Phuket ismini duyunca omuzlarımda bir gevşeme ve yüzümde bir gülümseme oluşuyor.  Öncelikle Tayland’ın insanlarının bunda büyük payı var çünkü imkanları ne olursa olsun hayata olumlu bakıyorlar. Güleryüzleri, çalışkanlıkları ve misafirperverlikleriyle ağırlama sektörü icin biçilmis kaftan bir milletler diyebilirim. Dolayısıyla Tayland’a vardığınız andan itibaren kendinizi iyi hissetmeye başlıyorsunuz. Kuzey yarım kürede kış mevsimini yaşarken giderseniz ki, bu Tayland’a gitmek için en uygun mevsim, güneşle kemiklerinizin ısınması harika hissettiriyor. Her tarafta göreceğiniz rengarenk egzotik çiçekler ve harika doğa manzaraları gözleri bayram ettiriyor. Hesaplı ve leziz yemeklerle karınlar da doyunca Phuket’in yeryüzündeki cennet olduğuna kanaat getiriyor insan. Peki Phuket’e neden gitmeli? Neleri yapmadan dönmemeli? Ne yenir, ne içilir? Gelin başlayalım.

Phuket Adası

Tayland’ın en büyük adası olan Phuket, Hint Okyanusu’nun bir parçası olan Andaman Denizi’nde bulunuyor. Ada o kadar büyük ki, dört tarafının denizlerle çevrili olduğunu fark etmiyor insan. Zaten bu yüzden, Phuket isminin önünde bulunan ve ada anlamına gelen “koh” kelimesi kullanılmıyor ve adaya sadece Phuket deniyor. “Andaman’ın incisi” Phuket’in bir numaralı gelir kaynağı ise turizm. Denizi ve plajları, doğanın sunduğu zengin aktivite imkanı, leziz yemekleri, masajı, Thai boks maçları ve tatilin hesaplı oluşu adayı cazip kılan başlıca unsurlar. Buradaki insanlar turizmin önemini kavramış durumdalar; çalışkan ve pozitif yaklaşımlarıyla sizi kraliyet ailesindenmişsiniz gibi hissettiriyorlar.

Tayland’da ısı tüm yıl boyunca aynı seviyelerde seyrediyor. Islak ve kuru olmak üzere iki mevsimi var. Kuru mevsim, Kasım gibi başlayıp Mart ayına kadar devam ediyor. Phuket’e gitmek için en uygun zaman olan bu dönem, Tayland’da turizmin en hareketli olduğu zaman.

Phuket Adası’na Ulaşım

Biz de seyahatimizi kuru mevsime denk getirerek Şubat tatilinde gittik Phuket’e. Türk vatandaşlarına vize gerekmiyor. Emirates hava yollarının, Dubai aktarmalı uçuşuyla seyahat ettik. İstanbul-Dubai arası yaklaşık 4 saat: Dubai’den Phuket’e ise yaklaşık 6 saat sürüyor. Bu uzun uçuşları, Emirates ile hiç yorulmadan yaptık diyebilirim. Uçaklar bakımlı, ekip donanımlı ve çok ilgili, yeme-içme kaliteli idi. Phuket’e Emirates ile Dubai üzerinden gitmenin dışında bir seçenek de, Türk Hava Yolları’nın Phuket’e direkt uçuşunu kullanmak olabilir. Ayrıca geçerken yeni yerler görmek isterseniz farklı hava yolu alternatifleriyle Bangkok, Doha, Kuala Lumpur gibi şehirler üzerinden de transit uçmak mümkün.

Phuket’de Neler Yapılır?

Tayland’da neredeyse her yerde sizi önce soğuk havlular ikram ederek karşılıyorlar. Bu beyaz küçük havluları “lemongrass” (limon otu) katarak ıslatıp soğutuyorlar. Sıcak ve nemli havada, elleri ve yüzü bu havlularla silmek çok ferahlatıcı oluyor. Ayrıca limon otunun, sinekleri caydırıcı etkisinden de faydalanmış oluyorsunuz.

Dikkatimi çeken bir farklılık ise, en iyi Thai lokantalarında bile bıçak verilmemesi. Yemek için çatal ve kaşık kullanılıyor. Söylentiye göre Thai kralı Rama V, batıdan gelen usuller arasındaki çatal, bıçak ve kaşık kullanımı hakkında “Barışçıl Thai halkının bıçak kullanmaya ihtiyacı yoktur” demiş. Bu demeçten sonra, Thai sofralarında bıçak kullanmamış. Zaten Thai yemekleri, lokmalar halinde olduğundan bıçağa pek de gerek olmuyor.

Vardığımızın ertesi günü, öğleden sonra yola çıkarak Phuket’in merkezindeki Patong’a gidiyoruz. Bu, Bodrum’a inmeye benzer bir deneyim. Kalabalık, rengarenk ışıklı sokaklar, barlar, ve küçük dükkanlar var. Hava henüz sıcakken, önce Jung Ceylon alışveriş merkezine giriyoruz. Burada almak istediğimiz hatıra ve hediyelik alışverişimizi hallediyoruz. “Thai silk” ipekten yapılma eşarplardan, değişik renk ve desenlerde almayı ihmal etmiyoruz. Ayrıca “Tiger Balm” (Uzak Doğu’ya özgü, kas ağrılarını rahatlatıcı merhem) ediniyoruz. Jim Thompson mağazasına da uğramadan olmaz! Jim Thompson, 1960’larda asker olarak Tayland’a gelmiş bir Amerikalı. Hayran kaldığı bu ülkede kalmaya karar veriyor; yerleşip pamuk ve ipek işine giriyor. Jim Thompson’un esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmasını takiben, Bangkok’taki evi müze haline getiriliyor. Günümüzde Jim Thompson, Tayland’ın çeşitli yerlerindeki dükkanlarından otantik motifli pamuklu veya ipekli bluzlar, elbiseler, çantalar ve hatta yastıklar alabileceğiniz yerel bir marka.

Dolaşıp iyice yorulduktan sonra, AVM’nin içindeki kocaman masaj merkezinde ayak masajı yaptırıp şarj oluyoruz. Bir sonraki durağımız, Baan Rim Pa restoran. “Baan Rim Pa”  kayaların üzerindeki ev demekmiş. Deniz kıyısında, kayaların üzerinde, çok güzel bir Patong koyu manzarası olan köklü bir Thai lokantası. Menüsü çok kapsamlı: merak ettiğiniz ve denemek istediğiniz her türlü Thai yemeğini burada bulabiliyorsunuz. Servis profesyonel ve ilgili. Çalışan ekibin üzerindeki ipek giysileri seyretmek için bile gitmeye değer. Özel bir akşamda Thai yemeği için uygun bir mekan. Yediğimiz her şey taze, kaliteli ve lezzetli. Benim favorilerime gelirsek; “Deep fried prawns wrapped in noodle vermicelli” (ince tel şehriyeye sarılıp kızartılmış jumbo karides), “Pineapple rice” (Ananas kabuğu içinde gelen, ananaslı pilav) ve “Tab Tim Grob” (Soğuk hindistan cevizi sütü ve buz içinde, kırmızı yakut şeklinde hazırlanmış su kestaneleri).

Burada mide fesadı seviyesine yaklaştıktan sonra, barların oldugu Bangla Road’a doğru yola çıkıyoruz. Aradaki mesafe için, “Tuk tuk” a biniyoruz. Bunlar üzeri yarı açık, üç tekerlekli küçük araçlar. Motorun çıkardığı sesten dolayı tuk tuk ismini almışlar. Standart taksilere göre daha küçük olduklarından, kalabalık yerlerde ve kısa mesafelerde daha pratik oldukları için tercih ediliyorlar. Binmeden önce gideceğiniz yeri söyleyip, pazarlık ederek fiyatta anlaşmak lazım, bunu da söylemeden geçmeyeyim.

Bangla Road, rengarenk ışıklı tabelaları, yan yana barlardan gelip birbirine karışan müzik sesi ve insan seli ile çok hareketli. Önünden geçerken çalan müziği beğenip içeri girdiğimiz barda keyifli zaman geçiriyoruz. Canlı müzik yapan sempatik grup, 80’ler parçalarını orijinali kıvamında söylüyor. Sonrasında Bangla Road boyunca yürüyüp iki kulübe daha giriyoruz. Buralarda “pole dancing” yapan dansçı Thai kızlar var. Sahnedeki şovu seyrederken menüden içki söylüyorsunuz. Oturmadan önce menüye bakmakta fayda var: içki fiyatları gereksiz pahalı olabiliyor. Dikkatimizi çeken, gittiğimiz yerlerin tüm keşmekeşe rağmen gayet temiz ve güvenli olması.

Sonraki gün Phi Phi adası turunda, sürat motoruna binip adaya gidiyoruz. Adanın doğal güzelliğini, yüzerek ve snorkel yaparak çıkarıyoruz. Snorkel yaparken bile, derinlere dalmaya gerek kalmadan rengarenk deniz hayatını seyretmek mümkün. Bu arada, Leonardo di Caprio’nun baş rolünü oynadığı “The Beach” fimi, buradaki Maya Beach’te çekilmiş.

James Bond adası turuna da sürat motoru ile gidiyoruz. İki ayrı yerde durup kanolara binerek, denizden mağaraların içine giriyoruz. Mağaradan geçerek çıktığımız, gel-git sonucu oluşmuş göl kadar sakin küçük iç deniz birikintilerinde, “Mangrove” ormanlarını görüyoruz. Mangrov, tuzlu suyun içinde yetişen küçük ağaçlara deniyormuş. Öğlen yöresel Thai yemeği yiyor, yemekten sonra James Bond adasına gidiyoruz. Burada tepeye tırmanarak harika fotoğraflar çekmek mümkün. Roger Moore’un James Bond rolünde olduğu “The Man with the Golden Gun” filmi 1974 yılında burada çekilmiş. Grupta dalış yapanlar; bir gün Boonsung Wreck ve diğer gün Nai Yang Beach’e gidiyorlar.  “See Bees” firması ile dalıyor, çok memnun kalıyorlar.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Trickeye Museum, Phuket (@trickeyephuket) on

Phuket Old Town için ise yine öğleden sonra yola çıkıyoruz. Hava henüz sıcakken, önce “Trickeye Museum” a gidiyoruz. Burada duvarlardaki imajlarda, gözü aldatan bir üç boyutlu hissi verilmiş. İmajın neresinde duracağınız ve hangi açıdan fotoğraf çekileceği, yerdeki işaretlerle belirtilmiş. Buna göre imajların önünde durup fotoğraf çektirdiğinizde, üç boyutlu bir görüntü ortaya çıkıyor. Orijinal bir fikir; eğlenceli zaman geçirmek için güzel bir müze. Çocuklara da çok uygun.

Dışarı çıktığımızda hava biraz serinlemiş olduğundan, Old Town’a doğru yürüyüşe çıkıyoruz. Thalang Road’a geldiğimizde, rengarenk eski binalar bizi karşılıyor. Binalar restore edilerek, küçük dükkanlara ve cafelere dönüştürülmüş. Dükkanlara girip çıkıyor, ufak tefek alışveriş yapıyoruz. Bir cafede oturup kahve içiyoruz; çocuklar ve ben “Shaved Ice” dondurma yiyoruz. Burada dondurmalar çok çesitli. Benim favorim “Mango go go lucky” (Taze mango, “Sticky rice”pilav, hindistan cevizi sütü ve mangolu dondurma). Biraz daha dolaştıktan sonra tuk tuk ile akşam yemeği için Natural restorana gidiyoruz. Burası üç küçük kattan oluşan, açık havada, bitkiler içinde hesaplı bir esnaf lokantası. Thai sokak yemeklerini doya doya yiyoruz.

Son olarak, çocukların favorisi “Flying Hanuman-Jungle Experience” etkinliğine gidiliyor. Ben, yükseklik korkumdan dolayı pas geçiyorum. Ormanın içinde, ağaçların arasına gerilmiş tellerde maymun gibi kayarak dolaşmaca olarak özetleyebilirim bu aktiviteyi. Organizasyon iyi ve ekipman güvenli. Çocuklar bu etkinliği bir numaraya koyuyorlar. Yüksekten korkmayanlara tavsiye edilir!

Su gibi geçen tatilimizin sonuna geliyoruz. Phuket’in bize kucak acan cömert doğasına, lezzetli yiyeceklerine ve turistin değerini bilen güleryüzlü çalışkan insanlarına minnetlerimizi sunarak, tekrar gelebilmek umuduyla dönüyoruz.

İlginizi çekebilir: Tuğçe Kaya’dan “Bangkok Phuket Turu Yorumları

İlginizi çekebilir: Merve Dirim’den “Keemala Otel: Phuket’te Eşsiz Bir Deneyim”

 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN