anneniz İsveçli, siz ise İsveç’te doğup büyüdünüz. Sahip olduğunuz bu iki kimliğin müziğinize çeşitli yansımaları olduğunu söyleyebilir miyiz?

Evet. Stockholm’de, etrafımda hep müziğin varlığıyla büyüdüm. Sonrasında hayatıma caz girdi ve Garbarek, Keith Jarrett gibi isimlerin müzikleriyle tanıştım. Aynı yıllarda, “Oriental Wind” ve “SEVDA” gruplarıyla tanıdığım, Stockholm’de yaşayan Okay Temiz vardı. Tabii bir de Don Cherry. Dolayısıyla evet, Stockholm ve yarı Türk, yarı İsveçli olmak yolculuğuma damga vuran etkenlerden biri. Aslında bu yüzden yalnızca kendi müziğimi yaptığımı düşünüyorum çünkü hiçbir müzik için ‘tam olarak benim müziğim’ diyemiyorum. Bir şekilde kendi tarzımı, geleneğimi yaratmam gerekiyor.

Saksafonun hayatınızdaki yeri, sizin için önemi nedir diye sorsak? Mesela, şu an çaldığınız saksafon ne kadar zamandır sizinle birlikte?

Saksafon benim için çaldığım müziğe dahil olmak açısından önem taşıyor. Herhangi bir numara, bir kalıp veya teknik olmadan, içinde bulunduğum anda saf müziği deneyimlemeye çalışmak benim için önemli olan. Bir başka deyişle, benim tek yapabildiğim şekil bu.

Bir röportajınızda “Benim müziğim bildiğimiz caz değil, içinde funk, groove, etnik ve acid havalar var” diyorsunuz. Kendi tarzınızı yarattığınız süreçte hangi akım veya isimlerden ilham aldınız ve almaya devam ediyorsunuz?

Geçmişte de vardı, şimdi de gerçekten muhteşem işler yapan gruplar ve müzisyenler var. İyi melodilerden ilham alıyorum. Bugünlerde Nublu’da çok iyi gruplar yer alıyor. Doğruyu söylemek gerekirse, bu yüzden de aslında her gün benim için ayrı ilham verici.

Biraz da New York’ta yıllardır işlettiğiniz caz kulübü, Nublu’dan bahsedelim. Şimdilerde Nublu’da ilerleyiş nasıl, nasıl gidiyor? Aklınızda yeni projeler var mı?

Yeni Nublu çok iyi gidiyor, eskisi de hala duruyor. Yalnızca ismi değişti, “Nublu Classic” oldu. Yeni Nublu’nun üzerinde, ikinci katta “Studio 151” adlı bir katım var. Yani içerisinde her gün müziğin olduğu, şu an için 3 mekan var. Bu biraz da çılgınca! Aynı zamanda çok fazla proje için de rezervasyon yapıyorum veya küratörlüğünü üstleniyorum.

Yaklaşık 6 ay önce “Istanbul Sessions” projenizin dördüncü stüdyo albümü “Solar Plexus”u çıkardınız, şimdi de yeni projeniz “Silver” ile karşımızdasınız. Bu projenizde, Eddie Henderson, Juini Booth gibi efsanevi müzisyenlerle çalıştınız. Silver’dan bize bize biraz bahsedebilir misiniz? Silver, diğer projelerinizden daha farklı…

“Silver” dört arkadaş arasında ortaya çıktı: ben, Eddie, Kenny ve Juini. 25 yıllık arkadaşız, bir bakıma ilk tanıştığım, beraber çaldığım ve zaman geçirdiğim kişiler onlar. Arkadaşlığımızın üzerinden bu kadar zaman geçmişken, beraber bir şeyler yapmanın zamanı geldi diye düşündüm. Böylece “Silver” adlı bu projeyi yarattık beraber. Deli çılgın solo’lardansa, daha yakın ve samimi çalıyoruz bu projede. Beraber çıktığımız küçük bir yolculuk gibi aslında.

Hem New York’ta, hem de pek çok Avrupa ülkesinde konserler veren bir müzik sanatçısı, hem de Türkiye’de cazın gelişmesine bir hayli katkı sağlayan biri olarak uzun vadede hayaliniz nedir, ülkemizde cazın nasıl bir noktaya gelmesini umuyorsunuz?

Türkiye’de caz bir hayli yükseklerde bana kalırsa. Şu sıralar da çok fazla etkileyici müzisyen, grup ve başarılı kayıtlar çıkıyor piyasaya. Müzik açısından çok iyi zamanların yaşandığını düşünüyorum bu aralar Türkiye’de.

Bu yıl üçüncü kez düzenlenen PSM Caz Festivali, her sene daha da büyüyüp gelişiyor ve Türkiye’de caz müziğin gelişimine büyük katkı sağlıyor. Böylesine kapsamlı ve renkli bir festivalin ülkemizde gerçekleşiyor olmasından dolayı biz çok mutluyuz. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Bana kalırsa inanılmaz! PSM Caz  Festivali’nin bir parçası olmak için sabırsızlanıyorum. Üç gecede, üç farklı proje ile karşılarında olacağım. Ben de neler olacağını merakla bekliyorum.

İlhan Erşahin bileti satın almak için tıklayın.

İlginizi çekebilir: Morcheeba

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN