Sıkı durun, Bomonti’de muhteşem bir mekan önerisiyle karşınızdayım: Batard İstanbul! İç dekorasyonundaki altın dokunuşlar ve adeta bir zaman yolculuğuna giriş bileti niteliğinde tablolarıyla Paris cafelerine veya 1925’lerin Great Gatsby’sine götürüyor sizi. Filmin en bilindik sahnelerinin tam ortasında hissetmeye ve müthiş bir lezzet şöleni deneyimlemeye hazır olun. 

Yağmurlu bir Salı günü başladı her şey. Dışarıdaki masa ve sandalyelerin mavi, kahverengi, beyaz uyumundan  ve bana sanki Avrupa’daymışım gibi hissettiren tatlı tentelerinden tanıdım onu. Burada kesiyorum, bu ne bir film ne de bir roman. Ama Batard İstanbul’un beni kelimenin tam anlamıyla büyülediği bir gerçek; muhteşem bir hikayenin başrolündeydim sanki mekana doğru ilerlerken bile. Aklım buranın Instagram hesabında gördüğüm birbirinden güzel yemek ve tatlılardaydı çünkü.

Batard az ama öz menüsü ve farklı lezzetlerinden önce, sonradan Murat Dede’nin elinin değdiğini öğrendiğim iç dekorasyonuyla etkiledi beni. Son zamanlarda Harbiye’ye uğrama nedenimiz haline gelen Zula’nın ekibi yönetiyor burayı. Şef koltuğunda ise aynı zamanda Spago’nun şefi olan Cihan Kıpçak var. Lezzet şölenimiz Pancar ve Keçi Peyniri ile başladı. Erik, çam fıstığı, nar ekşisi ve nane yağı ile servis edilen başlangıç; pancar ve keçi peynirinin uyumunu yeniden hatırlattı bana. Yarısı ballı süt ve yarısı keçi sütünden yapılan, pesto sosuyla harmanlanmış kaya tuzunun üzerine serpildiği müthiş tereyağından bahsetmiyorum bile, tek kelimeyle bayıldım. Ana yemek olarak ben Kuzu Omuz, arkadaşım Dana Kaburga söyledi. Çok doğru bir karar verdiğimiz daha ilk lokmadan belliydi; etin ağzınızda dağılışını, o yumuşaklığı anlatamam! Kuzu Omuzu Aztek kuru fasülye ve turşuyla servis etmelerini de çok beğendim. Evet, sunumundan tadına fazlasıyla şık bir lezzet var önünüzde ama destekleyicisi kuru fasülye. Bana kalırsa ince düşünülmüş bir detay, çok başarılıydı.

Öğrendiğime göre, Batard harika burgerleriyle de meşhur. Burger ekmekleri ise direkt olarak Zula’dan geliyor. Ben yemedim ama menüde bir de Sanayi Pilavı vardı. Benim yerime sizin denemenizi öneririm çünkü arkasında hikaye olan bir lezzet. İsmi Nevşehir’den çıkma; sanayilerde çalışanlar için kuzu kıymayla hazırlanan bir sokak pilavı aslında. Batard İstanbul dokunuşuyla ise kum midyeleri eşliğinde servis ediliyor. Fikir aynı, sunum farklı. Lezzeti ise eminim ki denemeye değerdir.

Söylemeden geçmeyeyim, fiyatlar da Batard İstanbul’un şık atmosferi ve kalitesini göz önünde bulundurduğunuzda beklenilenden çok daha uygun. Nedeni ise buraya gelen birinin bir ana yemek yiyip çıkmasındansa, aynı hesabı ödeyerek bir başlangıç, bir ana yemek, bir de tatlı yiyerek ayrılmasını istemeleri. Tatlı demişken, Fransız usulü Le Baklava ve tadı damağımda kalan Crocante Profiterol mutlaka denenmeli. Batard’ın kokteyl menüsü de çok geniş. Buraya yalnızca yemek yemek için değil, güzel bir kokteyl keyfi yapmak için de gelebilirsiniz.

Bomonti’ye kadar geldiyseniz, günlerden bir de Pazar ise Feriköy Antika Pazarı‘na uğrayıp antika eşyaların, plakların, eski kokan kitapların arasında kaybolmayı unutmayın. Canı sokak lezzetleri çekenlere ise önerim, pazarın hemen karşısında yer alan Cross Fingers!

Güzel keşifler, bol yemeler!

Batard İstanbul Adres: Cumhuriyet Mahallesi, Gökkuşağı Sok, Silahşör Cd. 15D, 34380 Şişli

Instagram: @batardistanbul

İlginizi çekebilir: Fahri Demir’den “The Steeve İstanbul: Kanyon’da Özgün Bir Lezzet Deneyimi”

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN