Feminizm, kadınların hakları ve ilgi alanlarını konu alan heterojen konseptin belirleyicisidir.

“Aynı seviyede olma durumu, eşitlik, yani emansipasyondan anlaşılan (kadın ve erkek gibi) toplumsal gruplar arasındaki yaşam koşullarındaki eşitsizliğin asimile edilmesidir. Bu açıklamaya göre feminizm i çözümleyebilmeniz için önce “emansipasyon” “asimile” gibi kelimelerin anlamlarını bilmeniz gerekir. Kısaltalım. Feminizm; kadın erkek eşitliğini savunur. Buraya bi parantez, “kadınların erkeklerden üstün olmasını” değil, eşitliği! Özellikle belirttim çünkü feminizm ülkemizde “erkek düşmanı kadınlar” olarak algılanıyor.

the-tale-of-the-princess-kaguya-studio-ghibli-isao-takahata

Dünyada feminizm konusunun işlendiği ilk film 1922’de çekildi: The smiling of Madame Beudet. Filmde taşralı bir kadının ataerkil toplum içerisinde bunalması ve yabancılaşması, bunun sonucunda kendine gördüğü düşlerle yeni bir dünya yaratması, sıkışmışlığı anlatılıyor. La souriante, Orlando, Persona, Thelma & Louise, Daughters of the Dust gibi feminizm konusunun ağır işlendiği filmler Madame Beudet’yi takip etti. Fakat tüm bu feminizmi içine alan filmler arasında, suluboya görüntüsüyle bizi tatlılıklara sürükleyeceğini tahmin ettiğimiz, ancak beklemediğimiz, savunmasız bir anımızda bizi kalbimizden bıçaklayan 2013 yapımı anime Kaguyahime no monogatari / The Tale of the Princess Kaguya / Prenses Kaguya Masalı var.

e7a2b1b8481d7edc6583df5febf2210c

Ormanda bambu kesen yaşlı bir adamın, bambuların arasında biblo kadar küçük bir kız bulup eve götürmesiyle başlıyor film. Sonrasında Kaguya, hızlı bir şekilde büyüyor ve aslında çocukluğumuzdan aşina olduğumuz Heidi gibi bir çocukluk geçiriyor. Yaşlı adamın mucize olarak kabul ettiği küçük kızdan sonra, hayatında birçok şey değişiyor ve bir gün yine bambu keserken bambuların arasında altın buluyor. Bunun neticesinde Kaguya’ya zengin bir adamla evlenmesi gerektiğini, bir prenses olduğundan edep-adap kurallarını bilmesinin önemini aşılamaya başlıyor ve Kaguya’nın dağ bayır gezip eğlendiği güzel günlerinin bitip de acıklı hikayesinin başladığını burada idrak ediyoruz.

kaguya_7.0

Filmin bütününde buram buram hissettiğimiz bir baskıcı rejim var. Toplumun kadına dayattığı unsurları, şöhret, para gibi şeyler için Kaguya’ya bir nesne gözüyle bakan baba figürü üzerinden görüyoruz. Bir prensesin yüksek sesle gülmemesi, zengin bir adamla evlenmesi, saygın bir kadın olmak istiyorsa kendisini değiştirmesi gerektiği gibi toplumsal baskılara karşı bir kabullenişin ardından, ciddi bir drama izliyoruz.. Kaguya’nın köyde geçirdiği mutlu zamanlarına duyduğu özlem, toplumun beklentilerine ayak uyduramayacağını görünce artıyor ve içinde bulunduğu durumdan gitgide rahatsız olmaya başlıyor. Japon geleneğinde kadınların dişlerinin siyaha boyanması gerektiğini öğrendiğinde “Peki ben nasıl kahkaha atacağım?” diye sorduğu ve yine geleneklere göre kaşlarının alınıp çizilecek olması sırasında “Kaşları alınca terler gözümüze akmaz mı? dediği sahneler bizi bizden alıyor.

the-tale-of-the-princess-kaguya-01

Diğer şahane detaylardan biri de filmin müzikleri. Film Studio Ghibli tarafından yapılmış olup, yönetmenliğini Isao Takahata üstleniyor, Studio Ghibli’nin sahibi Miyazaki’nin diğer tüm filmlerinde de olduğu gibi bu filmde de Joe Hisaishi filmin müziklerine imzasını atmış. Bir de çizimlerdeki suluboya görünüşünün Kaguya’nın ruh haline göre değişiyor olması var. Bir sahnede Kaguya isyan ederken pastel renkler kararıyor ve kalın hatlı çizgilere dönüşerek Kaguya’nın mutsuz ruh halini yansıtıyor. Dolayısıyla suluboyaların bizi mutluluklara sürükleyeceği beklentisi içerisindeyken, feminizm temasının işlendiği ağır bir dram izliyoruz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x
Newsletter'a üye olmadınız mı?