“Türkiye’den başka nerede yaşayabiliriz?” diye araştırıp, farklı bir ülkede yeni bir hayat kurabilmek için heyecanlanırken bir yandan geleneklerimiz, ailemiz, geçmişimiz bizi burada tutuyor. theMagger’ın röportaj dizisi “Yurt Dışına Yaşamak” ise buna cesaret etmiş ve bunu başarmış olanların hikayelerini anlatıyor. Bu haftaki konuğumuz, yurt dışı serüvenine önce Dublin’de başlayan, ardından Hindistan ve Austin’e taşınan; şu an ise New York’ta yaşayan Cem Aseyo…

Cem Valentine Aseyo

Sevgili Cem, seni daha yakından tanıyabilir miyiz?

Kelimenin tam anlamıyla gezginim; dünya benim oyun alanım ve yerimde durmuyorum. Annem ve babam turist rehberi olduğundan dolayı çocukluğumdan beri dünyayı karış karış gezdim. Şimdiye kadar 300’den fazla şehir gördüm ve gitmediğim sadece birkaç ülke kaldı. Ufkum öyle bir açıldı ki, hayatım boyunca tek bir yere saplanıp kalmak, doğduğum yerde ölme fikri benim için korkutucu. Şu hayattaki tek vizyonum sürekli yeni yerler görmek, yeni diller öğrenmek ve yeni insanlar tanımak.

Ne zaman New York’a taşındın? Nasıl gelişti süreç, kısaca bahsedebilir misin?

Son 7 yıldır Facebook’ta çalışıyorum. Serüvenime Facebook’un Avrupa merkez ofisinde çalışmak üzere Dublin’de başladım. Sonra yeni bir Facebook ofisi açmak için Hindistan’a taşındım. Görevimi tamamladıktan sonra Austin’e taşındım ve Ocak 2016 itibari ile New York ofise transfer oldum. Hiçbir adım kolay olmadı çünkü her seferinde dışarıdan başvuran bir aday gibi mülakatlara girdim. Her girdiğim mülakat, her başvurduğum pozisyon başarıyla sonuçlandı desem yalan olur – önemli olan yılmamak.

Memnun musun New York’ta yaşamaktan? Neler yapıyorsun orada?

İnanılmaz mutluyum! New York bambaşka bir yer: tam bir kaos ama bu şehrin tadı burada yaşayınca bir başka oluyor. Turist olarak gelmek güzel tabi fakat burada yaşayan lokal insanların eğlenme şekli tamamen farklı ve özel.

User Experience & Support, Product Development, Marketing, Advertising gibi birçok departmanda çalıştıktan sonra en sonunda New York’ta satış departmanına geçtim. Bu şehirde herkes kariyer odaklı ve inanılmaz disiplinli; rekabet çok fazla. Eski rahat günlerimi mumla arıyorum ama bu şehirde yaşamanın bedeli büyük.

İlk zamanlar biraz zor oluyor diyorlar. Taşındığın ilk zamanları anlatabilir misin? Yepyeni bir yere taşınmak, yeni insanlar tanımak çok hızlı olmuyordur…

Hayata sıfırdan başlamak zor tabii ama bir o kadar da heyecan verici. Yeni insanlarla tanışmak ne kadar sosyal olduğunla alakalı. Benim tanımadığım insanlarla iletişime geçmekte bir sıkıntım yok ve birçok hobim var. Bu sebeple her gün farklı ortamlarda yeni insanlarla tanışıyorum. Kimisiyle bir kahve içip bir daha görmüyorsun, kimisiyle bakmışsın ki bir anda dost olmuşsun. Ben kişi olarak çok bağımsız bir insan olduğum için taşınır taşınmaz başka insanları kovalamak derdine düşmüyorum zaten. Her yeni başlangıç, insanın kendini tanıması ve kendisiyle baş başa kalabilmesi için şahane bir fırsat; iyi değerlendirmek gerek.

Cem Aseyo Facebook

İstanbul’u özlüyor musun? Özlüyorsan hangi yönlerini özlüyorsun veya hangi yönlerini hiç özlemiyorsun?

İstanbul özlenmez mi ya? Boğaz, Türk mutfağı, mezeler, rakı-balık… Tabi ki aile (en başta yeğenim), arkadaşlar… Güleceksin ama ben hamam müdavimiyim, keselenmeyi özlüyorum çok. Onun dışında Bodrum, Çeşme, Göcek sahil şeridi, yaz tatillerini her daim özlerim.

Özlemediğim yönlerin listesi o kadar uzun ki, hiç o konuya girmeyeyim. Zaten liste kısa olsa, herhalde şu anda hala İstanbul’da yaşıyor olurdum.

Yurt dışında yaşamanın, başka bir kültür deneyimlemenin birey olarak avantajları ve dezavantajları neler sence?

Bir dezavantajı olduğunu düşünmüyorum zira ben bugüne kadar sadece faydasını gördüm.

Yurt dışında yaşayan bir Türk olarak, Türkiye’den haberlere nasıl tepkiler veriyorsun?

Tamamen dürüst olmak gerekirse, Türkiye haberlerini takip etmeyi bıraktım. İlgisizliğimden veya umursamazlığımdan değil, akil ve ruh sağlığımı korumak için. Zira kontrolüm altında olan hiçbir şey yok. Şu hayatta bir felsefem var: Ya savaş ya kabullen! Malum, kıtalar arası savaşabileceğim bir durum değil bu; İstanbul’da yaşasam bile yapabileceğim bir şey yok. Tabi, kabullenmek de istemiyorum. O yüzden hayatımdan Türkiye haberlerini tamamen çıkarttım. Böylelikle ne stres ne üzüntü; hiçbir tepki vermiyorum.

Cem V. Aseyo Facebook

New York’tan bize birkaç lokal öneride bulunabilir misin?

Türk restoranı önermek belki de saçma olacak ama, dünya üzerindeki (Türkiye dahil olmak üzere) en sevdiğim iki Türk restoranı da New York’ta!

_Antique Garage: Dekor Fransız – duvar kâğıdı, avizeler, eskitilmiş aynalar, vintage tablolar… Kendinizi Paris’te sanırsınız. Müzik jazz – piyanosu, saksafonu ve derin sesli şarkıcısı… Tam bir jazz bar havası. Yemekler ise Türk – mezesinden ev yemeklerine, kebabından tatlısına, her şey mevcut ve çok başarılı. Ekibin çoğunluğu Türk ve herkes inanılmaz güler yüzlü. Unutmadan, kokteylleri de şahane!

_Şip Şak: Ben İstanbul’da bu kadar lezzetli yemek yemedim! Ahtapot ızgarası ağızda eriyor, lahmacunu parmak yalatıyor. Sahibi de bu dünyanın en komik adamı, fıkralar kahkahalar gırla. Menü dışında ne var diye sormayı unutmayın çünkü menüye koymadıkları, sadece tanıdık Türklere önerdikleri bir düzine yemekleri var aslında: lakerda, dil, beyin, balık yumurtası, kuru fasulye, nohut, çorbalar. Her gittiğimde kendimi kaybediyorum.

Bunlar dışında favori restoranlarım:

_Tapas: Boqueria, Soccarat, Salinas

_Sushi: Neta, Morimoto, Momoya

_Italian: Rosemary, Emporio, Il Buco Alimentari

_French: Bagatelle, Balthazar, Narcissa

_Favori kokteyl barlarım: Employees Only, The Happiest Hour, Le Bain, Hi Collar, Bathtub Gin, Raines Law Room.

Son olarak, yurt dışında yaşamak isteyen ama buna cesaret edemeyen kişilere birkaç tavsiyede verir misin?

Şu hayat adına her sabah kendime hatırlattığım şey şudur: İnsanın gerçekten kaybedecek bir şeyi olduğu zaman cesarete ihtiyacı vardır. Yurt dışında yaşamanın nesi cesaret gerektiriyor ki? Baktın çok zorlandın ve yapamadın; kapı gibi vatanın var. Dönersin evine, yaşarsın eski hayatını, bu da senin yanına güzel bir tecrübe olarak kalır. Birkaç anı biriktirmiş olursun, fena mı?

Genel olarak insanların yurt dışına taşınmasını durduran 2 sebep var:

_İş bulma derdi: Herkeste aynı mazeret – “Yurt dışında nasıl iş bulacağım? Kolay mı sanki?” Bu şekilde çemkiren herkese aynı şeyi soruyorum ben de: “Peki hiç iş aradın mı bugüne kadar? Söyle bir 2-3 saat harcadın mı?” ve cevap hep aynı; insanlar kılını bile kıpırdatmamış ki iş bulsunlar. Daha aramadan bir korkuya sarılmışlar. Tamam, kimse kolay olduğunu söylemedi zaten ama gayet de mümkün.

_Yalnızlık korkusu: Bence yalnızlık, insanın kendi kendine yetememesidir. Ne zaman birinin “of çok sıkıldım” dediğini duysam, o insanın sıkıcı olduğu çıkarımına varıyorum zira ben kendi kendime her ortamda çok eğleniyorum. Eğer sorun buysa, o insana yurt dışına taşınmadan önce kendi içine dönmesini ve ruhunu, aklını, bedenini beslemesini öneririm.

Teşekkürler!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?