Büyük Zarifi Apartmanı, son günlerde karşımıza bir tiyatro oyunu sebebiyle çıksa da yüz yılı aşkın bir süredir Pembe Çıkmazı’nda, sessiz sakin yaşamını sürdürüyor. Tarih boyunca yetimlere, derneklere, İstanbullu Rum ailelere ev olmuş bu apartman. Bazı dönemlerde kalabalık, bazı dönemlerde yalnız… Günümüzde ise her dairesinde bir ses, bir yaşam aksettiriyor. Hatta bazı kapılarının ardından ne mutlu ki müzik sesleri yükseliyor. Ben de kendimi, hiç ummadığım bir anda Büyük Zarifi Apartmanı’nın dairelerinden birinin kapısını aralarken buluyorum. Nikos Kolman’ın 1 numaralı dairede geçen yaşamına uzanmak için. Kolman ailesine, anılarına, 1950’lerden 1970’lerin Beyoğlu günlerine, öğrencilik yıllarına, kavuşmalar ve terk edişlerine…

02-36
Büyük Zarifi Apartmanı | Fotoğraf: Deniz Yılmaz Akman

Yine Beyoğlu sokaklarındayım. Ne aradığımı bilmeden ama bulduklarımla yetinerek özlem giderdiğim Beyoğlu. Omuz omuza vermiş eski evleriyle arka sokakları, loş pasajları, sahiplerini tanıdığım birkaç eski dükkân, romanlarda okuyup sevmeye başladığım içine kapanık kilise avluları, artık sakinlerinden yoksun çınarlı bir geçit, garsonu çok konuşkan o şaraphane, camları buharlanmış gömlek terzisi, piyanosu köşesinde öylece duran tarihi otel, rutubet kokusunu bile sevdiğim birkaç eski apartman… Hepsi, beni Beyoğlu’na yeniden çağırıyor. Artık buraları olduğu gibi sevmeyi öğrendiğimden, kendime “başka yerler” aramıyorum.

Pembe Çıkmazı. Bütün çıkmazlar gibi saklanmış insanların gürül gürül aktığı diğer sokaklardan, kendi halinde. Bu çıkmaza arada bir gelip, uzaktan seyrederim. Birkaç metre ötedeki Afrika Han’ın restorasyonu bitmiş mi? Büyük Parmakkapı’nın sahaf dükkânlarında bir kitabın ilk sayfasına yazılmış bir not  bulabilecek miyim? Sokakta sıralanmış içleri karanlık Türkü barları geceye hazırlanıyor mu yine? Ağzı geniş bardaklara diziyorlar mı ince kesilmiş havuç dilimlerini? Dükkân önleri süpürülür, kepenkler kaldırılır sabahın bu serin saatlerinde. Katip Mustafa Çelebi’nin dar sokakları daha o saatlerde içimde serpilmeye başlar.

05-26
Büyük Zarifi Apartmanı oyununun sahne dekoru | Fotoğraf: Deniz Yılmaz Akman

Büyük Zarifi Apartmanı ve Tiyatro Oyunu

Günlerden bir gün yeniden düşüyor yolum Pembe Çıkmazı’na. Bu defa Büyük Zarifi Apartmanı için. Apartmanda tanıdığım tek sakin, yayınlarını severek takip ettiğim İstos Yayınevi. O yayınevinin bulunduğu daire ise geçtiğimiz günlerde, İstanbul Tiyatro Festivali’nde ilk kez gösterilen Büyük Zarifi Apartmanı oyunu ile kapılarını açtı seyircilere. Mekana özgü bir proje olarak düşünülen İstos Sahne’nin bu oyunu sadece bir apartman nostaljisinden öte, günümüze de dokunan, sosyolojik olarak güncel kavramları sorgulatan nüanslara sahip ve güzel haber; önümüzdeki günlerde sahnelenemeye devam edecek.

01-49
Büyük Zarifi Apartmanı | Fotoğraf: Deniz Yılmaz Akman

Büyük Zarifi ve beraberinde yaptırılan Küçük Zarifi Apartmanları, 19.Yüzyıl Beyoğlu apartman konutları arasında öne çıkıyor. Döneminin ünlü Galata banker ailelerinden olan ve Beyoğlu Merkez Rum Okulu’nu yaptıran Zarifi Kardeşler’in (Eleni ve Stefanos) Beyoğlu’na bir nevi hediyesi. Okula gelir sağlamak amacıyla yaptırılmış, bu sebeple bir Rum apartmanı olarak anılıyor. Tezini bu yapı üzerine yazan mimar İrem İpek Pişkin’den edindiğim bilgilere göre apartmanın katlar arası telefon panosu, kurmalı zilleri, daireler arasına kurulmuş çöp bacaları sistemi, ev sahipleri ve hizmetliler için düşünülmüş çift kapılarıyla incelikle tasarlanmış mimari birçok ayrıntıya sahip. Fakat ben bugün sizlere apartmanın mimarisini değil, peşine düştüğüm insan hikâyelerinden birini anlatacağım.  Ve 1 numaralı dairede yaşamış olan Nikos Kolman’ı.

07-29
Nikos Kolman | Fotoğraf: Deniz Yılmaz Akman

Büyük Zarifi Apartmanı Sakinlerinden Nikos Kolman ile Karşılaşma

Apartmana girmeden önce zillerde yazılı olan isimlere bakıyorum. Bir umut, belki halen içinde yaşayan eski bir sakinini bulurum diye. Apartmanın kokusunu içime çekerek merdivenleri tırmandıkça içimde apartmanın insanları canlanıyor. Bu dairelerde yaşanmış olan ama bilemeyeceğim onlarca anı… Müzik sesleri, yemek kokuları, kavgalar gürültüler, şen şakrak kahkahalar, belki kırık bir aşk hikayesi… Zillerin birinde Bay Koço yazısı dikkatimi çekiyor ama öğreniyorum ki kendisi vefat etmiş. Sonra, bir haber geliyor İstos ekibinden: “Rum bir bey var; Bay Nikos. Bu apartmanda yaşamış. Birkaç günlüğüne Atina’dan İstanbul’u ziyarete gelmiş. Fakat yarın dönüyormuş ne yazık ki.” diye. İşte o anda ellerim karıncalanıyor. Bir yandan planlar yapıyorum, eğer uçağı erken saatteyse kendisini havalimanına götürmeyi teklif edip arabada yaparım bu söyleşiyi diye. O akşam kendisine ulaşıyorum. Ertesi günün sabahı için randevulaşıyoruz. Uçak saatinin akşam olmasına sevinip derin bir oh çekiyorum. Gece boyunca zihnimin projeksiyonunda dönen apartmanın hikâyeleri… Demir Özlü’nün Bir Beyoğlu Düşü kitabını açıp, birkaç sayfayı yeniden okuyorum.

O sabah, benim için anlamı büyük olan bir Beyoğlu kilisesinin avlusundayız. İngilizce konuşuruz diye düşündüğüm sohbet Türkçe gerçekleşiyor. Hem de akıcı bir şekilde. Büyük bir tevazuyla “Türkçem hiç iyi değil” dese de Nikos Bey, kelimeleri ağzından kendiliğinden çıkıyor gibi. Tam unutulacakken sanki son anda hatırlanmayı bekleyen onlarca anının içindeyiz. Yüzünde asılı kalmış kırık bir gülümsemeyle çocukluk günlerini hatırlamaya çalışan bir insanın hatıra yolculuğunun ortasındayım o vakit.

11-66
Büyük Zarifi’de Anna Kolman | Fotoğraf: Nikos Kolman

Kendisi, 1956 yılında Büyük Zarifi Apartmanı’nın giriş katındaki 1 numaralı dairede doğmuş. İlkokulu Aya Triada’nın okulunda, ortaokul ve liseyi ise Zoğrafyon Rum Lisesi’nde okumuş. 17 yaşından sonra da üniversitede eczacılık okumaya Atina’ya gitmiş. Nikos Bey’in babası Bay Todori, bir dönem Baylan Pastanesi’nde yöneticilik yapsa da asıl mesleği papazlık. Annesi Anna Kolman da yaşamının son yıllarına değin bu dairede yaşamış. 2017 yılında, annesinin alzheimer rahatsızlığı iyice ilerleyince Nikos Bey evi boşaltmış ve kendisini Atina’ya götürmüş. Anna Hanım, zihninde tek tük yer kaplayan dünün izleri arasında gidip gelirken, İstanbul’u sayıklamaya başlamış. Doğup büyüdüğü, hayatını kurduğu poli’sini. “Ben İstanbul’a gitmek istiyorum diyordu sürekli. Pasaportunu kaybettik diye yalan söylemek zorunda kalıyorduk. Ya da uçağa binemezsin, doktor izin vermez gibi bahaneler… Ben de otobüsle giderim diyordu. Eskiden de otobüsle gelip giderdi. 2020’de Atina’dayken vefat etti.”

08-29
Beyoğlu’nda Nikos Kolman | Fotoğraf: Nikos Kolman

Beyoğlu’nda Büyümek…

Nikos Bey’in 17 yaşına kadar hayatını geçirdiği bu apartmana dair o günleri yokladığımda, şöyle anlatıyor: “Apartmanda sadece Rumlar oturuyordu ilk başlarda, fakat sonraki yıllarda değişti bu. Çocukken Vecdet isminde bir arkadaşım vardı Pembe Çıkmazı’nda. Sanırım Sivaslıydı. Küçük Zarifi’nin oraya kale kurup futbol oynardık. Bir de bizim apartmanın bodrum katında 5 çocuklu bir aile otururdu; bey apartman görevlisiydi. En büyük çocukları çok akıllıydı, üniversiteyi kazandığında bana Almanca dersleri vermeye başladı. Apartmanın merdivenlerinde oturup Almanca çalıştığım günleri hatırlıyorum. Kuzenim Anna da bizimle aynı apartmandaydı. Bir de en üst katta Koço Bey’in kızı Froso vardı; güzel mi güzel! Ama beş kat çıkmak açıkçası zor gelirdi bana. İlerleyen yıllarda ise Bayan Bergüzâr geldi apartmana. 15 yaşında evlenmek için İstanbul’a getirilmiş. Anneme çok destek oluyordu. Okuma yazmayı öğretti annem Bergüzâr’a. Anneme “anne” diye hitap ederdi. Çocukları, torunları oldu yıllar içerisinde. Ben de İstanbul’a geldikçe kendisiyle görüşüyordum, sonra bir gün Sivas’a gittiğini öğrendim.”

09-30
Taksim Anıtı önünde | Fotoğraf: Nikos Kolman

Geçmişi dile dökerken Nikos Bey, bir yerde durup, sonradan bana resmini de ileteceği bir anısından bahsetmeye başlıyor. “Taksim Anıtı’nın etrafında koştuğum bir anda aniden kaçıp, çimli alana çıktığımı hatırlıyorum, belki de babamdan kaçıyorum.” Hayal meyal hatırlanan, birkaç saniyede çekilmiş bir fotoğraf karesi. Bisikletle etrafında gezindiği o anıtlı meydan ise annesi ve teyzesi ile gezintilere çıktıkları Taksim Meydanı.

10-76
1970’ler ev partileri| Fotoğraf: Nikos Kolman

O çocuk, birkaç dakika sonra Nikos Bey’in kelimelerinde büyüyor. Şimdi gözümün önünde, ev partilerinde. Siyah-beyaz. Mahçup ama güneşle doldurmuş gözlerini; her şeye rağmen umutla bakıyor. Dans eden, hayaller kuran, 1 saatlik öğlen aralarında Çiçek Pasajı’na gidip bira içen, Yeni Melek’te Last Tango in Paris’i görüp büyülenen, ilk aşkını görmek uğruna Burgaz’dan Heybeli’ye gidip son vapuru kaçıran delikanlı. Teneffüs zili çalsa da Zoğrafyon’dan Merkez Rum Okulu’na gidip O’nu görebilsem diye saatleri geri sayan, Atlas Sineması’nda Godfather’ı O’nunla seyrederken filmden çok gözlerine dalıp giden bir aşık. Bir gün aniden aşık olduğu kızın dilinden dökülen kelimelerle düşleri kırılıyor, çünkü kız oracıkta bir başkasına aşık olduğunu söyleyiveriyor.

70’lerde artık kendi deyimiyle bir “party animal”. Kuzeni Sula’nın evinde düzenlenen dans partilerine gelenler ise çoğunlukla Rum ve Ermeni tanıdıklar. Pikapta 33’lük, 45’lik plaklar. Rolling Stones, Elvis, Creedence Clearwater Revival, T. Rex…

Dolu dolu geçen o gençlik yılları ardından, 1974’te Kıbrıs Harekatı patlak veriyor. O anı şöyle anlatıyor Nikos Bey: “Arkadaşım Bülent ile adadaydık, radyodan bu haberi duyduk. Çok tedirgin oldum, korktum. Beni sakinleştirdi. Savaş olmaz, zaten biz birbirimizi öldüremeyiz ki sen rahat ol dedi.” Aynı sene, puanı Ankara’daki üniversiteleri tuttuğu için Atina’ya gitmeyi tercih ediyor ve sohbetin bu kısmında eklemeden edemiyor: “Belki İstanbul olsaydı, o zaman buraları bırakıp gidemezdim”.

047a1830-adf2-4b07-be2a-c8cc44ceb009
Taksim | Fotoğraf: Nikos Kolman

İstanbul ile Kısa Kavuşmalar

Yakasındaki broşta çok sevdiği okulunun; Zoğrafyon Lisesi’nin Sfenks amblemini taşıyan birinin, okulundan bahsederken gözlerinin parladığını fark etmek zor değil. Belli ki artık köhnemiş Beyoğlu sokakları, babasının papazlık yaptığı Aya Triada Kilisesi, Zarifi’nin çıkmazı ve daha nice hatıra barındıran yer, kendisini İstanbul’a çağırmış yıllarca. “İlaç sektöründe çalıştığım için İstanbul’daki tıp konferanslarına gelip giderdim. Ama sunum için konferans salonlarını değil, okulumu tercih ederdim çoğu zaman. Okulun geçmişini anlatayım, buraları göstereyim diğerlerine. Şimdilerde ise Paskalya zamanı oğlumla geliyorum. 15 yaşına kadar her Paskalya’yı burada geçirdik. 2 ay evvel en yakın arkadaşlarıyla beraber İstanbul’a gitmek ve onları benim gezdirmemi istediğini söyledi. Çok duygulandım. Okuluma, adalara gittik. Aya Sofya’yı gezdik…”

12-62
Feriköy Savaş Sokak | Fotoğraf: Nikos Kolman

İnsan doğduğu yere nasıl bağlanır? Aidiyet duygusu doğduğu, büyüdüğü yerde mi gelişir yoksa sonradan mutlu olmayı öğrendiği bir yerde de oluşabilir mi? Kimisinde bir kırılma, kimisinde ise onarılamaz bir kopuş yaratan olaylar; varlık vergisi, 6-7 Eylül, 64’ tehciri… Dünün yarattığı travmalar unutulabilir mi? Yeni nesiller gelip sevmeyi öğrenebilir mi İstanbul’u yeni baştan? Ailelerinin bıraktıkları yerden devam ettirebilirler mi her şeyi? Tüm bu sorular kafamın içinde birbiriyle yarışırken, yeniden bir fotoğraf çıkıyor karşıma. Bu defa Feriköy sokaklarında çekilmiş bir kare. O karede Nikos Bey’in babası Bay Todori, kardeşleri Anton ve Angeliki’nin 1920’lerde doğup büyüdükleri ev, karlar altında.

13-49
Savaş Sokak’taki Baba Evi | Fotoğraf: Nikos Kolman

Bir de evin Bay Todori tarafından çizilmiş resmi var. Savaş Sokak No: 62’deki o ahşap evi bulmaya giden Nikos Bey, o evi yerinde bulamasa da benzer başka evlerin fotoğrafını çekmiş. “67 yaşına geldim ve bu seyahatimde yıllar sonra ilk defa Kurtuluş’ta dolaştım. Madam Despina tabelasının yanından geçtim. Sonra Ayios Dimitros’a uğradım, papazı babamı hatırladı.”

15-46
Aya Triada | Fotoğraf: Deniz Yılmaz Akman

Nikos Bey’in Beyoğlu Rotası…

“Bazı yollardan geçmeyi seviyorum; binalar değişse de ruhu duruyor. İlkokul yıllarında Aya Triada Kilisesi merdivenlerinden girip ve Cihangir’den çıktığım yollar. Sıraselviler veya Billurcu Sokak’tan Sainte Pulchérie’ye döndüğüm. Sonra Büyükparmakkapı ve Beşiktaş… Benim nonos (vaftiz babası) Beşiktaş’ta oturuyordu, sıkça gelip gidip giderdim ona.

Büyük bir pasaj (Afrika Han) vardı bizim çıkmaza yakın, şimdi restorasyonda olan. Orada Vasilis isimli berberim vardı. O Galatasaraylı, ben Fenerli. Her zaman gülerek girdiğim berberden Galatasaraylıların gelip “Cimbom” diye bağrışlarını duyduğumda kızarak çıkardım. Pembe Çıkmazı’ndan Galatasaray Lisesi’ne yürümesini de severdim. Sabah saatlerinde beş saat, saat 3’ten sonra da akşam dersi vardı. O bir saatte Çiçek Pasajı’na giderdim bira içmeye. Atlas ve Yeni Melek dışında, Emek Sineması vardı. Mesela, Antonioni’nin unutulmaz filmi Blow Up’ını Emek’te izledim.

16-38
Kunduracı Mahmut| Fotoğraf: Deniz Yılmaz Akman

Dışarıda yemek pek yaygın olmasa da Beyoğlu’nda Bursa Kebapçısı ve Saray’a giderdik. Pastanelerden de Markiz ve eski Lebon. Markiz’de çay içmeyi severdi babam. Daha çok çay içilirdi zaten o dönemlerde. Kahve kültürünü Yunanistan’da öğrendim. Akşamüzerleri Rum kadınlar bir araya gelip çay eşliğinde sohbet ederlerdi. Annem de her çarşamba bu buluşmaları düzenlerdi Zarifi’deki evde. Babam giysi diktirmesini severdi. Tek ayaklı bir terzi vardı Panayia yakınlarında o zaman, ona giderdi. Ayakkabılarını Kunduracı Mahmut’tan alırdı, zaten arkadaştılar. Aya Triada’nın bahçesini gören Hacı Baba Restoranı vardı, onun sahibiyle de arkadaştı.”

14-44
Necdet Mahfi Ayral ve Jeyan Mahfi Tözüm’ün Mektupları| Fotoğraf: Deniz Yılmaz Akman

Anılarıyla yaşamayı seven ve belki de elinde kalan en değerli şeyler olduğu için zaman zaman onlara tutunan biri var karşımda. Ailesine ait fotoğraflar, babasının Baylan günlerinde tanıştığı oyuncu Necdet Mahfi Ayral ile olan mektuplaşmaları, efemeralar, çizimler ve hatta günlükler… İki kez askerliğe çağrılarak 4,5 sene askerlik yapan, 1942’de getirilen varlık vergisiyle zor günler yaşayan babasının günlüklerini okuyup; “Belli ki istediklerini yazamıyordu ama yazdıklarından ne fena günler geçirdiğini anlıyorum.” diyor. Kapadokyalı dedesinin (1883), Türk ordusunda görev yaparken yanı başında patlayan bombadan sağ kurtulduğu için kendini şanslı saymasını, son günlerini geçirdiği Burgazada’da umarsızca, püfür püfür Bafra sigarası içmesini ve buna dair şakalarını anlatırken yine de gülümsüyor. Kazancakis’e bağlanıyor tebessümlerimiz. Sonra, Askiti (Çileci) ve Zorba’dan aldığı yaşam derslerine… Belli ki hayatın bir yolculuk olduğunu kabullenip, Ithaka’ya ulaşmakla değil o zengin yolculuğun kendisiyle ilgileniyor artık Nikos Kolman veya tanışmadan önce bana takdim edilen haliyle “Bay Nikos”.

Nikos Kolman’ın cümlelerinde yeninden buluyorum, hiç yaşamadığım bir zaman parçasına ait şehrimin sokaklarını. “Aynı sokaklarda dolaşmak, aynı mahallelerde kaybolmak” isteğiyle sığınıyorum “yabancı” ama tanıdık anılara. ”Dönüp dolaşıp bu şehre gelenleri” kırık bir kalple dinliyorum çoğu zaman. Ve Kavafis’in Şehir’ini hüzünle hatırlıyorum.

Teşekkürler…

Bu söyleşiyi yapmam için bana destek veren İrem İpek Pişkin’e, çok sevdiğim İstos’tan Anna Maria Aslanoğlu ve Sedat’a teşekkür ederim. Ve tabii ki güvenerek anılarını benimle paylaşan Nikos Kolman’a.

Kapak Fotoğrafı: Deniz Yılmaz Akman

İlginizi çekebilir: Deniz Yılmaz Akman’dan Beyoğlu Rotası