Rick Davies'in Ardından: Progresif Rock Grubu Supertramp'e Bakış
Progresif rock dünyasında önemli yere sahip Supertramp’ın kurucularından Rick Davies, 10 yıldan uzun süredir mücadele ettiği kanser sonucu, geçtiğimiz ay 81 yaşında hayatını kaybetti. Roger Hodgson ile beraber grubun ana vokalistlerinden biri olması dışında grubun klavyecisi ve şarkı yazarlarından biriydi. Grubun diğer beyni Roger Hodgson’ın 1983 yılında ayrılmasından sonra vokali de tek başına üstlenmişti. Usta ismin ölümünden sonra, bende yeri özel olan gruplardan Supertramp ve Rick Davies ile ilgili bir yazı yazmak istedim.

Grup, 1969 yılında müzik meraklısı Hollandalı bir milyoner olan Stanley August Miesegaes’in, Rick Davies’e kendi grubunu kurması için maddi destekte bulunmasıyla kuruluyor. Rick Davies müzisyen bulmak için ilan veriyor ve grubun ilk kadrosu ortaya çıkıyor. İlk kadroda Rick Davies dışında vokal, bas ve gitarda Roger Hodgson, gitarda Richard Palmer ve davulda Keith Baker yer aldı. 1970 yılında ilk albüm öncesi ayrılan Keith Baker’ın yerine Robert Millar geçerken kendilerine önce Daddy ismini koyan grup, W.H. Davies’in The Autobiography Of A Super – Tramp kitabından ilhamla Supertramp ismini alıyor.
1970 yılında çıkan ilk albüm grup ile aynı ismi taşıyordu. Sözlerin çoğu Richard Palmer tarafından yazılırken Rick Davies’in vokal katkısı bu albümde az. Ticari başarı elde edemese de grubun en deneysel ve progresif rock albümlerinden biri. 12 dakikalık uzunluğu ile albümde yer alan “Try Again” bu deneyselliğin kanıtı. “Words Unspoken” ve “Maybe I’m A Beggar” bu albümün diğer sevdiğim parçaları.
1971 tarihli Indelibly Stamped albümünde ise vokallerin çoğu Rick Davies’e ait. Albümle beraber Davies ve Hodgdon dışında kadro değişirken, grup tarz olarak da rock’a daha çok yöneldi. Albümde rock’n roll’a yakın parçalar da var. Albümün kapak fotoğrafında üstsüz poz veren model Marion Hollier, bu poz için 45 sterlin para almış. Rick Davies’in vokalde olduğu “Forever” bu albümdeki favori parçam.
Grubun ticari başarıyı yakaladığı Crime Of The Century ise, progresif rock tarihinin unutulmaz albümlerinden biri olarak geçiyor. Albümde harika parçalar yer alıyor. Bunlardan biri “School”. Mızıka ile başlayan parça, Transformers filminin kahramanları gibi şekilden şekile girer ve her bölüm muhteşemdir. Ama özellikle Rick Davies’in piyano melodisi, bence rock tarihindeki en güzel piyano bölümlerinden biri. Albümün diğer yıldızı Rick Davies’in vokalde olduğu “Crime Of The Century”, piyano ve vokalle başlıyor ve sizi uçuş öncesi oryantasyona tabi tutuyor. Daha sonra rock tarihindeki en güzel piyano bölümlerinden bir başkası giriyor ve Rick Davies’in çaldığı piyano ile hızlı bir şekilde yükselmeye başlıyorsunuz, yaylıların piyanoya eşlik etmesiyle iyice yükseliyorsunuz. Artık zirvede olduğunuzu düşünürken John Anthony Helliwell’den gelen saksafon solo ile atmosferi de geçip uzaya çıkıyorsunuz. Yine “Dreamer” bu albümün unutulmazlarından biri.
Politikacıların kayıtsızlığını, toplumun duyarsızlığını hicveden albüm Crisis? What Crisis? 1975’de yayımlandı. Albümün kapağında, dumanların tüttüğü endüstriyel bir ortamda umursamazca güneşlenen bir adam görüyoruz. Çoğu parçanın Roger Hodgson tarafından seslendirildiği albümde “Easy Does It”, ”A Soapbox Opera”, “Lady” ve “The Meaning” gibi güzel parçalar yer alıyor.
1977 tarihinde çıkan Even In The Quietest Moments albümünde grubun en bilindik parçalarından olan “Give A Little Bit” ve yine Supertramp’ın en güzel progresif rock parçalarından olan, yer yer Alan Parsons Project’in orkestral parçalarına benzeyen “Fool’s Overture” yer alıyor. Albümün bir diğer güzel parçası ise, spiritüel figür Mahavatar Babaji’ye gönderme içeren “Babaji”dir.
1979 senesinde ise grubun ticari ve liste başarısı olarak en üstteki albümü olan Breakfast In America yayımlandı. Dinlemesi daha kolay, pop rock’a yakın parçaların olması bu başarının anahtarlarından biri oldu. O dönem genelde Amerika’da yaşayan grup üyelerinin gözünden Amerikan rüyasının eleştirisi albümün temasını oluşturuyor. Pek çok hit çıkaran albümde; “Breakfast In America”, “Take The Long Way Home”, “The Logical Song”, “Goodbye Stranger”, “Child Of Vision” en öne çıkan şarkılar arasında yer alıyor.
…Famous Last Words… albümü bir dönemin kapanışıdır. Bu albümle beraber grubun diğer yarısı sayılan Roger Hodgson gruptan ayrıldı. Bence grubun en duygusal parçası olan “Don’t Leave Me Now” bu albümde yer alıyor ve Roger Hodgson’un bir vedası gibi. Yine basit ama sonundaki çocuk korosuyla içinizi ısıtan, bana yağmuru en çok hatırlatan parçalardan biri olan “It’s Raining Again” albümün diğer yıldızı. Heart grubundan Wilson kardeşler de “Put On Your Old Brown Shoes” ve “C’est Le Bon” parçalarında back vokal yaparak albüme konuk olmuş.
1985 tarihli Brother Where You Bound albümüyle beraber Rick Davies adeta tek kişilik bir ordu haline geldi. Roger Hodgson’un ayrılmasından sonra grupta ipleri tamamen eline aldı. Albümle beraber grup yine progresif rock sularında gezindi. 16 dakikalık “Brother Where You Bound” parçasının gitar solosunu David Gilmour atarken ritim gitarda Thin Lizzy’den Scott Gorham yer aldı. Benim ısınamadığım sonraki albüm Free As A Bird’de grup dans – pop, synthpop gibi türlere girdi.
10 senenin ardından gelen Some Things Never Change’de caz, blues gibi türleri hafifçe duyuyoruz. Grubun son albümü ise 2002 tarihli Slow Motion oldu. Roger Hodgson’ın ayrılığı sonrası çıkan albümlere Rick Davies’in solo albümleri gözüyle bile bakabilirim. Bu iki isim Supertramp için tahin pekmez gibi. İkisi bir aradayken alınan lezzet bir başka. Bilim kurgu filmlerinde sıkça karşımıza çıkan iki tane parçanın birleşimi ile ortaya çıkan süper güçtür bir nevi. Biri olmadan tam bir Supertramp’dan bence bahsedemeyiz. 1983’den beri o parçalar ayrı olsa da artık Rick Davies’in ölümüyle, Supertramp’dan geriye sadece unutulmaz eserleri kaldı diyerek yazımı burada noktalıyorum.
Kapak Fotoğrafı: IMDb
İlginizi çekebilir: Gürkan Sonat’tan Müzik Dünyasından Haberler

Gürkan Sonat







Aile Tadında
İlginçtir, çok tarzım olmamasına karşın ara ara dinlediğim ve sevdiğim bir gruptur Supertramp.
Özellikle Roger Hodgson'ın insanı sakinleştiren bir vokali var. Belki onun etkisi vardır 🙂