Son zamanlarda seyahat dergilerinde ve yabancı bloglarda sık sık ele alınan bir konu haline gelen “Mindful Travel” akımı üzerine biraz düşünme fırsatım oldu. Bu akımın etkisiyle uygulamaya karar verdiğim hamleleri sizinle de paylaşmak istedim. Bakalım seyahatleri daha anlamlı ve farkına vararak yaşamanın yolları nelermiş?

“Mindful Travel” kavramını, şimdiki zaman farkındalığı anlamına gelen ‘mindfulness’ kelimesinden yola çıkılarak bilinçli farkındalık seyahati olarak ifade ediliyor. Bilinçli farkındalığı seyahatlerimizde hayata geçirebildiğimiz ölçüde yeni deneyimlerden aldığımız tat da artıyor.

Bilinçli farkındalık seyahatini benimsediğimizde anda kalmak, anın keyfini çıkarmak, ne için ve nerede bulunduğumuzun farkına varmak önem taşıyor. Bilinçli farkındalık seyahatinde uygulanabilecek adımlardan benim benimsemeye karar verdiklerimi paylaşıyorum. Bazıları uygulaması gerçekten güç adımlar. Bakalım ne kadarını gerçekleştirebileceğiz?

Acele Etmeyin

Tur şirketlerinin ağız sulandıran; 6 günde 15 ülke, 10 günde 25 şehir, 3 günde 3 başkent reklamları, eminim sizin de dikkatinizi çekmiştir. Açıkçası benim bu reklamları görünce gözümde canlanan koşuşturma, sürekli yolda olma hali ve gezip gördüğün yerlerin hatta yediğin, içtiğin, her şeyin birbirine karışması oluyor.

Farkındalıklı seyahatin öğütlediği de aslında bu koşturmacadan uzak durmak. Acele etmeden, sakin ve anın tadını çıkararak seyahat etmek. Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışmaktan vazgeçip yürüdüğünüz caddenin, önünden geçtiğiniz binanın farkına varmanız gerekirse 3 günde 3 şehir değil, bir şehir gezerek tadını çıkarabilmek önemli oluyor. Seyahatte gerçekleştirdiğiniz her etkinliğin tadını çıkarmak, yediğiniz yemeğin tadını almak bir turistik noktadan diğerine koşmaktan daha cazip gelmiyor mu?

Kocaman Bavullara Gerçekten Gerek Var mı?

Diyelim ki birkaç günlük kısa bir hafta sonu kaçamağı planladınız. Sizce bu seyahatte kocaman bir bavula ve üç farklı mantoya ihtiyacınız var mı? Her fotoğrafta farklı kıyafetle görünme arzusu yüzünden onca ağırlığı taşımaya değer mi?

Bu akımda önemli olan rahatlık, hafiflik ve basitlik. Aşırıya kaçan bavullardan, fazla özenilmiş kıyafetlerden, zaman alan makyajlardan uzak duruyoruz. Birkaç tişört, iki jean yeter de artar bile.

İlginizi çekebilir: Özge’den Valiz Hazırlama Tüyoları

Gözlem Yapın

Bu adımda park, bahçe, meydan, cadde gibi işlek bir yere gidip yalnızca oturuyoruz ve hayatın akışını izliyoruz. Hem biraz dinlenmiş oluruz! Amaç o şehirde insanlar nasıl yaşıyor, ne yiyor, nasıl alışveriş yapıyor, günlük rutinleri nasıl, bize ne kadar benziyor ya da benzemiyorlar, bunu gözlemlemek. Yani şehri ve insanlarını tanımak.

Seyahat Tavsiyelerinde Çıkan Her Şeyi Yapmasanız da Olur

Yeni bir yere gittiğimde içimden gelen “oraya da git, bunu da dene, şunu da mutlaka ye!” sesini susturmakta çoğu zaman güçlük çeksem de uygulamaya geçirmeyi çok istediğim bir hamle bu. Çünkü her tatil dönüşünde yorgunluğumu atmak için kısa bir molaya ihtiyaç duyuyorum. Tatil dönüşü dinlenmek için ayrıca zamana ihtiyaç duymak da ironik biraz.

O zaman ne yapıyoruz, tatilden zihnen ve bedenen dinlenmiş bir şekilde dönebilmek için bir şeyleri kaçırıyor muyum hissini bir kenara bırakıp sakince anı yaşıyoruz.

Biraz Esneklikten Zarar Gelmez

Seyahat planı yapmak, yemek yenecek restoranları, kahvesi lezzetli kafeleri listelemek kısıtlı zamanı akıllıca değerlendirmek bakımından önemli ama peki işler yolunda gitmezse ve planın gerisine düşersek? Ne yapıyoruz, tatili kendimize ve yanımızdakilere zehir mi ediyoruz? Yapılacaklar listeleri hiçbir zaman yaptıklarımızdan daha önemli hale gelmemeli. Bilinçli farkındalık kavramının da öğütlediği üzere her şeyi olduğu gibi kabul ediyoruz. Otobüs mü kaçtı, sonraki sefer saatine kadar biraz daha geziyoruz; restoranda yer mi bulamadık, sokak lezzetlerini deniyoruz.

Esnek olup kendimizi yeniliklere açmak, listelerin, gerekliliklerin peşinde koşmak yerine içinde bulunduğumuz durumun ve seyahatin bize vaaddettiklerini denemek, yeni arkadaşlıklar kurmak, daha önce hiç denemediğimiz bir yemeği yemek, belki yeni bir dil öğrenmek amacımız olmalı.

Telefonları Kapatsanız Mı?

Kabul ediyorum birazdan yazacaklarım benim için de çok zor ama o telefonları elimizden bırakmamız gerek artık. Güzel ve ilginç olanı paylaşma güdüsü insanın doğasında var, peki ama her şeyi çıplak gözle görmeden önce telefon kamerasından görmek normal mi? Hoşumuza giden her manzarayı, ilginç bulduğumuz her heykeli, lezzetli görünen her yemeği sosyal medyada paylaşmaktan vazgeçip telefonları çantaya atıyoruz.

Yine bir süreliğine maillere cevap vermiyor, WhatsApp’ı açmıyoruz. İki gün ulaşılmaz olursak dünya dönmekten vazgeçmeyecektir sanırım. Biraz da kafamızı dinleyelim, günlük rutinimizden uzaklaşalım. Unutmayalım ki seyahatler bunun içindir.

Kulaklıkları Çıkarın

Müzik dinlemek benim hayata tahammül edebilmemde çok büyük role sahip. Günlük hayattaki hemen her şeye, İstanbul trafiğine, yoldaki işportacılara hep kulağımdaki kulaklıklar sayesinde katlanabiliyorum. Ancak bu durum seyahatte değişiklik gösteriyor, kendimizi dış dünyaya olabildiğince açıyoruz!

Kulaklıkları çıkarıyor, dışarıdan gelen uyaranlara karşı tüm duyularımızı seferber ediyoruz. Halkın konuştuğu dil, şehrin kendine özgü sesleri, kokular, renkler ve şehrin bize sunduğu tüm güzellikleri tecrübe ediyoruz.

Söz Uçar Yazı Kalır

Seyahatte başımızdan geçenler, hoşumuza giden gitmeyen, ilk kez karşılaştığımız, çok şaşırdığımız şeyler veya en basitinden denediğimiz farklı bir lezzet hakkında küçük notlar almak, geriye dönüp bakınca seyahatte geçirilen günleri hatırlamak ve anıları yad etmek için oldukça faydalı olacaktır. Küçük bir not defteri hatta Twitter bile işinizi görecektir.

Fotoğraflar:https://unsplash.com/

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN