Paolo Giardano’nun çok satan romanından uyarlanan ‘La solitudine dei numeri primi’, ya da Türkçe ismiyle ‘Asal Sayıların Yalnızlığı’, büyük travmalarla büyümüş iki insanın yıllara dayanan, bir araya gelemese de hep bir arada olma çabasını anlatan etkileyici bir yalnızlık senfonisi. Hayata tutunmaya çalışırken ‘normal’ algısının içine giremeyip şovu hep dışarıdan izlemek zorunda kalan Alice ve Mattia’nın yürek burkan hikayesi.

“Asal sayılar yalnızdır. Sadece kendilerine ve bire bölünebilirler ama asla eşlerini bulamazlar.”

Küçük yaşta babasının ihmalleri sonucu geçirdiği bir kaza nedeniyle hem fiziksel hem de psikolojik olarak yaralar almış sorunlu bir ailede yetişen Alice ve zihinsel engelli kız kardeşinin kaybolmasına sebep olarak hayatı boyunca kurtulamadığı bir vicdan azabıyla yaşayan Mattia. Çocukluklarında yaşadıkları bu travmalar nedeniyle hayata bir türlü normal insanlar gibi tutunamamış iki insancık. Etraflarındaki sahte yaşamlar daha da soyutlaştırmış onları. Görünmez gibiler çoğu zaman. Sadece birlikte oldukları zamanlar nefes alabildiklerini hissediyoruz. O zamanlarda bile birbirleriyle fısıldayarak konuşuyorlar. Yüksek sesle konuşmaya, büyük laflar etmeye korkuyorlar. İnsanlara karşı yakın olamıyorlar. Ama birbirlerine benzedikleri anlamına gelmiyor bu. Tam tersine, oldukça farklı kişiliklere sahipler. Öyle ki Alice, Mattia’nın hayatında büyük hasarlara yol açan kız kardeş travmasını yıllar sonra öğreniyor. Mattia ise Alice’nın yaralarının sebebinden bihaber yaşıyor yıllarca. Birlikteyken öyle koyu sohbetler edemiyorlar. Konuşmakta zorlanıyorlar. Bir bakış, aynı havayı solumak hatta görüşemeseler bile birbirlerinin varlıklarını bilmek güç veriyor onlara. Hayat ikisini de farklı köşelere savurup araya mesafeler koysa da ikili arasındaki bağ asla zayıflamıyor. Fakat hiçbir zaman da bir çift olup mutluluğa kavuşamıyorlar. Çünkü asal sayılar asla eşlerini bulamazlar. Hayatın içinde sürüklenen iki asal sayının uzun yıllara yayılan yürek burkan hikayesi La solitudine dei numeri primi.

Saverio Costanzo, Paolo Giordano’nun aynı adlı kitabından uyarladığı filminde, kitabın soyut anlatımını birebir perdeye taşıyarak hikayeden ziyade hissiyatı yansıtarak harikulade bir iş ortaya koyuyor. Tüm hikayeyi kronolojik bir olay örgüsünde anlatmak yerine küçük ayrıntılarla sunarak seyirciyi hem merak içinde tutuyor hem de karakterlerin parçalanmış ruhlarına paralel bir yolla ışık tutuyor. Öyle ki Alice ve Mattia’nın dünyalarına dalmamız daha filmin başlarından vuku buluyor. İkinci yarıda artık tüm dinamikleri görmeye başladıkça tüm olaylar bir bütün olarak karşımızda beliriyor ve aslında filmin ne kadar güçlü bir anlatı becerisine sahip olduğunu görüp hayran kalıyoruz. Tabii burada yürek burkan hikâyenin gücünün payını da unutmamak gerek. Giordano’nun yazdığı hikaye, belki de son yıllarda tanık olup olabileceğimiz en naif ama en sarsıcı yalnızlık tasvirlerinden biri. Costanzo’nun ise filmini diyaloglarla boğmak ve ajitasyon yapmak yerine, kimi zaman metaforik öğelerle süsleyerek salt görüntüler eşliğinde anlatması hikayeyi daha da yüceltiyor.

Venedik Fim Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görülen Alba Rohrwacher’ın ve İtalyan sinemasının yükselen isimlerinden Luca Marinelli’nin performansları karakterlerinin ruh halini yansıtmakta o kadar başarılı ki, Alice ve Mattia karakterlerini kanlı canlı birer insana dönüştürüyorlar adeta. Aynı zamanda ikilinin çocukluklarını ve gençliklerini oynayan oyuncular da göz kamaştırıcı. Tabii burada takdir edilesi bir casting çalışması da var.  Dört farklı zaman diliminde iki karakteri anlatırken birbirine bu kadar benzeyen oyuncular bulmak gerçekten büyük bir başarı. Aynı zamanda lise yıllarında belli bir süre Alice’nın hayatına giren Viola isimli karakterin zavallılığı ise filmin devamını sağlamak için güçlü bir dinamik olarak görevini layıkıyla yerine getirirken, son yıllarda, özellikle Amerikan bağımsız sinemasında, karşımıza sıkça çıkan popülerliği ile gösteriş yapan fakat içinde oldukça yalnız karakter portresiyle Aurora Ruffino, kısa ekran süresinde akılda kalıcı bir oyun ortaya koyuyor.

La solitudine dei numeri primi, Alice ve Mattia’nın yalnızlıklarından doğurdukları birlikteliklerini, yerinde müzik tercihleri ve gözlerimizi kamaştıran görsel anlatı becerisi ile mükemmel bir şekilde yansıtarak kitabın hakkını sonuna kadar veriyor. Herhangi bir parkta herhangi bir bank gördüğünüzde içinizi burkacak derece güçlü final sahnesiyle sessiz sakin kapanışını yaparken seyirciyi; “Duyguların matematiği var mıdır?”, “Normal olmak nedir?”gibi sorularla baş başa bırakıyor. Bette Davis Eyes şarkısı eşliğinde izlediğimiz son görüşme sahnesinde ise, Alice ve Mattia’nın karşılıklı duygu akışı içerisinde kaybolurken asla eşlerine kavuşamayan asal sayılarının yalnızlığının yüceliği karşısında eziliyoruz.

La solitudine dei numeri primi | The Solitude of Prime Numbers (2010), İtalya & Almanya & Fransa
Yönetmen: Saverio Costanzo
Senaristler: Saverio Costanzo, Paolo Giordano & Filippo Timi
Oyuncular: Alba Rohwacher, Luca Marinelli, Aurora Ruffino, Martina Albano, Arianna Nastro, Vittorio Lomertire, Tommaso Neri, Isabelle Rossellini

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?