1950’lerin sonlarına doğru New York ve Londra gibi metropollerde ortaya çıkan ve 1960’larda yükselişe geçen pop-art akımı, popüler kültür ve kitle kültüründen ödünç aldığı imgeleri renkli ve çekici sanat eserlerine dönüştürmeye devam ediyor. Bu akımı daha iyi anlamak, günümüzdeki temsilcilerini daha iyi takip edebilmek için, pop-art’ı pop-art yapan beş isimi yakından tanımanın önemli olduğunu düşünüyoruz.

Pop Art Sanat Akımı ve Pop Art Sanatçıları

1940’lar ve 1950’lerde sanatın merkezinde Pollock ve Rothko gibi sanatçıların öncülük ettiği soyut dışavurumculuk vardı. Bu yılların hemen ardından ortaya çıkmaya başlayan pop-art akımı, bilindik görselleri, gündelik yaşamdan tanıdık imgeleri, popüler kültürün ve medyanın halkın karşısına çıkardığı figürleri sanata yansıtarak, sanat dünyasının odağını bir bakıma soyut olandan uzaklaştırmaya başladı. Yüksek sanat ve alçak sanat kavramları arasındaki sınırları yıkacak işlerin üretilmeye başlandığı bu yıllarda sanatsal üretimine başlayan sanatçılar, II. Dünya Savaşı’nın ardından yükselişe geçen tüketim çılgınlığı ve medya bombardımanını kucakladılar. New York ve Londralı pop-art sanatçılarının birçoğu geçmişte dergi illüstratörleri, billboard ressamları ve grafik tasarımcılar olarak çalıştı. “Pop-art” terimi ise resmi olarak ilk kez 1962 yılında, MoMA’nın düzenlediği bir sempozyumun başlığında (Symposium on Pop Art) görüldü.

Gelin, günümüzde pop-art akımının izlerini takip etmeye devam etmek, onların ardından gelenlerin işlerini daha iyi anlamak için tanımanız gereken beş önemli pop-art sanatçısına bir göz atalım.

 

Andy Warhol (1928 – 1987)

Andy Warhol, Untitled 1-10 from Marilyn Monroe, 1967 | Görsel: artcommerce.com

Bugün pop-art dendiğinde Warhol’u, Warhol dendiğinde pop-art’ı düşünmeyen yoktur. Bilinen ilk pop-art sanatçıları İngiltere’de Eduardo Paolozzi ve Richard Hamilton, ABD’de Larry Rivers, Robert Rauschenberg ve Jasper Johns olsa da, evet, dikkat çekici figürlere ve imgelere yer verişi ve üretkenliği nedeniyle bugün en çok onun adını anıyoruz. Warhol, Coca-Cola şişeleri, Campbell Soup tenekeleri gibi tüketim ürünlerinin yer aldığı görselleri farklı renklerde, tekrar tekrar boyayarak, herhangi bir süpermarket rafında görebileceğiniz görüntüleri sanata dönüştürmek kadar basit bir fikirden yola çıktı, pop-art’ın temelini oluşturan fikirden. Hollywood yıldızları ya da popüler ikonlar da onun için bir tüketim ürünüydü ve eserlerinde Marilyn Monroe‘yu, Jackie Kennedy‘i ya da Elvis Presley‘i de bir kola şişesi ya da bir çorba tenekesinden farksız bir şekilde kullandı.

Andy Warhol, Campbell’s Soup Cans, 1962 | Görsel: moma.org

Sanat eleştirmeni Arthur Danto, Warhol’un sanatı için “sanat tarihinin yarattığı, felsefi bir dehaya en yakın şey” diyor. Gerçekten de Warhol, zamanın ötesinde bir deha olduğunu kanıtlamaya bugün bile devam ediyor. Ölümünün üzerinden 30 yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen, bugün Warhol’un yeni eserlerinin satışları halen sürüyor, Warhol günümüz sanat piyasasına geçmişten sürprizler yollamaya devam ediyor. Edisyonlar halinde ürettiği eserlerinden halen çeşitli galerilerin elinde satışı bekleyen edisyonlar bulunuyor. Ayrıca sanatçının yaşamının son 13 yılında 600’den fazla zaman kapsülü hazırladığı ve bunların tamamına halen ulaşılamadığı biliniyor. Bu “zaman kapsülleri” Warhol’un paketlediği ve farklı yerlerde depoladığı kolilerden ibaret; içlerinde gazete kupürleri, objeler, fotoğraflar, eskizler, mektuplar, satılmamış eserler, hatta kesilmiş ayak tırnakları (!) var. Ortaya çıkan son zaman kapsülü, 2014 yılında, 30,000$’a anonim bir koleksiyoncu tarafından alınmış ve tüm diğer kapsüller gibi, Pittsburgh’daki Andy Warhol Müzesi’nin denetiminde açılmış ve kataloglanmış. Sanatçının bugüne kadar satılan en pahalı eseri ise Kasım 2013’te $105.4 milyon dolara alıcı bulan, serigrafi tekniğiyle ürettiği Silver Car Crash (Double Disaster) (1963).

 

Roy Lichtenstein (1923 – 1997)

Roy Lichtenstein, Whaam!, 1963 | Görsel: tate.org.uk

Lichtenstein dendiğinde akla hemen çizgi roman kareleri şeklindeki tablolar geliyor değil mi? Gerçekten de Roy Lichtenstein’ın sanatsal üretiminin büyük bir parçası, çizgi roman basan seri üretim makinelerin renkli nokta vuruşlarından ilham aldı. Söz konusu nokta vuruşlarına Ben-Day noktaları deniyor ve başta çizgi romanlar olmak üzere 1960’lar ve 1970’lerin birçok renkli basılan dergi ve kitabı bu teknikle basılıyor. Lichtenstein ise, seri üretim halinde bu teknikle basılan çizgi romanlardan sahneleri elle boyayarak, ölçüleriyle, ölçekleriyle, renkleriyle, metinleriyle oynayarak, eklemeler ve çıkarmalar yaparak bu popüler imgeleri baştan yarattı. Seri üretim ve yüksek sanat arasında bir bağ ve köprü kuran sanatçı, diğer pop-art sanatçıları gibi hem bu popüler imgeleri gündelik yaşamından tanıyan insanları sanatla ilgilenmeye davet etti hem de popüler kültürü küçümseyen sanat dünyasını bu renkli dünyayla tanıştırdı. Drowning Girl (1963) ve yukarıda resmini gördüğünüz Whaam! (1963) sanatçının en popüler eserleri olsa da, en pahalı eseri Ocak 2017’de 165 milyon dolara satılan Masterpiece (1962).

Keith Haring (1958 – 1990)

Keith Haring, Ignorance = Fear / Silence = Death, 1989 | Görsel: whitney.org

Keith Haring, önceki yazımızda yer ayırdığımız sokak sanatı ve bu yazının konusu olan pop-art’ın kesiştiği noktada duran bir sanatçı. Görsel dilini, ikonik figürlerini ve çizgilerini nerede görseniz tanıyabileceğiniz Haring, sadece resim, baskı ve grafik olarak galeri ve müzelerde değil duvar resimleri ve heykelleriyle kamusal alanda da geniş yer edindi. Üretmeye 70’li ve 80’li yıllarda New York metrolarında sokak sanatıyla başlayan Haring’in ünü, 1984 yılında Avustralya’nın farklı şehirlerinde boyadığı duvar resimleriyle sınırları aştı. Yıllar içerisinde geliştirdiği görsel dili ve yakaladığı başarıyı eşcinsel hakları ve AIDS farkındalığı gibi sosyal meseleler için kullanan Keith Haring, 1990 yılında AIDS virüsüne yenik düştü. Haring, ölümünün ardından da popüler kültürle olan ilişkisini devam ettirdi ve daima gündemde kalmayı başardı. Yarattığı figürler bugün birçok markanın moda koleksiyonlarında kullanılan Haring 2011 yılında dolaylı yoldan Guinness Rekorlar Kitabı’nda da yer aldı: Ravensburger markasının 32,256 parçadan oluşan ve bugüne kadar yapılmış en büyük puzzle olarak rekorlar kitabına giren puzzle’ının üzerinde Keith Haring’in 32 eserinden oluşan bir kolaj yer alıyordu.

 

Yayoi Kusama (1929 – …)

Yayoi Kusama, With All My Love for the Tulips, I Pray Forever, 2017 | Fotoğraf: thehoneycombers.com

Japon sanatçı Yayoi Kusama’nın da pop-art ile ilişkisinin kökleri, tıpkı Warhol ve Lichtenstein gibi 1960’lara ve New York’a dayanıyor. 1950’lerde sanat eğitimi için bulunduğu ABD’de daha çok soyut dışavurumcu eserler üretirken 1960’larda pop-artın heyecan verici yükselişinden etkilenerek bu akımda iz bırakacak işlere imza atmaya başlayan Kusama’yı en çok renkli puantiye desenleriyle tanıyoruz. Sanatçı, çocukluğunda yaşadığı travmalar nedeniyle çıplaklık ve cinselliği sanatının önemli bir parçası kabul ediyor, puantiye ve çiçek desenlerini de gördüğü halüsinasyonların etkisiyle kullanıyor. 1960’ların ikinci yarısında, tüm katılımcıların çıplak olarak yer aldığı ve bedenlerinin sanatçı tarafından parlak renklerde puantiyelerle boyandığı bir performans dizisi de bunun en önemli yansımalarından. Pop-artın doğduğu yılların ardından bir süre sanat sahnesinden kaybolan Kusama, 1993 yılında Venedik Bienali‘ndeki yerleştirmesiyle yeniden dünyanın en etkili çağdaş sanatçıları arasında anılmaya başladı. Kavramsal sanat, pop-art ve yerleştirme sanatının yanı sıra moda, edebiyat ve film alanlarında da eserler veren Kusama, son zamanlarda puantiyelerle bezeli dev ölçekli yerleştirmeleriyle müze / galeri ziyaretçilerini büyülüyor. 2008’de 5.1 milyon dolara satılan eseri Infinity Net, No.2 (1959) ile yaşayan bir kadın sanatçı olarak bir rekora imza atan Kusama, 2014’te 7.1 milyon dolara satılan White No. 28 (1960) ile bu rekoru tazeledi. Popüler kültür imgelerini ve parlak renkleri eserleri kadar tarzına ve kişiliğine de yansıtan Kusama, giydiği parlak renkli kıyafetler ve anime karakterlerinden ilham alan renkli peruklarıyla da dikkat çekiyor.

 

 

David Hockney (1937 – …)

David Hockney, A Bigger Splash, 1967 | Görsel: tate.org.uk

David Hockney, sadece eserlerinde yer bulan imgelerle ve kullandığı renklerle değil, teknolojinin imkanlarına paralel olarak tekniklerini sürekli geliştirmesiyle, yani üretim süreciyle de popüler olanı yakalayan bir sanatçı. Dergilerin popüler olduğu 1960’lı yıllarda dergiler için canlı renklerde boyanan resimlerin estetiğinde eserler üreten Hockney, 80’lerde polaroidlerin ve 35mm renkli baskıların popülerleşmesiyle foto-kolajlar oluşturmaya başladı. Yıllar içinde baskıdan resme, film yapımından sahne tasarımına birçok farklı medyayla çalışan sanatçının son işlerinde iPhone ve iPad uygulamalarıyla boyadığı büyük ölçekli natürmort resimlere rastlamak mümkün. Sanatçı 2009 yılında Brushes adlı uygulamayı kullanarak imza attığı bu işleri, çoğunlukla arkadaşlarına yollamak için kullanıyor, bu da pop-art’ın günümüzün dijitalleşen dünyasına nasıl ayak uydurduğunu göstermekle kalmıyor, neyin orijinal neyin kopya olduğu tartışmasını da ileriye taşıyor. Hockney ve bu tekniği, 2012-2013 sezonunda Viyana Devlet Operası için iPad’inde hazırladığı, 176 metrekarelik bir dekor resmi sayesinde uzun süre gündemde kaldı, geçtiğimiz yıllarda sanatçının iPad’iyle ürettiği işlerin baskıları ve iPad’lerde sergilenen ‘orijinalleri’ dünyanın önde gelen galeri ve müzelerinde izleyiciyle buluştu. 2016’da 13.2 milyon dolara satılan Woldgate Woods eseri, sanatçının bugüne kadarki en pahalı eseri. 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?