Bahar ayının bereketi, mart ayında izlediğim oyunlara yansıdı. Son dakika sürpriziyle izlediklerim kadar, haftalar öncesinden bilet almak için pusuya yattığım oyunlarla, izlemesi ve alkışlaması keyifli bir ay geçirdim.

İşte, bahar gibi içimi açan ve listemde ‘iyi ki izlemişim’ diye işaretlediklerimin de yer aldığı mart oyun* günlüğüm:

*Oyunlar, izleme sırasına göre listelemiştir.

Kafkas Tebeşir Dairesi, Tiyatro Adam

Bu sezon, Tiyatro Adam oyunlarında açılışı biraz geç yaptım ama neyse ki, güç olmadı. Bertol Brecht’in klasiklerinden Kafkas Tebeşir Dairesi’ne, Tiyatro Adam farklı bir yorum getirmiş. Birçok eleştirinin aksine, hem yorumlarını hem de oyunculuklarını beğendiğimi söyleyebilirim. İki perde boyunca, danslarla, şarkılarla ve sadece plastik bidonlardan yapılan maskelerle oyunu oldukça hareketlendirmişler.  “Çocuğu doğuran mı yoksa büyüten mi annedir?” sorusuna hep birlikte cevap verirken Gökhan Azlağ’ın performansına ve oyunu neredeyse tek başına sırtlanıp sonuna kadar bizi izlettirmesine hayran kaldık. Yalnızca, oyunun iki perde olması düşündürdü. İkinci perdede hakimin baktığı dava sayısını indirerek tek perdeyle az ve öz bir oyun olarak sahnelenebilirdi. Yine de, sezonda listenizde bir Tiyatro Adam oyunu olsun derseniz, bu Daire’nin içinde yerinizi alın.      

Bir Meşrutiyet Faciası yahut Gündüzlerimiz, Seyyar Sahne

Bir Meşrutiyet Faciası yahut Gündüzlerimiz, Seyyar Sahne’nin tıpkı diğerleri gibi bu sezonun en sevilesi oyunlarından biri. Volkan Çıkıntoğlu, zekice bir metin yazmış, yetmemiş yanına Hakan Emre Ünal’ı ve Doğu Can’ı da alarak bize eğlenceli bir oyun şöleni yaşatmış. Sezonun yüzümüzü güldüren bu zeki işinde “ben kimim” sorusunun cevabını eğlenceli bir şekilde aramaya koyuluyoruz. Cevabımızın izini sürerken bir çıkış yolu bulacağımızdan çok emin değiliz ancak rüyalarda bile görüşmek istemeyeceğimiz üç bilinçaltı insanını izlerken  o kadar çok eğleniyoruz ki, değil sorunun cevabı, kendisi bile aklımıza gelmiyor. Bu sezonda izlediğim en komik, dahiyane ve keyifli oyunlardan biriydi. Siz de bu oyuna lütfen ve lütfen seyirci kalın, benden daha çok eğleneceğinize eminim.

Kızgın Damdaki Kedi, Mam’art Tiyatro

Tenessee Williams’ın sevdiğim bu eserini, Mam’art Tiyatro güçlü bir oyuncu kadrosuyla  sahneye taşımış. Aile kavramıyla çıkarların çatışmasının bir sonucu olarak, evin reisinin doğum günü kutlaması amacından çok farklı yerlere ve hatta bir felakete doğru sürükleniyor. Ayten Uncuoğlu, Ünal Silver gibi ustalarla birlikte Sezin Akbaşoğulları ve Tuğrul Tülek’in başarılı performansını izledik. Ancak, Mam’art Tiyatro, uyarlama konusunda bu sezonda da beklentimi karşılamaktan çok uzaktı. Diğer sezonlara göre, metnin çevirisi biraz daha iyi olmasına rağmen, Kızgın Damdaki Kedi’nin hiçbir duygu ve düşüncesini seyirci olarak üzerimize alamadık. 75 dakika boyunca sadece olaylar ve tartışmalar nasıl sonuçlanacak diye izledik.   

Terör, Bakırköy Belediye Tiyatroları

Bakırköy Belediye TiyatrosuTerör ile biz tiyatroseverleri bu kez bir duruşmaya çağırıyor. Ferdinand von Schirach’ın yazdığı bu davada seyirci değil, jüri olarak görev alıyor; başarılı oyuncularla birlikte bir insanın hayatının başka bir insana tercih edilip edilmeyeceğini yargılıyoruz. Önce olayın ayrıntılarını öğreniyor, sonra salondaki (sahnedeki) herkesi teker teker dinliyor ve jüri olarak biz seyirciler davayı karara bağlıyoruz. Dava zor ama işimiz daha zor. Oyun sonunda verilen on beş dakika içinde kararımıza göre elimizdeki suçlu ve suçsuz kartlardan birini sandığa attık. Süre bitince oylar sayıldı ve sonuç hakime hanım tarafından izleyicilerle paylaşıldı. Burak Dur, Çetin Etili, Fidan Tek Koşar, Edip Saner, İlkin Tüfekçi ve Gülce Uğurlu’nun harika performansını, Nurkan Erpulat’ın başarılı yönetmenliğini, Yücel Erten’in temiz Türkçesini ve uyarlamasını alkışlayacağınız bu oyun her tiyatrosever için mutlaka ama mutlaka!

Kanlı Komedya-Caligula, Baba Sahne

Baba Sahne’nin Bir Baba Hamlet’ten sonra biz tiyatroseverlere verdiği diğer bir armağan oldu Kanlı Komedya-Caligula. Stefan Tsanev’in yazdığı oyun,  MS 41. yıldan ziyade günümüzün gerçeklerini suratımıza bir tokat gibi çarptı. Oyunu izlerken sinirlerim bozuldu,  yaşadığımız günümüz dünyasına içimden çığlık çığlığa ağladım. Metin ve uyarlamada yer yer koptuysam da başarılı oyunculuklarla hızla toparlanıp sonuna kadar büyük bir zevkle izledim. Ahmet Saraçoğlu ve Levent Öktem’in başarısını zaten biliyoruz ve bu oyunda da aynı çizgide devam ettiler. Ecem Üstündağ’ın muhteşem performansını büyük harflerle yazmak, defalarca altını çizmek gerek. Dilsiz bir kadını canlandırdı, tek kelime konuşmadı ama dünyaları oynadı. Pınar Coşkun’un sahnede resmen gerçek bir atın dört nala gittiğini gördüğüm dansı, hala gözümün önünde ve hala hayranlıkla izliyorum. Baba Sahne’nin iyi işlerine bir artı daha koymak isterseniz Kanlı Komedya-Caligula mutlaka listenizde olsun.

Akşam Yemeği, Semaver Kumpanya

Semaver Kumpanya bu sezon bizi şık ve iyi bir Akşam Yemeği’ne davet ediyor. Sayesinde Herman Koch’un en sevdiğimiz eseriyle sahnede yeniden buluşurken, aile kavramını da başarılı oyuncularla birlikte sorguluyoruz. İki aile, 15 yaşındaki çocuklarının sebepsiz cinayetinin bir şekilde kurbanı oluyor ve bu çocuklar için de bir karar vermek durumunda kalıyor. Serge ve Paul kardeşler, bir yandan çocuklarının neden olduğu felaketle sınanırken bir yandan da travmalarıyla yüzleşiyor. Akşam YemeğiKees Prins tarafından uyarlanmış. Can Çelebi’nin temiz Türkçesiyle de sahneye taşınmış. Yönetmen Volkan Sarıöz’ün de iyi bir rejile bizi böyle bir masada buluşturmasına şapka çıkardık. Mustafa Kırantepe, Sarp Aydınoğlu, Serkan Keskin, Sezin Bozacı ve Şebnem Hassanisoughi’nin oyunculukları ise, sahne zeminindeki aydınlatmadan çok daha parlak, çok daha ışıl ışıldı. Süresinin uzunluğu biraz soru işaretleri bıraksa da, başarıyla sahnelenmesi, dekoru ve oyunculuklarıyla başka bir Semaver Kumpanya klasiğini kaçırmayın!

Ailemizin En Güzel Sırrı, Galata Perform

Galata Perform’un bu sezon sahnelediği yeni oyunlarına Ailemizin En Güzel Sırrı ile noktayı koymuş oldum. Can Özden’in yazdığı oyunda, banyoda ölü bulunan bir baba ve onun karşısında bir bakıma evlere şenlik diyebileceğimiz anne ve iki çocuk var. Olaylar, babanın ölümüne ilişkin sorularla başlıyor, travmalarla sona eriyor. Zaman zaman monolog ve çoğunlukla diyaloglarla bir aile yapısının röntgeni çekilirken biz izleyiciler de, örneklerini kendi ve çevremizdeki ailelerde fazlasıyla görüyoruz. Güner Özkul, Pınar Göktaş ve Burak Küçükosman, iyi bir üçlü oluşturarak, oyunu sonuna kadar izlettiriyor. Sadece, merak ve heyecanın biraz daha üst seviyede olmasını beklerdik böylece oyun bizi daha fazla içine alabilirdi. Yine de, Galata Perform’un yetiştirdiği yazarları alkışlamak için bu oyun da izlenmeye değer.

Bütün Çılgınlar Sever Beni, Moda Sahnesi

Beş sezon boyunca tiyatroseverlerin yüzünü güldüren Bütün Çılgınlar Sever Beni, 201. oyunuyla beni de çok mutlu etti. Mert Fırat, Öznur Serçeler ve Volkan Yosunlu’nun oyuncu kadrosunda olması, bu kadar çok ilginin sebebi. Birlikte uyumlu ve izlemesi eğlenceli bir oyunculuk sergiledikleri, bir gerçek. Aile, ilişkiler, evlilik, sadakat, arkadaşlık gibi konuları çok fazla derine inmeden sorguluyor ve bir saati aşkın bir süre kahkahası bol, seyri keyifli bir deneyim yaşıyorsunuz. Bilet bulma konusunda ne kadar başarılı olursunuz bilemem ama şirin bir oyunla kafanızı dağıtmak, herkesten ve her şeyden kısa bir süre olsa da uzaklaşmak isterseniz bu oyun etkisi kanıtlanmış bir ilaç gibi gelecek.

Çiğdem Erken’le Sahneden Aşk Şarkıları, ENKA Kültür Sanat

27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde bu yıl da geleneği bozmadım, Çiğdem Erken’le Shaneden Aşk Şarkıları’nda yerimi aldım. Ecem Uzun, Hatice Aslan’a, Tilbe Saran’dan, Levent Ülgen, Devrim Yakut, Tuğrul Tülek, Boran Kuzum, Celil Nalçakan’a kadar ünlü isimler sahnede ünlü oyunlardan ve müzikallerden şarkılar söyledi ve #tiyatroyaözgürlük temennisinin altını çizdi. Kapanışını da hep beraber, tiyatronun marşı olarak ilan ettiğimiz Lüküs Hayat’la yaptık. Salondan ayrılırken kulağımda en çok Levent Ülgen’in seslendirdiği Damdaki Kemancı müzikalinden “Ah Bir Zengin Olsam” ve Tuğrul Tülek’in Batı Yakasının Hikayesi’nden seslendirdiği iki şarkı kaldı. Dünya Tiyatro Günü’ne de bundan güzel bir kutlama yakışamazdı. Şimdiden, önümüzdeki yıl kimlerle ve nasıl bir kutlama yapacağımı merak etmeye başladım.

Mart ayını güzel oyunlarla geçirirken, aynı his ve duyguları şimdiden nisan ayı oyun listemle yaşamaya başladım bile. Yeni bir ay, yeni alkışlara gebe. Bakalım nasıl bir deneyim beni bekliyor. Önümüzdeki ay görüşmek üzere!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN