Havalar ısındı, hafta sonları şehirden çok uzaklaşmadan nefes alabileceğimiz, sokaklarında yürürken yeni yerler hatta kültürler keşfedebileceğimiz, keyif alabileceğimiz anların peşinde koşuyoruz. Öyle yerler var ki kilometrelerce uzağa gitmeye gerek kalmadan size tatildeymiş hissi yaratıyor, bozulmayan dokusuyla hayranlık uyandırıyor. Benim de yolum geçenlerde böyle bir yere düştü. Neresi mi? Kuzguncuk!

Tahmin ediyorum ki Kuzguncuk, İstanbul’da yaşayan hemen hemen herkesin adını duyduğu “Nasılsa bir gün giderim” diye ertelediği yerler arasındadır. En azından benim için birkaç hafta öncesine kadar öyleydi. Oysa ki gitmek için beklenilmemesi gereken yerlerin başında geliyor. Ulaşımı çok kolay! Hatta İstanbul’un trafiğine hiç takılmadan yaylı sistemleri ve deniz yolunu kullanarak buraya gelmek her iki kıtada oturanlar için de çok pratik.

Kuzguncuk tarihi dokusunu korumaya başaran, İstanbul’un güzel bir sahil kasabası. Sokaklarında turlamak, esnafıyla sohbet etmek, tarihini dinlemek hatta köşe başındaki kitapçıda oturup kitap okumak çok ama çok keyifli. Kuzguncuk aynı zamanda, çocukluğumuzda severek izlediğimiz, bizlere mahalle ruhunu öğreten dizilerin vazgeçilmez çekim yerleri arasında yer almış. Bu yüzden de buraya geldiğiniz zaman her yer size tanıdık geliyor.

Pulat Çiftliği

Biz tüm günümüzü burada geçirmek için planladık ve kahvaltımızı Pulat Çiftliği‘nde yaptık. Burası hem organik ürünleri hem de keyifli ortamıyla dinlendirici bir kahvaltı yapmak isteyenler için kesinlikle güzel bir nokta. Kahvaltı için farklı alternatif arayışında olanlar burada aradıklarını rahatlıkla bulabilirler. Üstelik reçellerinden, kahvaltılık soslarından ve mezelerinden eviniz için de satın alabilirsiniz.

Kuzguncuk Bostanı

Tıka basa bir kahvaltının üzerine en iyi gelen şey ise iyi bir yürüyüş. Hemen Pulat Çiftliği’nin yanında gelmeden önce, burayı araştırmamış olanları şaşırtıcı bir sürpriz bekliyor: Kuzguncuk Bostanı! Bostanın bir kısmı Kuzguncukluların kullanımına açılmış. Şehrin içinde buranın sakinleri kendi ekinlerini kendilerini yetiştirebiliyorlar. Ne şans! Geri kalan kısım ise öğrendiğim kadarıyla okullara veriliyormuş. Üstelik burası sadece bir bostan değil, çocuklar için de bir yaşam alanı. Aktif olarak kullanılıyor mu bilmiyorum ama bahçe içinde bir anfisi de var.

Kuzguncuk denilince akla gelen birkaç fotoğraftan biri olan yan yana sıralı tarihi, renkli evleri bostanın içinden hemen görebiliyorsunuz. Bostan çıkışında ise hemen turlamaya başlıyorsunuz. Sokaklarında minik balkonlu, cumbalı evler, buranın tarihini daha da öğrenme ihtiyacı hissetmenize neden oluyor. Kapıları çinilerle, çeşitli renklerle süslenmiş evler size Bozcaada’yı hatırlatabilir. Burada nedense soluduğuz hava da ayrı bir tatlı geliyor. Ayrıca Kuzguncuk’un sokaklarında sizi camii, kilise ve sinagoglar dip dibe karşılıyor. Buraya gelmişken hepsini ziyaret etmenizi öneririm.

Kuzguncuk’ta ne yenir?

Bir şeyler içmek için burada gidilecek çok mekan var: Galetta Kuzguncuk, Çikolata Kahve, Pita… Fakat biz tercihimizi La Mekan’dan yana kullandık. Çok da sevdik. Her şeyden önce sahipleri çok tatlıydı. Sanırım yarım saatten fazla sohbet ettik. Hatta sohbetimize mahalle sakini başkaları da dahil oldu ve evimizdeymişiz gibi iki saate kadar aynı yerde oturur bulduk kendimizi. Bir kez daha anladık ki bir yeri unutulmaz yapan yine oranın insanlarıydı. Buranın kendine özel tarifi olan kurabiyeleri de var. İsimleri de çok yaratıcı :) Çirkin Şahin, Romantik Hakan, Baby Face Ertan ve Kırışık Hüseyin!

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Nail Kitabevi (@nail_kitabevi) on

Buradan çıkınca rotamızı Nail Kitabevi‘ne çevirdik. Üst katına çıkınca burası benim evim olsa, şu köşede otursam saatlerce bir şeyler okusam, arkadaşlarımla sohbet etsem, sonra da kıvrılıp uyusam diyeceğiniz cinsten. İçerideki kitapları incelerken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz, hele benim gibi elinde bir kitap varken gözü diğer kitapta olanlardansanız burası sizi kesin heyecanlandıracaktır.

Buranın esnafı çok ilgili demiştim. Manavından, fırınına, tuhafiyecisinden, bakkalına herkesle sohbet etmek istiyorsunuz.

Tarihi Kuzguncuk Fırını’ndan buranın meşhur mantar kurabiyesini almanızı da öneririm. Özellikle acıbadem kurabiyesi sevenlerdenseniz bunu da çok seveceksiniz! :) Eğer doğal ürünlere merakınız var ve aramoterapiyi bir noktada hayatınıza dahil etmek istiyorsanız. Burada bulunan Homemade Aromaterapi’ye uğramalısınız. Cilt ve yaşam alanları için farklı çeşitte çok fazla ürünü olan bu mağazanın mumları beni çok rahatlatıyor. İnternet üzerindende alışveriş yapabileceğiniz bu markayı inceleyin derim.

Dönüş için hazırlıklara başladığınız zaman, yemek için iki seçeneğiniz oluyor. Döner sevenler için Metet, balık sevenler için İsmet Baba. Biz tercihimizi bir dahaki sefere Metet’e geleceğiz diyerek, İsmet Baba’dan yana kullandık. Boğazın hangi yakasında ya da noktasında olursanız olun, her defasında farklı bir yer keşfetmiş gibi hissediyorsunuz. İsmet Baba’nın denize olan konumu da bize farklı perspektif sunuyor. Burada yediğimiz karides ve kalamarı çok sevdik. Balıklarının da çok iyi olduğuna emin olsak da, gün boyu yediklerimizin ardından bir şeyler atıştırmayı tercih ettik. Bu arada, İsmet Baba’nın hemen yanında Çınaraltı Çay Bahçesi yer alıyor. Kuzguncuk’a gelmişken burada bir çay içmeden dönmek olmaz, benden söylemesi.

İlginizi çekebilir: Naz Kavas’tan Kuzguncuk Mekanları

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN