İnsanlığın Ay’a ayak basışının 50. yılını kutlarken, bilimkurgu sinemanın vazgeçilmezlerinden olan Ay’a yolculuk filmlerinden bahsetmek istedim.

ay'a yolculuk

20 Temmuz 1969 tarihi, insanlık tarihi için çok önemli bir tarih: NASA‘nın Apollo 11 görevinin Neil Armstrong, Buzz Aldrin ve Michael Collins‘ten oluşan üç kişilik ekibinin başarılı bir şekilde Ay’a ulaştığı ve Armstrong’un o çok önemli adımı atarak Ay’a ayak bastığı tarih. 50. yılını kutladığımız bu önemli olay, ABD ve SSCB arasındaki uzay yarışının sadece bir meyvesi. Teknolojiyi ve bilimi olabildiğine geliştiren, uzay araştırmalarına ve uzay mühendisliğine normalden katbekat fazla bütçe ayrılmasına önayak olan bu yarış, insanlığın dünyaya, gezegenlere ve evrene dair merakını aynı anda besleyen ve doyuran bir araç ve bir başarı hikâyeleri serisi aslında – her iki taraf ama en çok insanlık için. ABD tarafına bakacak olursak, Apollo 11’in öncesinde başarısızlıklar, ölümler, kayıplarla dolu birçok test ve görev görüyoruz. Apollo 11 Ay’a ayak basabilmiş olabilir ama, Apollo 1’in tüm ekibinin bir test sırasında çıkan yangında hayatını kaybettiğini de, Apollo 13’ün ekibinin Ay’a ulaşamadan geçirdiği kazadan sağ salim dönebilmesi için binlerce insanın seferber olduğunu da unutmamak gerek.

ay'a yolculuk filmleri - melies

Ay’a yolculuk, ortada bir uzay yarışı ya da uzaya gidebilecek roketler olmadan bile insanlık için büyük hayalmiş. Gökyüzünde gördüğümüz en büyük ve bize en yakın konumdaki o parlak cisme gidebilmeyi kim düşünmemiştir ki? Bu yüzden önceleri bilimkurgu edebiyatının, ardından bilimkurgu sinemasının en sevdiği konulardan biri olmuş Ay’a yolculuk. Hatta sinema tarihinin ilk bilimkurgu türündeki ilk filmi, tam olarak bu adı taşıyor: Le voyage dans la luneyani Ay’a Yolculuk. Sinema tarihinin ilk dönemlerinin en yaratıcı yönetmenlerinden ve animasyon ve görsel efektlerin atası kabul edilen Georges Méliès‘in 1902 tarihli ve 13 dakikalık bu kısa filmi, Ay’a giden bir grup astronotu konu alıyor. 

Jules Verne ve H.G. Wells gibi bilimkurgu edebiyatının hayal gücü engin yazarlarının fikirlerinden ilham alan birçok yönetmen ve senarist, Ay’a yolculuk gerçek olana kadar hayal kurmaya, kendi fikirlerini ya da bu yazarların fikirlerini sinemaya uyarlayarak kitleleri büyülemeye devam etmiş. Alman yönetmen Fritz Lang de bunlardan biri; Frau im Mond / By Rocket to the Moon (1929), sinema tarihinde Ay’a yolculuğun nasıl gerçekleşebileceğini ciddi, doğru ve bilimsel bir şekilde gösteren ve bunu yaparken kurmaca bir hikâye anlatan ilk film. Yönetmen, bu doğruluk payını gerçek roket mühendisleri ve tasarımcılarını danışman olarak film ekibine dahil etmesine borçlu. Film, Ay’a gitme saplantısını gerçeğe dönüştüren bir biliminsanının yaşadıklarını anlatıyor.

Senaryosu H.G. Wells tarafından yazılan, William Cameron Menzies filmi Things to Come (1936), insanlığın Ay’a anca 2035 yılında gidebileceğini düşünse de, filmde fırlatılan uzay aracının Ay’ın etrafında dönüp dünyaya geri dönüyor olması, iyi bir öngörü. Ünlü yapımcı George Pal‘in filmlerinden, Irving Pichel‘in yönettiği Destination Moon (1950), tıpkı günümüzde Elon Musk’ın yaptığı gibi, dev şirket yöneticilerinin finanse ettiği ticari bir uzay görevinden bahsediyor. Dönemin filmlerinin aksine uzaylılar ya da canavarlarla değil, arızalanan ekipmanla bir korku unsuru yaratmayı başarması, filmin en ilgi çekici yanlarından. Bu aynı zamanda Apollo 13 için de bir öngörü! Byron Haskin filmi From the Earth to the Moon (1958) ise Jules Verne’in Ay’a Yolculuk‘unun bir uyarlaması.

1960’lara gelindiğinde, artık Ay’a gitmek için gerçekten adımlar atılmaya başlandığından, bu konudaki filmlerin kaderi de değişiyor tabii. Artık bilimkurgu gerçeğin ta kendisi olmuş durumda çünkü… Robert Altman’ın Countdown (1967) filmi, tam olarak dönemin uzay yarışı psikolojisini ve uzayda yalnız kalan insan korkularını karşılayan film: NASA Rusların Ay’a insan yollayacağını öğrendiğinde, hiçbir şey hazır olmamasına rağmen Ay’a ilk insanı yollayan olabilmek için astronotu ve onun hayatta kalmasını sağlayacak ekipmanı ayrı ayrı Ay’a yollamaya karar veriyor. Apollo görevi hazır olana kadar geri dönemeyeceği için, ikinci aracı bulması gerekiyor. Countdown, işi biraz abartmış olabilir diye düşünebilirsiniz ama “ilk” ve “önce” olma baskısı belki de o dönemdeki birçok başarının temel nedeni ve Altman’ın filmi bu baskının insanlara neler yaptırabileceğini çok iyi gösteriyor. John Sturges’in En İyi Görsel Efekt dalında Oscar ödüllü filmi Marooned (1969) ise tam olarak bir Ay’a yolculuk filmi olmasa da, Apollo 13 kazasının sadece 1 yıl öncesinde çok benzer bir olay anlattığı için önemli. Filmde uzay istasyonundan dünyaya dönerken bir arıza nedeniyle mahsur kalan 3 ABD’li astronot, oksijenleri tükenmeden önce kurtarılmayı bekliyor. Filmde Gregory Peck ve Gene Hackman gibi ünlü oyuncular rol alıyor. 1960’ları geçmeden, Stanley Kubrick‘in başyapıtı 2001: A Space Odyssey‘in (1968) de önemli bazı sahnelerinin Ay’da geçtiğini unutmaylım tabii.

Apollo görevleri geride kaldıktan, artık insanlık Ay’a gitmiş olduktan sonra, bu tarihi anlarla ilgili hikâyeler anlatılmaya, filmler çekilmeye başlanmış tabii ki. Ay’a yolculuk hakkındaki ilk önemli gerçek hikâye anlatan film, Philip Kaufman‘ın 4 Oscar ödüllü filmi The Right Stuff (1983). Tom Wolfe‘un NASA uzay programlarının tarihini konu alan kitabından uyarlanan film, ses duvarını aşan (ve uçuş korkusu olan!) ilk astronot Chuck Yeager dahil Mercury 7 astronotlarının kimsenin neyin nasıl yapılacağını bilmediği ve her şeyin keşif sayıldığı bir dönemde, 1950’lerde yaşadıklarını anlatıyor. Filmde Yeager’i Sam Shepard canlandırıyor.

Sıradaki filmi izlememiş olmanıza imkan yok. Bu yazıda da sıkça bahsettiğim Apollo 13‘ün hikâyesi, 1995’te Tom Hanks’in başrolde yer aldığı aynı adlı Ridley Scott filminde epik bir şekilde anlatılmıştı. Özellikle astronotların geri dönmesi için dünyadaki ekibin zamana karşı yarışarak çözüm üretme çabasını ve dönüş görevi başarıyla tamamlandıktan sonra kontrol odasındaki sevincin anlatıldığı sahneleri unutmak mümkün değil.

Ve Apollo 11… Ay’a yolculuk dendiğinde akla gelen bu görev, geçtiğimiz yıl ve bu yıl bir kurmaca ve bir belgesel filmle hak ettiği sinemasal temsile kavuştu. Whiplash ve La La Land filmlerinin yönetmeni Damien Chazelle‘in First Man (2018) filmi, Neil Armstrong’un bakış açısıyla, kaygılarını, psikolojisini ve özel hayatını ön planda tutarak oldukça kişisel bir Ay’a yolculuk hikâyesi anlattı. Film hem görsel efektleri ve ses tasarımıyla yılın teknik anlamdaki en başarılı yapımlarından olmayı hem de Justin Hurwitz’in müzikleriyle akılda kalmayı başardı.

Sırada Apollo 11 (2019) var. Tamamen Apollo 11 görevinin gerçekleştiği gün başlayarak görev sırasında çekilmiş gerçek görüntüler ve seslerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bu belgeselin bu yılın en şaşırtıcı yapımlarından biri olduğu söyleniyor. Neil Armstrong ve ekibinin kendi elleriyle uzay aracının penceresinden çektiği görüntüleri görmeyi, ekibin Ay’a fırlatılışını Florida’da o gün izliyormuş gibi tanık olmayı ve kontrol odasındaki ya da uzay aracındaki konuşmaları kurmaca değil gerçek halleriyle dinlemeyi merakla bekliyorum!

Yüz binlerce kişinin yıllarca süren emeğiyle gerçekleşen ve 50. yılını kutladığımız Ay’a yolculuğa dair anlatılacak hikâyelerin tükenmediğine olan inancım tam. Bakalım kurmaca ya da belgesel, bundan sonra neler izleyeceğiz…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN