1800’lerin ikinci yarısından kalan Levanten evleriymiş bunlar. ‘Sakız tipi ev’ de deniyormuş. Aslında İzmir, milattan önce 3000’lerden bugüne uzanan çok katmanlı bi tarih ve dolayısıyla mimariye sahip, ama zaman, toplum, yangın ve depremler bu tarihi izlerin çoğunu silmiş.

izmir 2

Levanten evleri

izmir 3

Manisalı Birtat’ta Manisa kebabı

izmir 4

Levanten evleri

izmir 5

Alsancak Katolik Kilisesi

izmir 6

Alsancak Katolik Kilisesi

izmir 7

Küf Vintage; Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nin paralelinde bir sokakta tatlı bir vintage mağazası

izmir 8

Küf Vintage

Alsancak civarı ikinci el veya eski kitaplar satan kitapçılarla dolu. Cafe Nero’ların yerini kumrucular tutuyor. Kordon ise bira-nargile mekanlarıyla dolmuş taşmış… Sahil şeridi cıvıl cıvıl. Başıma üşüşen çingenelerden “no hablo turco perdon” diyerek huzurumu kurtarıyorum. Bir ağacın dibine çimene çöküp, motoruyla gezerek taze çay satan girişimci amcadan bir tane rica ediyorum. Hiçbir şey yapmama lüksünün tadını çıkarıyorum.

İzmir’in sanat piyasası oldukça küçük. Toplamda 5-10 galerisi/sanat merkezi olan bu şehirde sanat ticari bir motivasyondan çok kültürel, eğitimsel bir anlayışla yaşıyor gibi.

izmir 9

Alsancak’ta restore edilmiş bir Levanten evinde faaliyet gösteren A Sanat; Alsancak Katolik Kilisesi’nin hemen yan sokağında.

izmir 10

A Sanat’ta, seramik sanatçısı Tüzüm Kızılcan sergisi; geleneksel anlamda bir seramik sergisinden çok kavramsal işlerin ağırlıkta olduğu bir sergiydi.

izmir 11

Yaşar Eğitim & Kültür Merkezi / Resim Müzesi ve Sanat Galerisi; şu an Veysel Günay’ın tuval resimleri sergileniyor. Mekan 1974’ten beri İzmir’in sanat hayatına katkıda bulunuyor.

izmir 12

Arkas Sanat Merkezi, önemli koleksiyonerlerden Arkas ailesinin kurduğu bir kurum. Kordon’da denize bakan, 1875 Tarihli Fransız Konsolosluğu’na ait harika bir binada hizmet veriyor.

izmir 13

Antik Anadolu’nun Tanıkları sergisinden. Güncel sergide Muharrem Kayhan’ın sikkeler gibi birçok arkeolojik kalıntıdan oluşan özel koleksiyonu sergileniyor.

Günün geri kalanında Kızlarağası Hanı’nı kurcalıyoruz, antikacılar, boncukçular, kumaşcılar… Sahlep hayaliyle geliyorum buraya, yalan yok. Hanın üst katına çıkıyoruz, han manzarası olan balkonda yer bulmak için kalkacakları kolluyoruz. Sonunda balkon kenarında bir masaya yerleşip sahleplerimizi söylüyoruz. Sahlebinde ufak bir damla sakızı aroması var. Güzel bir sahlep ama çok da “sahlep burada içilir”lik bir numarası yok.

 

izmir 14

Kızlarağası Hanı’nda sahlep

izmir 15

Kızlarağası Hanı’ndaki antikacılar

İkinci günümüz İzmir’in ilçeleri arasında geçiyor: Yelki, Güzelbahçe, Urla, Çeşme, Alaçatı… Yolumuzun üstündeki Hanedan’da yaptığımız uzun ve tıkabasa kahvaltımız pazara yakışır cinsten. Yediklerimizi Alaçatı’yı boydan boya yürüyerek eritiyoruz. Yazın kalabalıktan ve zaman darlığından giremediğimiz sokaklara dalıyoruz. Her yer inşaat… Alaçatı, binalar bölgenin dokusuna uygun yapıldığından gerçekten çok estetik bir yaşam alanına dönüştü ama bir yandan da çok steril bir havası var… Köşe Kahve’de mola veriyoruz. Bugün hava güzel, bayağı bir insan gelmiş. Otururken izlediğimiz manzara küçük bir Nişantaşı prototipi gibi…

izmir 16

Yelki, Güzelbahçe İzmir’den 30-40 dk uzaklıktaki ilçelerden biri.

izmir 17

Yelki, Güzelbahçe

izmir 18

Hanedan’da kahvaltı

izmir 19

Alaçatı sokakları. Posta kutusu muhtemelen orjinal haliyle korunmuş, üzerindekiler yabancı dilde yazılmış.

izmir 20

Alaçatı sokakları

izmir 21

Alaçatı sokakları

izmir 22

Alaçatı’da Manastır Oteli, tek kelimeyle bayıldım.

izmir 23

Alaçatı’nın hala restorasyon bekleyen eski evleri

Son gün Reyhan’da bol çikolatalı bir kahvaltıdan sonra Karşıyaka’yı hiç görmediğimden, en azından vapur keyfi yaparım diyerek Bostanlı’ya geçiyorum. Kozyatağı’nın daha çok deniz havalı ve daha az kornalısı gibi burası. Sahilde yürüyüş yaparken ayakkabılarımı çok beğenen Filiz büyükanne (kendisinden öyle bahsediyor) ile bir bank arkadaşlığına başlıyoruz. 72 yaşındaymış, “yaşın getirdiği bir şey herhalde” diyor “çok açığım her şeye”. Cunda’lıymış ama uzun zamandır İzmir’de yaşıyormuş. Deli gibi Cunda’yı sormak istiyorum ama laf dağılıyor bir daha döndüremiyorum. herhalde o yaş grubuna özel bir özellik bu, bana bir sürü soru soruyor, dinlemek istiyor. İskeleye geliyoruz, sarılıp ayrılıyoruz.

izmir 1

Geniş palmiyeli caddeleri, aralarda portakal ağaçlarıyla bir sahil kenti olduğunu sık sık hatırlatıyor İzmir. Ne kalabalık ne de ıssız. Gerginlik yok. Yukarıdan silüeti karmaşık ve sevimsiz olsa da sokaklarda sık sık hoş manzaralar çıkıyor karşıma. Fakat bir sürü de yıkık dökük tarihi bina, tabela kirliliği var. Biraz çaba gösterilse ne kadar güzel bir şehir olur kim bilir. Yerler çöp dolu mesela. Yerel yönetimi eleştirmek şehrin yerlisine düşer elbet ama daha çok yapılacak iş olduğu da gözle görülür bir detay.

Giderseniz, benim için de ciğerlerinize tıka basa Ege havası doldurun.