Neo-klasik müzik, Max Richter, Olafur Arnalds, Johann Johannsonn, Nils Frahms, Dustin O’Halloran, Hauschka (Vortel Bertelmann), Masayoshi Fujita, Stefano Guzzetti Gabriel Prokofiev, Anton Bagatov ve Slyvain Chaveau gibi farklı kaynaklardan ve duyarlılıklardan beslenen besteciler ve Rachel’s gibi gruplar aracılığıyla son yıllarda özellikle de Spotify’ın yaygınlaşması sayesinde popüler olmayı başardı. Klasik piyano ve yaylıların ağırlıklı olarak kullanıldığı, klasik müziği andıran senfonik bir altyapının efektler ve elektronik enstrümanlarla zenginleştirildiği bir yapı içinde atmosferik, sinemasal bir ortam ve duygu yaratan neo-klasik müziğin popülerleşmesine son dönem film müziklerinde bu tür içinde değerlendirilen müziklerin sık sık yer alması da önemli bir katkıda bulunuyor. Türün önde gelen tüm isimleri aynı zamanda son yıllarda dikkat çeken film müziklerine de imza atıyorlar.

2018 yılında İstanbul Neo-klasik müziğin önemli isimlerine ev sahipliği yapmıştı; 2019’da da klişe tabirle neo-klasik müziğe doyuyoruz. Geçtiğimiz yıllarda da farklı etkinlikler kapsamında bu müzik türünün en önemli temsilcilerinden Olafur Arnalds ve esin kaynaklarından Michael Nyman, Ludivico Einaudi Türkiye’yi ziyaret edip konserler vermişti. Türün son dönemde dikkat çeken genç isimlerinden İtalyan besteci ve piyanist Federico Albanese son albümü By the Deep Sea Dünya Turnesi ve XJAZZ İstanbul Turnesi kapsamında 11 Nisan 2018 akşamında Akbank Sanat’ta bir konser verdi.  Türün ilgi çekici isimlerinden Hollandalı Joep Beving’i de İKSV Salon’da 25 Eylül ve 26 Eylül 2018’de iki konserde dinleme olanağı bulmuştuk. 2018 sona ererken Albanese tekrar İstanbul’daydı ve Akbank Sanat’taki konserinin ardından 12 Aralık 2018’de bu kez İKSV Salon’da piyanosu ve efektlerinin sağladığı elektronik donanımıyla tekrar karşımızdaydı.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Ólafur Arnalds (@olafurarnalds) on

Joep Boeving ve Olafur Arnalds 2019 yılında yeniden İstanbul’da. Sırasıyla Arnalds 15 Mayıs’ta, Boeving de 17 Mayıs’ta PSM Caz Festivali kapsamında konserler verdi. İki besteci de son dönemde en çok dinlediğim müzisyenler arasında yer alıyor ve çok yakın bir dönemde yeni albümlerini çıkardırlar. Boeving’in son albümü Henois bence önceki albümlerinin, özellikle de muhteşem, şiirsel Solipsism (2015) ve Prehension (2017) naifliği, içtenliği ve müzikal etkileyiciliğinden uzak. Özellikle de ‘remix’ ve elektronik-techno düzenlemeler ile müziklerinin yapısının ve ruhunun bozulmuş olduğunu düşünüyorum. Boeving, 2018’deki konserinde Solipsism albümünde yer alan ‘Sleeping Lotus’ bestesini uyuyan minik kızını seyrettikten sonra yaptığını anlatmıştı. Henois albümünde sanki Boeving’in kızı büyümüş, Amsterdam diskolarında dans ediyor ve o da bu kez dans eden kızı için besteler yapıyor.  Öte yandan bu albüm bestecinin genel müzikalitesi içinde farklı bir aşamaya işaret ediyor ve özellikle ambiant, elektronik ve techno severler için ilginç dinleme deneyimleri sunuyor. Arnalds ise farklı türler içinde gezinen, farklı müzisyenlerle işbirliği yapan bir sanatçı; film müzikleri de dâhil geniş bir yelpazeye dağılan yapıtlar veriyor. Son albümü, daha doğrusu single yapıtı re:member – string quartets tamamen klasik müzik sularında gezinen, melodik, hüzünlü yaylı sazlar dörtlüsü için bestelenmiş 3 kısa besteden oluşuyor.

Popüler isimleri dinlediğimiz neo- klasik (veya İngilizce ifade ile contemporary – güncel klasik) müzik olarak adlandırılan bu müzik nedir? Öncelikle esin kaynakları çok çeşitli olan eklektik bir müzik türü var karşımızda. Michael Nyman, Ludivico Einaudi, Philip Glass, John Adams, Simeon Ten Holt, Steve Reich, David Lang, Wim Mertens gibi avangarde ve Bach başta olmak üzere geleneksel klasik bestecilerinin müzikleri ile new-age, ambiant, elektronik müzik, pop, rock, indie-pop, shoegaze gibi türlerin karışımından oluşan kendine özgü bir müzikten bahsediyoruz.

Fotoğraf: jambase.com

2018 Ocak ayında sürpriz bir şekilde yaşamını yitiren Johann Johannsonn,  Max Richter, Dustin O’Halloran, Nils Frahm ve Olafur Arnalds film müzikleri alanında dikkat çeken verimleri olan önde gelen neo-klasik bestecileri. Film müziği söz konusu olduğunda türün esin kaynakları arasında yer alan büyük besteciler Philip Glass ve Michael Nyman’a ise ayrı bir önem verilmeli.

Bu tür içinde değerlendirilen müziklerin büyük çoğunluğuna melankolik, yer yer depresif, ağır karanlık bir hava hâkim. Melodik zenginlik bu türe ait müziklerin bir diğer önemli özelliği. Bir bölümü geleneksel new-age benzeri kolay dinlenebilen reklam veya film müziklerini hatırlatırken bazıları da daha sofistike bir yapıya sahip olabiliyor. Atonal formların, doğaçlama tekniklerin ve yenilikçi elektronik klasik müziğin yapısal ve melodik özelliklerinin yoğun olarak kullanıldığı ve dinleyiciyi zorlayan yapıtlar da görmek mümkün olabiliyor. 

Müzik eğitimini ağır klasik müziğin disiplini içinde alan benim gibiler için Neo-klasik müzik diğer türlere daha yumuşak bir geçişi temsil ediyor. Klasik müzik dinlemeyen; onu ağır ve zor bulduklarını ifade eden bir grup müziksever için ise hem melodik hem de teknik açıdan klasik müzik ile tanışma olanağı sunuyor; senfonik müzik ile bir tür köprü görevi görüyor.  

Neo-Klasik türünün farklı isimlerinin yapıtlarından oluşturduğum ve sürekli ekleme yaptığım Spotify listeme buradan ulaşabilirsiniz!

İlginizi çekebilir: Ahsen Akıllılar’dan Lykke Li

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN