Pop Art’ın 1950’lerden günümüze kadar taşınan izlerini Sedef Gali, bize kendi tarzı ve farklı çizgileri ile yansıtıyor. 21 yaşındaki Gali, genç yaşının verdiği enerji ile sınırları zorlamaya devam ediyor. Şimdi ise Lucca’nın duvarlarına imzasını atmış… Soyut dışavurumculuğa tepkisel eserlerinde ünlülerin renklendirilmiş halleri akrilik ve yağlı boyayla süslenmiş! Sedef’in Popüler Kültür İmgelerine hoş geldiniz…

Bu kadar genç yaşta kişisel sergi açmayı nasıl bir başarı olarak görüyorsun? Sence pozitif yönleri dışında negatif yönleri de var mı?

Çok mutluyum tabii ki, insanlarla yaptıklarımı bu kadar erkenden paylaşabilmek büyük bir şans oldu. Hem resimlerime bakanlara kendimi, fırçamı anlatabilmiş olduğumu düşünüyorum; hem de gelen feedbackler doğrultusunda sonraki çalışmalarımı da ne yönde şekillendirebileceğim konusunda bilgi sahibi oluyorum. Henüz negatif bir etkisini görmedim bu sergimin hayatımda, tabii şu anda her şeyin çok başındayım ve yaptığım işlerden büyük zevk alıyorum. Benle aynı zevki alanlar siparişlerde bulunuyor, elimden geldiğince yetişmeye çalışıyorum ancak okul sezonu başlayınca bunların Pratt’teki projelerimi negatif şekilde etkilememesi için iyi bir denge kurmam gerekecek.

Resme herkesin çocukluğunda boyama kitapları ile mi başladın? Nasıl başladı hikayen?

Annemle babam, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü mezunu olduğundan; zaten sanatla ilgilenmemi istemişler. 3,5 yaşındayken bir arkadaşımla annelerimizin yönlendirmesiyle resim dersi almaya başladık. Öğretmenimiz iki küçük yaramaz çocuğa karşı çok sabırlıydı ve yaratıcılığımızı ortaya çıkarmamıza katkıda bulundu. Bize soyut konular verir, bizden resmetmemizi isterdi. İlkokul, ortaokul dönemleri de çeşitli resim yarışmalarında birincilikler aldım. Onlar da bu konuda beni şevklendirdi. Sonrasında da lise döneminde Deniz Orkus ile d&d Art Design Studio’da çalışmalarım şekillenmeye başladı. İlk resim portfolyomu orada hazırladım. Canlı modeller çizdiğimizde daha çok portreye yönelirdim. İnsanların ifadeleri bakışları benim için çok önemli.

Bu arada müzikle de ilgileniyormuşsun. Bu dalda ne yapmaktasın?

Dört yaşımdan beri piyano çalıyorum. Daha önce DJ’lik de yaptım, müziğin hayatımda gerçekten çok büyük yeri var. Bu konuda araştırmacı olmaya çalışıyorum. Ayrıca şarkı söylüyorum, daha çok Jazz. Sahnede olmak çok büyük haz veriyor. New York’ta da bir grubumuz var: Amerikalılar, Jamaikalılar, Rus, Moğol… İnternasyonel bir ekibiz. Stüdyo çalışmalarımız, showcaselerimiz oluyor. Burda da Can Bonomo ve grubu ile stüdyoda müzik çalışmalarımız var.

Müzik ve resim sanatını birleştireceğin projelerin var mı?

Sanatın birçok dalı belli noktalarda kesişiyor. Zaten müzik dinlemeden resim yapamıyorum. Fırçamın hızını dinlediğim müziklerin ritimlerine uydurmaya çalışınca; ortaya daha iyi işler çıkıyor. Okulda hareketli, sesli enstelasyonlarım oldu. İlerisi için de bunları bir araya getirecek projelerim var; ama onlar da süpriz olsun…

Neden POP? Ve POP ART?

Popüler kültür, hepimizi bir araya getiren olgu. Sanat günümüzde çağdaş bir hal aldı ve toplum da bunu uzun yıllar süren uğraşlardan sonra kabullendi. Ancak yenilikleri gündemde olanla da birleştirince insanların daha da çok ilgisini çekiyor. Resim, sadece kendim için yaptığım bir şey değil… Paylaşmayı seviyorum. Sadece beni ilgilendirenleri kendime saklıyorum, hepimizin bakacağı, göreceği, bileceği ve seveceği şeyleri de paylaşmaya çalışıyorum. Genç olmanın artısı da gündemin tam ortasında olabilmek.  Ayrıca Pop Art akımının renkleri, kontrastları, sınırları zorlaması, yaratıcılığı bir sürü malzemeyle destekleme şansı, yepyeni eserler yaratmaya imkan sağlıyor. Ayrıca Pop Art’ın yaratıcısı Andy Warhol’un da büyük hayranı olduğumu da söylemeden geçmeyeyim.

Eserlerini 4 kelime ile tanımlayabilir misin?

Çok zor oldu bu soru! Hareket, ritim, ifade ve kontrast!

Şuan PRATT Instute New York’ ta okuyorsun. Mezun olunca neler yapmayı planlıyorsun?

Interior Design okuyorum. Yakın bir arkadaşımla ilerisi için büyük projelerimiz var. Hayatım boyunca resim yapacağımdan; imkan olduğu sürece de sergiler düzenleyeceğimden şüphem yok. Tabii müziği de unutmamak gerek…

Sergilerin ile yaşam tarzın arasında bir bağ var mı?

Daha ilk kişisel sergim olduğu için böyle bir genelleme yapamam. Ama sizi yaşam tarzınız, çevreniz yönlendiriyor. Birileriyle tanışıyorsunuz, ilişkiler kuruyorsunuz. Lucca’daki sergide bu şekilde oldu. Zaman geçirdiğimiz bir yerdi, mekanda güzel sergilere tanık oldum ve Lucca Art konsepti hoşuma gitti, bir parçası olmak istedim. Her gittiğimde resimlerimi orada görmekten mutluluk duyuyorum!

 

Görseller: Sedef Gali

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?