Kışın soğuk günlerinde kendi sıcak olmasa dahi içince içimizi ısıtan içecek ne diye sorsam hep bir ağızdan “Boza!” deriz diye düşünüyorum. B vitamini deposu olan ve tarihi M.Ö 400’lü yıllara dayanan boza henüz tatmayanlar tarafından sıklıkla saleple karıştırılıyor. Ortak noktaları; renkleri, tüketildikleri mevsim ve üzerine dökülen tarçın olsa da salep ve boza; içeriği ve tadı birbirinden apayrı iki lezzet. Boza deyince genellikle aklımıza çocukluk gelir. Sokaktan geçen bozacılar, litreyle satılan bozalar ve bozayla tadı daha da büyüyen leblebi… Bu iki lezzeti, Boza ve leblebiyi tarihi bir yerde deneyimlemek isteyenlerin yolu mutlaka Vefa’dan geçmeli. Burası bozanın başkenti!

Vefa Semtinde Gezilecek Yerler

Tarihi Vefa Leblebicisi

 

View this post on Instagram

 

A post shared by ???????| ℂ??????? ???? (@lenoshechka) on

Tarihi Vefa Bozacısı ve Tarihi Vefa Leblebicisi adlarından da anlaşılacağı üzere Fatih Vefa’da aynı sokakta karşılıklı bulunan tarihi iki dükkan. Biri 1876’dan biri diğeri ise 1922’den bu yana faaliyet gösteriyor.

Vefa Caddesi’ne -ki cadde dediğime bakmayın aslında geniş bir sokak- girdiğiniz zaman, biraz ilerlediğinizde bu iki dükkanın tam ortasında kalıyorsunuz. Buranın bir ritüeli var. Önce leblebiciye uğruyor, Kütahya’dan gelen yeni kavrulmuş sıcak leblebinizden alıyorsunuz. Buraya geldiğiniz zaman öğreniyorsunuz ki, aslında boza leblebisi diğerlerinden farklıymış.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Taner Güngör⠀ (@tanergungor) on

Leblebilerinizi aldınız. Şimdi yapmanız gereken birkaç adım karşıdaki Tarihi Vefa Bozacası’na girmek. Bozacının içi tıklım tıklım. Bir yanda minik oturma grupları var. Bardakta aldığınız bozayı keyfine vararak içmek, içerken sohbet etmek isteyenlerin tercih ettiği bir alan. Bozanızı alıp ilk boş bulduğunuz yere oturuyorsunuz. Eğer gündüz geldiyseniz çok şanslısınız. Bozanızı içerken bir yandan da duvarlardaki tarihi çinilerin renklerini ve motiflerini detaylıca inceleyebilirsiniz.

Girerken çok kalabalık olduğu zaman fark edemiyorsunuz ancak oturduğunuz zaman kapının girişindeki mermerin eskiliğini fark ediyorsunuz. Sonra düşünüyorsunuz, 140 yılı aşkın bir süredir kimler girdi o eşikten içeri diye. Bu esnada dikkatinizi duvarda asılı olan raf ve içindeki bardak çekiyor. Bardak Mustafa Kemal Atatürk’e ait. 1937 yılında bir Pazartesi günü saat 18:00’de burada boza içmiş.. Tarihi olan bu semt ve bozacı sizi daha da etkiliyor.

Burada içtiğiniz bir bardak bozanın ardından dilerseniz evinize de litrelik olanlarından götürebiliyorsunuz. İsterseniz yine markalarına ait üzüm sirkesi, şıra ya da limon sosu da bulunuyor. Yalnız küçük bir not: Sadece nakit para geçerli, kredi kartıyla alışveriş yapamıyorsunuz.

Yazının boza kısmını sonlandırmadan burasının kışın karlı günlerde tadının bir başka olduğunu da ayrıca söylemeden geçemeyeceğim. Önümüzdeki günlerde yoğun bir kar bekleniyor. Karın tadını sıcacık bu mekanda büyük yuvarlak camlarından dışarı bakarak çıkarabilirsiniz :)

Sevda Gazozcusu

Bozacıya girerken dikkatinizi çeken ama leblebilerin soğumasına izin vermek istemediğiniz için ertelediğiniz bir yer daha var. Vefa Leblebicisi’nin yanı, Vefa Bozacısı’nın hemen karşısında: Sevda Gazozcusu.

Gazozun en sevilen yanı benim için nostaljik olması. Sevda Gazozcusu, 45 farklı şehirden gelen 100’den farklı gazozu barındırıyor. Gazozlar çok çeşitli: damla sakızlı, hindistancevizli, erikli, kahveli, ananaslı, zencefilli, hurmalı, muzlu hatta ballı. Üstelik burada yalnızca gazoz da yok, şerbet sevenler için de çok fazla çeşit var. Buraya gelmişken bir gazoz alın ve dükkanın önünde arkadaşlarınızla sohbet ederken gazozunuzu yudumlayın derim.

Tarihi Vefa Salepçisi

Sokağın ilerleyen yerlerinde farklı kalabalıklar gözünüze takılıyor. Heyecanla başka ne var diye ilerlediğinizde kışın diğer vazgeçilmeziyle karşılaşıyorsunuz: Salep. Ama ne salep :)

Salep konusunda seçici olanlardan dahi tam not almaya aday bir yer Tarihi Vefa Salepçisi. Ayrıca çok güzel tatlıları da var. Ben Adapazarı’ndan gelen kabaklardan yapılan, isteyenler için tahin ve cevizle süslenen kabak tatlısının da tadına baktım, annelerimizin evde yaptığı gibiydi; özenilmiş!

Unkapanı Pilavcısı

Buraya kadar gelmişken meşhur Unkapanı Pilavcısı‘na uğramadan gitmek istemeyebilirsiniz. Burası İstanbul’daki en meşhur pilavcı desem yanılmış olmam sanırım. Soğuk-sıcak demeden gece geç saatlere kadar önünde hep kalabalık bulunan pilavcı yıllar boyunca pek çok sanatçı, iş adamı ve siyasetçinin de ziyaretiyle popülerliğini arttırdı. 1980’li yıllardan beri pilav arabasında, IMÇ çarşısında hizmet veren Unkapanı Pilavcısı çok yakın bir zamanda bir işletmeye dönüştü. “Unkapanı Pilavcısı” ismiyle bir çok yerde pilavcılar bulunsa da buranın farklı bir şubesi yok.

Aslında Vefa semti yalnızca bu lezzetlerin olduğu sokaktan ibaret değil tabi ki. Vefa, İstanbul Fatih’te bulunan hepimizin en az bir kere gördüğü Bozdağan Kemeri’nin hemen yanında bulunan tarihi bir semt. Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine tanık etmiş önemli noktalardan biri. Birçok camii, külliye, kütüphane ve çeşme bulunan bu semt, dar sokaklarında şehir içinde bir kültür gezisi yapmak isteyenler için görülmesi gereken yerlerden. Mimar Sinan’ın kalfalık eserim dediği yapımına 1550 yılında başlanmış ve 7 yıl sürmüş İstanbul’un en büyük camii Süleymaniye Camii de burada yer alıyor. Burayı daha yakından tanımak isteyenlerin yarım günlerini ayırarak gezmeleri gerekiyor, benden söylemesi.

Yazımı bitirirken bir küçük not da bu lezzetlere komşu olan bir tiyatro sahnesinden düşeceğim. Fatih Reşat Nuri sahnesi İstanbul Şehir Tiyatrolarına bağlı bir sahne ve bu lezzetler caddesinin hemen başında yer alıyor. Eğer gezinizi bir tiyatro oyunuyla süslemek isterseniz aklınızda bulunsun istedim, biletlere linkten bakabilirsiniz :)

sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/

İlginizi çekebilir: İstanbul Flaneur’den İstanbul’daki Yöresel Yemekler

İlginizi çekebilir: Lisya Kalma’dan Balat Rehberi

İlginizi çekebilir: İlknur Selimoğlu’dan Pandeli

Kapak fotoğrafı Taner Güngör’e aittir.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN