YUNT: Başıboşlar, Gergedanlar ve Yanlış Anlamalar Hakkında
Guido Casaretto’nun “Başıboşlar, Gergedanlar ve Yanlış Anlamalar Hakkında” başlıklı kişisel sergisi, 15 Ağustos 2025’e dek YUNT’ta görülebiliyor. En heyecan verici yanı ise, bu sergi ziyaretçileri Casaretto’nun mekâna yerleştirdiği heykel kalıplarını kullanarak üreteceği bir çift at heykelinin yaratım sürecine tanıklık etmeye davet ediyor. Bu yazımda açılışta Guido Bey’le yaptığım söyleşiden ve sergiden söz etmek istiyorum.
Sultanbeyli’de Muratcan Sabuncu tarafından kurulan YUNT, kâr amacı gütmeyen bir sanat ve etkileşim alanı. Toplumun sanatla karşılaşma imkânlarını artırmayı hedefleyen mekânın sanat danışmanı Sergen Şehitoğlu, akademik danışmanı ise Prof. Dr. Eva Şarlak. Şehitoğlu açılışta, ziyaretçilerin daha fazla etkileşimde bulunabileceği sergilere odaklandıklarını belirtti. Casaretto’nun bu sergisi de üç aşamada tamamlanacak ve her aşamada izleyicinin süreçle bağ kurmasına imkân tanıyacak. İlk döküm 31 Mayıs’ta gerçekleşiyor.
Serginin detaylarına geçmeden önce sanatçı Guido Casaretto’dan söz etmek isterim. Casaretto, İstanbul merkezli bağımsız sanat alanı Sanatorium’un kurucularından biri Venedik Bienali İtalya Pavyonu (Venedik, 2011) ve Teatro Comunale (İtalya, 2000) gibi önemli karma sergilerde de yer almış bir isim. Casaretto’nun çalışmaları, Kraków Çağdaş Sanat Müzesi (MOCAK, Polonya) ve Victoria Ulusal Galerisi (NGV, Melbourne, Avustralya) gibi saygın kurumların koleksiyonlarında; ayrıca Avrupa ve Orta Doğu’daki pek çok önemli özel koleksiyonda bulunuyor.
Sergiye fikrini veren olay ise şöyle gelişiyor; Casaretto, Venedik Uluslararası Grafik Merkezi’nin 16. yüzyıl Venedik sarayına ait ticari bir el yazmasının restorasyonuna denk gelmiş ve yazıda yer alan tek boynuzlu at/unicorn mitinin kökenlerini, evrimini ve zaman içindeki dönüşümünü incelemiş. El yazması Venedik Cumhuriyeti’nin Osmanlı İmparatorluğu’na iki adet unicorn satışı gerçekleştirdiğine dair bilgiler içeriyormuş. “Unicorn”un aslında gergedan boynuzları olduğu tahmin ediliyor. Bu mit ve tarihsel yanlış anlama, Casaretto’yu semboller, kültürel aktarımlar ve heykel üretim süreçleri üzerine düşünmeye yönlendirmiş.
Casaretto, araştırmaları sırasında Türkiye’deki bronz dökümhanelerin 1980’lere dek İtalya ile işbirliği içinde çalıştığını da öğrenmiş. Bu bilgiler doğrultusunda, 19. yüzyıl sonlarına tarihlenen ve İstanbul’da bir İtalyan dökümhanesinde üretilmiş bronz at kalıplarını YUNT’a getirmiş. Tek boynuzlu at, atlı heykel ve anıt referanslarıyla harmanlanan bu proje, mekâna özgü bir müdahale olarak karşımıza çıkıyor.
Sergi; kavram, tarih, belge, mekân ve ilişkisellik ekseninde ilerliyor. İzleyiciyi anlam üretimine katılmaya davet eden bu yapıt, geçmişten bugüne aktarılan biçim ve formları, sanatçının pratiğiyle birleştiriyor. Casaretto, bu projede İstanbul’daki dökümhanelerle İtalya’dan gelen kalıplar arasında köprü kurarak, geçmişin anonim kalıplarına bugünün maddesini döküyor.
“Başıboşlar, Gergedanlar ve Yanlış Anlamalar Hakkında” adlı çalışmasında Casaretto, muhtemelen Napoli’den gelen ve İstanbul merkezli bir İtalyan dökümhanesinde üretilmiş 19. yüzyıl sonu bronz kalıpların matrisinden yapılmış bir çift Roma atı tasarlar. Bu yapıt, kişisel ve kolektif hikâyelerin toplamından oluşan yoğun bir kimliğin birleşiminden doğar. Sanatçı, bu arayışında farklı kültürel ve coğrafi aktarım süreçlerine odaklanarak, onları mekân ve zaman bağlamında yeniden konumlandırır. Açılışta sanatçıyla da röportaj yapma şansı buldum. Bir de ondan ek detayları dinlemenizi isterim.
Çalışmanızın çıkış noktası nedir?
Venedik’te BNL’de gezerken restorasyon bölümünün yayınladığı bazı master tezlerini gördüm. Özellikle tekstil ve grafik restorasyonuna ilgim olduğu için bu kitapçıkları aldım. İçlerinde oldukça teknik tezler vardı. Bunlardan biri, bir ticari defterin restorasyonu hakkındaydı. Defter, Venedik ile İstanbul arasındaki ilişkilere dair yeni referanslar da içeriyordu.
Ne tür bir hikâye çıkıyor bu defterden?
Defterin içinde, Osmanlı Sarayı ile Venedik Sarayı arasındaki bir ticari anlaşmada yapılan hatalardan söz ediliyordu. Venedikliler, bu hataları telafi etmek için Osmanlılara iki unicorn hediye etmiş. Bu unicorn’ların ne olduğu tam bilinmiyor, ama İtalyancada “alorno” kelimesi hem hayali hayvan hem de onun boynuzu anlamına geliyor. Büyük olasılıkla bu hediyeler, gergedan boynuzlarıydı. O dönemde hem Osmanlı hem de Venedikliler bunların unicorn olduğuna inanıyorlardı. Çünkü gergedan boynuzları sağlık için, özellikle de virilite (erkeklik gücü) amacıyla kullanılıyordu. Bu hikâye bana eğlenceli geldi, buradan yola çıktım.
Bu anlatıyı nasıl görselleştirdiniz?
Genelde çok spesifik hikâyelerle değil, daha çok üretim süreçleriyle ilgileniyorum. Referanslarım genelde lokal ama hep bir zanaatla, bir yapım pratiğiyle ilgili oluyor. Bu defa, bu bahsettiğim ticari defterin hikâyesinden yola çıktım. Görselleştirme sürecinde Türkiye’deki bronz dökümhanelerin İtalya’yla işbirliği içinde kurulduğunu hatırladım. Özellikle açık alanlarda veya bahçelerde kullanılan anıtsal heykellerin kalıpları genellikle İtalya’dan gelen anonim modellere dayanıyor.
Bu projede kullandığım at figürü, aslında 1800’lerde Napoli’den elde edilen klasik bir modelin kalıp kopyalarından biri. Özellikle seçmedim; kalıp üzerinde bulduğum ilk at çiftiydi. Türkiye’de, İtalya’da ve Yunanistan’da sıkça gördüğümüz o çok klasik sabit at modelidir bu.
Üretim süreci nasıl işledi?
Burada çevreden topladığım inorganik atıkları –çoğunlukla inşaat artıklarını– bronz dökümhanesinden ödünç aldığım kalıpların içine 15 günde bir dökerek ilerliyorum. Parça parça dökülüyorlar ve sonunda bu parçalar birleşerek iki at figürü oluşturacak. Bu süreçte ne çıkacağını tam olarak öngöremiyorum ama bu belirsizlikle karşılaşmak hoşuma gidiyor. Zaten sonucu düşünerek değil, süreci planlayarak ilerliyorum. Süreç oldukça kontrollü. Yani, her şeyin bir sebebi var; rastlantısal değil. Dökmeyi de kendim yapıyorum ama istersem başkası da yapabilir. Bu noktada bitmiş hâliyle final çalışma olarak da ele alınabilir tabii.
İzleyici bu sürece dahil olabilecek mi?
Evet, döküm günleri önceden belirlenecek. 15 günde bir yapılacak dökümler sırasında ziyaretçiler gelip süreci izleyebilir. Hatta katılmak isteyenler olursa, onlar da sürece dâhil olabilir.
Bu çalışmanın bir çözümleme kısmı da var mı sizce?
Bence var. Bu tür anıtsal heykeller, üzerine birçok anlam yüklediğimiz varlıklar. Ama aynı zamanda, o ticari defterdeki gibi, tam olarak anlamını bilmediğimiz ama bir tür ilişkileri düzeltmeye çalışan hareketler de bunlara eşlik ediyor. Bu tür jestler ve hediyeler, zamanla kültürel katmanlar oluşturuyor. Ve aslında bu katmanlardaki bozulmalar, kültürlerin nasıl şekillendiğine dair ipuçları veriyor. Yani bu proje, soyut kavramlardan ziyade, o bozulmaları ve birikimleri anlamaya yönelik.
Çalışmanızda yer yer bir “yaralanma” ya da “kan” hissi seziliyor. Bu özellikle vermek istediğiniz bir şey mi?
Aslında hayır. O izler, bronz döküm sürecinden kaynaklanıyor. Önce mum dökülüyor, sonra bronz. Mumun dokunduğu yerlerde doğal olarak izler kalıyor. Yani bu aslında, yıllar içinde birikmiş tortular gibi. Teknik bir sonuç, ama bu haliyle de anlamlı oluyor.
Sanatçının heykellerde kullandığı malzemeler, YUNT’un çevresindeki şantiyelerden toplanmış atıklar. Bu tercihiyle, yalnızca fiziksel maddeyi değil, o bölgenin hafızasını da işe dahil eden bir “katmanlaşma” pratiği sunuyor. Casaretto’ya göre madde ve bellek, sanatın iki tamamlayıcı unsuru. Onun pratiğinde geçmişin izleri bugünde yeniden biçimleniyor. Döküm süreci, YUNT’un sosyal medya hesaplarından duyurularla izleyiciye açık olacak. Bu heyecan verici deneyime katılmanızı tavsiye ederim.
Kapak Fotoğrafı: İlke Tulunay
İlginizi çekebilir: Mina’nın Sanat Gündemi’nden Villa del Arte Galleries

İlke Tulunay Solakoğlu 










Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!