“Türkiye’den başka nerede yaşayabiliriz?” diye araştırıp, farklı bir ülkede yeni bir hayat kurabilmek için heyecanlanırken bir yandan geçmişimiz bizi burada tutuyor. theMagger’ın sevilen röportaj dizisi “Yurt Dışına Yaşamak” ise buna cesaret etmiş ve bunu başarmış olanların hikayelerini anlatıyor. Bu haftaki konuğumuz, Londra’dan Semin Söylemez… Röportajın devamındaki lokal önerilerini mutlaka not alın, keyifli okumalar!

_Sevgili Semin, öncelikle seni daha yakından tanıyabilir miyiz?

Merhaba, öncelikle Londra hakkında fikirlerimi paylaşmama vesile olduğunuz için teşekkür ederim. Ben Semin Söylemez, 28 yaşında, inatçı ve yaratıcılıkta dünya markası olmaya aday bir aslan burcuyum. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları mezunuyum. Okuldan mezun olduktan sonra etkinlik ajanslarında ve reklam ajanslarında çalıştım. Müşteri temsilcisi olarak başlayan kariyerimde hep metin yazarlığı hevesim vardı ancak bunu ajans ortamında başaramadım ama kendi sosyal medyamda iddaalıyım. Kendimi reklam ajanslarından ve patron egolarından bir güzel sıyırdım ve Londra’da buldum.

_Ne zaman Londra’ya taşındın? Nasıl gelişti süreç, kısaca bahsedebilir misin?

Londra’ya ilk gelişim 8 sene önce dil eğitimi için olmuştu, aradan uzun zaman geçtikten sonra 2018 Mart ayında annemle tatil için geldik ve 10 gün kalıp Türkiye’ye döndüm. Planım buraya gelmeden önce görüşmeye gittiğim ajansta işe başlamaktı, ancak beni işe almadılar. Bir gece dedim ki ben neden buradayım, neden İstanbul’da şansımı zorluyorum? Vizem var gideyim en azından bir macera olur dedim ve ertesi gün tek gidişlik biletimi alıp Londra’ya 3. kez geldim. Tabii ilk 1 hafta sudan çıkmış balık gibiydim, birkaç tanıdık vardı ama kimse aileniz gibi sizi koruyup kollamıyor ve aslında hayatta tek başınıza olduğunuzu ve bunun üstesinden nasıl geleceğinizi yaşayarak öğreniyorsunuz. Biraz şansım yaver gitti biraz da girişkenliğim sonucu 10. günümde bir kafede işe başladım. Orada baristalığı öğrendim, sonra kasaya geçtim ve ”English breakfast” diye bir kültür girdi hayatıma. :)

_Memnun musun Londra’da yaşamaktan? Neler yapıyorsun orada?

Burada olmaktan müthiş memnunum. Çünkü burada kendimi gerçekten tanımaya başladım. Tabii 27 yıl boşuna geçmedi, Türkiye’deyken de hayatım gayet iyi gidiyordu ancak insanın yalnızlığı öğrenmesi bence bir ödül. Buraya gelebilmiş ve burada yaşıyor olmak bana bir armağan gibi geliyor artık. Kendi ayaklarım üzerinde durabilmek, ev kiramı ödemek, yemeğimi yapmak, bütçemi ayarlayabilmek ve ayağım tökezlediğinde sadece kendime güveniyor olmak inanılmaz bir özgürlük ve bu özgürlük hissi beni hayata daha sıkı bağlıyor. Her sabah acaba bugün neler olacak diye düşünerek, bunun için heyecanlanarak uyanıyorum. Şu anda Ankara Anlaşması vizemin çıkmasını bekliyorum, son 1 ay kaldı. Çocuklar ve hayvanlara olan bağlılığımı beni tanıyanlar çok iyi bilir, çocuklardan ve onların inanılmaz çalışan kafalarından çıkan her fikir bana yeni şeyler öğretiyor. Aslında bakarsanız ben onlara, onlar bana öğretmenlik yapıyor gibiyiz şu anda. Okuduğum bölümle de alakalı olarak burada çocuklarla kültür sanat aktiviteleri yapıyorum. Öğretmen değilim ama beni öğretmen olarak görüyorlar, bu inanılmaz güzel bir duygu. 1 ay sonra vizem çıktıktan sonra da yavaş yavaş çocuk müzikallerinde çalışmak için başvurulara başlayacağım.

_İlk zamanlar biraz zor oluyor diyorlar. Taşındığın ilk zamanları anlatabilir misin? Yepyeni bir yere taşınmak, yeni insanlar tanımak çok hızlı olmuyordur…

İnanır mısınız havaalanından kaldığım eve geldiğimin 15. dakikasında ağlamaya başladım. Direkt bir sorunla karşılaştım ve annem üzülmesin diye onu arayıp anlatamadım, babamı aradım babam hemen dönüyorsun diye beni zorladı. Ama bir kere bu yola baş koydum ve bu kadar çabuk pes etmek bana yakışmazdı. İlk 10 günüm ev ve iş aramakla geçti. İngiltere’de kafanıza göre bi yerde işe girip çalışmak imkansız. AB vatandaşı olmadığımız için asla çalışma izniniz olmuyor ancak bazı vize türleri var, onlara başvurursanız ve olumlu sonuçlanırsa kendi işinizi yapabiliyorsunuz. Ben gelmeden once Ankara Anlaşması için araştırması yapmıştım ama ilk geldiğimde kafamda kesin bir karar yoktu. Fakat baktım ki iyi gidiyorum, Ankara Anlaşması’na başvurdum. Sürekli sosyal medyadan insanlara yazdım, Londra gruplarına katıldım, oradan kendi işimle ilgili insanları buldum. Para kazanmak kadar network de çok önemli; burada çekingenliğe yer yok. Para kazanmak istiyorsan, çalışmak istiyorsan, tabiri caizse saldıracaksın. Ekonomik durumu bir kenara bırakıp zorlayan bir diğer konuya gelecek olursam karanlık havası… Ben Ağustos doğumluyum ve hayatım boyunca hava sıcakken doğum günümü kutladım; bu sene ise üstümde kazak vardı, bu işin en küçük kısmı tabii. Ama sabah yazken ve siz o havaya kanıp dışarı şort tişörtle çıkıyorken akşamüstü yağmurdan ve soğuk havadan dolayı nereye sığınıcağını şaşırıyor insan.

_İstanbul’u özlüyor musun Semin? Özlüyorsan hangi yönlerini özlüyorsun veya hangi yönlerini hiç özlemiyorsun? 

Aslında İstanbul’dan ziyade Bodrum Gümüşlük benim özlediğim, burnumda tüten yer. Bu yıla kadar en az 3 ayım orada geçiyordu, yaz kış farketmeden her boş anımda oraya kaçıyordum. Bu sene 15 gün gidebildim ve deniz kokusunu, köyümsü yaşamını çok özledim. Ama tabii annem İstanbul’da, ona olan özlemim her şeyin ötesinde, çok şükür ki sağlığımız yerinde ve şükredilecek çok şey var, bu sebeple özlem konusunu geri planda bırakabiliyorum. Lakin şunu da söylemeden geçemeyeceğim, iki tane kedim vardı ve buraya geldiğimin ikinci ayında kedilerimi özlemekten ağlama krizine girmiştim, annem kedim Zeynep’in miyavlamasını telefonda dinletmişti bana. Hiç özlemediğim tarafı da tahmin edersiniz ki Londra’nın bu harika ulaşım sistemine alıştıktan sonra İstanbul trafiği ve sürekli panik durumunda olan insanların enerjisi.

_Yurt dışında yaşamanın, başka bir kültür deneyimlemenin birey olarak avantajları ve dezavantajları neler sence?

Açıkçası hangi taraftan baktığınıza göre değişkenlik gösterir bu konu. İyisi de var kötüsü de var ama sadece avantaj beklentisi içinde olursanız kesinlikle tamamıyla olumsuz deneyimlerle çevrelersiniz kendinizi. Burada benim yaşımda pek çok kişi en az 5 senedir kendi evlerinde yaşayıp ailelerinden bağımsız bir hayat sürüyor. Şunu farkettim ki biz Türkiye’de tembelliğe çok alıştırılıyoruz. Bunu ailelerimiz asla bilinçli yapmıyor, onların gayesi tamamen bizi mutlu yetiştirmek ama bir yerden sonra bu rahatlığın alışkanlık haline geldiği kesin. Genç bireyler olarak sudan çıkmış balığa dönmemek için biraz atak olup, sağlamlaştırmamız gerek kendimizi. Net bir dezavantaj söylemem gerekirse güven konusunda sıkıntılar oluyor. En insan sarrafıyım diyen kişinin bile yaşadığı bir sıkıntı bu. İngilizler (gerçi Londra’da gerçek İngiliz bulmak imkansız bir durum artık) ya da bu kültürde yetişen insanların ne düşündüğünü, bir sonraki adımını tahmin edebilmek imkansız. Bir sohbet esnasında sizinle süper bir diyalog kurup hemen ardından sizi hiç sevmediğini söyleyebilir ya da tam tersi de olabilir. Hiç beklemediğiniz birinin aslında sizinle ilgili iyi düşünceleri olduğunu öğrenebilirsiniz. Açıkçası ben buradaki insanları altın günlerindeki teyzelere benzetiyorum. Hepsi birbirine süper davranıyor ama sonrasında hepsi arkadan konuşuyor. Yani bizde olunca dedikoducu teyzeler diyoruz bunlar yapınca İngilizler işte yeaa diyoruz… :) Londra’da kiraları ilk öğrendiğimde kalbime iniyordu, gerçekten çok yüksek olduğu için burada insanlar büyük evlerde oda kiralayıp (flatmate – room mate), hiç tanımadığı insanlarla yaşayabiliyorlar, bu ilk başta bana çok korkutucu gelmişti ama baktım ki bu durum burada yaygın ve kimsenin başına bir şey gelmiyor, ben de kendimi ev sahiplerinin eline bırakıverdim.

_Peki Türkiye dışında yaşamak sana neler öğretti?

Bunun cevabını zaten her soruda geçirdiğimi düşünüyorum. Anlat anlat bitiremem aslında neler öğrendiğimi. Kendimden hiç bu kadar memnun olmamıştım, bu bir insanın kendisiyle ilgili düşünebileceği en muhteşem şey. İçi boş özgüvenlerden uzaklaşıp gerçekten vay be ben neler yapabiliyorum demeyi öğrendim. Kabullenmeyi öğrendim, ara sıra canımın sıkılmasına izin vermeyi öğrendim, hayatın benim hayatım olduğunu, iyisiyle kötüsüyle kendi yükümü kendim taşımam gerektiğini öğrendim. Çok klasik olabilir ama düzenli olmayı, güzel yemekler yapmayı ve yeri geldiğinde yoktan var etmeyi öğrendim.

_Yurt dışında yaşayan bir Türk olarak, Türkiye’den haberlere nasıl tepkiler veriyorsun Semin?

Haberleri takip edebilecek ve bunlara tepki verebilecek bir vaktim yok açıkçası. Sosyal medyadan takip edebildiğim kadarıyla çok olumlu düşüncelerim yok diyebilirim. Zaten burada kendi kendime geçinmeye çalışırken kafam çorba gibi oluyor bir de üstüne ülkemizin ‘muhteşem’ haberlerine kafa yormak istemiyorum.

_Londra’dan bize birkaç lokal öneride bulunabilir misin?

Burada çalışıp para kazanınca gerçekten gezmek inanılmaz keyifli oluyor. Ben de sosyal medyayı çok aktif kullandığım için mutlaka haftanın bir iki günü yeni yerlere gidip görmeyi ve bunları paylaşmayı çok seviyorum. Pimlico’da yaşıyorum ve merkeze çok yakın bir konumdayım, bu sebeple her yere yürüyerek gidebiliyorum genelde. Lokal yerlerden bahsetmem gerekirse kendi semtimde olan The Roasting Café’de oturup özellikle hava güzelken dışarıda oturup etrafı izleyerek sabah kahvesi içmek çok keyifli oluyor. Ayrıca Hyde Park’ta piknik yapmak bence dünyanın en tatlı aktivitesi; marketten alışverişinizi yapıp bir tane piknik örtüsüyle gidip bütün gününüzü orada geçirebilirsiniz.

Covent Garden ve Shoreditch benim en favori semtlerim. Ama Soho’nun gece kulüpleri (kimliksiz sakın ola ki çıkmayın, yoksa eğlenceniz başlamadan biter), Warren Street kahvecileri, yazları Granery Square’deki fıskiyelerde çocuklarla oynamak, Camden Town’da Cyberdog’a gidip orayı müze gibi gezmek, sabahın en en erken saatlerinde turistik yerlerin bomboş olduğu zamanlarda koşuya çıkmak ve dahası… Londra’da her adımın bir film sahnesi, kendimi bir filmin içinde başrol oyuncusu gibi hissediyorum genellikle ve bu beni her defasında gülümsetiyor.

_Son olarak, yurt dışında yaşamak isteyen ama buna cesaret edemeyen kişilere birkaç tavsiyede bulunabilir misin Semin?

Cesaret edememek veya korkmamak… Sakın ama sakın. Hayata bir kere geliyoruz ve kendi konfor alanımızda da zorluklarla karşılaşıyoruz. Eğer ki varsa böyle bir arzunuz, bırakın o zorlukları biraz uzakta yaşayın. İnanın bu heyecanlı yolculuk sizi tahmin ettiğinizden daha çok tatmin edecek.

 

Çok teşekkür ederiz Semin!

 

İlginizi çekebilir: Yurt Dışında Yaşamak: Aslı Yüksel ve Viyana

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN