Hayatın monoton akışından sıkılanlar ve biraz aksiyon yaşayalım diyenlerdenseniz, hafta sonu yaşadığım Köprülü Çay Antalya Rafting ve Canyoning deneyimi sizin için de güzel bir alternatif olabilir. Bir yandan çevrenin uçsuz bucaksız yeşili ile büyülenirken bir yandan da gürül gürül akan Köprülü Çay’da eğlenceli bir macera yaşayacaksınız .Köprülü Kanyon Milli Parkı, Antalya’nın Manavgat ilçesinde, 36 bin hektarlık alan büyüklüğünde olup antik Selge kentini de içine alan bir tabiat harikası. Milli park, Ortadoğu ve Akdeniz’deki en büyük Akdeniz Selvi ormanına sahip. Köprülü Çay’ın Bolasan Köyü ile Beşkonak arasında meydana getirdiği yarma vadi 14 km. uzunluğu ve 100 metreyi aşan duvar yüksekliği ile Türkiye’nin en uzun kanyonlarından biri.

Gelelim bizim haftasonuna..

Sports International’ın organize ettiği turla cuma akşamı saat 23:00’te İzmir’den yola çıktık. Sabah saatlerinde vardığımız Antalya’da Nova Rafting tesisine giriş yaptık.

1. Gün: Canyoning

Kahvaltı ve olmazsa olmaz kahve keyfimizin ardından tesis tarafından sağlanan ekipmanlarımızı (kask, can yeleği ve tabanı kaymayan sandalet veya ayakkabı) alarak 10-15 dakikalık bir otobüs yolculuğu ile Canyoning’e başlayacağımız noktaya ulaştık. Güvenlik önlemleri ve dikkat edilecek hususlarla ilgili kısa bir bilgilendirmenin ardından kanyona doğru yürüyüşümüz başladı.

Kayaların üzerinden yürüyerek nefis bir manzara eşliğinde çaya ulaştık. 1-2 gün öncesinde yağmur yağdığı için, masmavi olan çayın rengi çamurdan kahverengiye dönmüştü. Tur öncesi çayın suyunun buz gibi olduğuna dair bilgi almıştık ama ilk başlarda çaya girdiğimiz noktada su sıcaklığı gayet iyiydi, hatta aramızda “ne kadar abartmışlar” diye konuşurken rehberimiz “biraz sonra görürsünüz “ diyerek bize güldü.

foto1

Yaklaşık 15-20 dakikalık bir yürüyüşün ardından 1-2 zorlu noktayı da aşarak çayın diğer kollarla birleştiği yere ulaştık. Rehberimiz bu noktada kendimizi akıntıya bırakarak yüzeceğimizi bu esnada antik köprü ve kanyonun güzelliklerini izleyebileceğimizi tabii ‘biraz!’ da üşüyeceğimizi söyledi. Teker teker suya atlamaya başladık, tabii ilk atlayanların attığı çığlıklardan suyun diğer taraftan daha soğuk olduğunu anladık. Sıra bana geldiğinde, “ne kadar soğuk olabilir ki, ben zaten soğuk suya bayılırım” diye düşünerek kendimi suya bıraktım. Suyun soğukluğu ile ilgili şunu söyleyebilirim, hayal ettiğiniz en soğuk suyu iki ile çarpın… Akıntı ile tatlı tatlı aşağıya sürüklenirken çay üzerindeki antik taş köprünün ve kanyon manzarasının keyfini çıkardım. Arada ısınmak için ellerimi sudan dışarı çıkarmak zorunda kalıyordum. Bir süre sonra o kadar uyuşmuştum ki suyun soğukluğunu bile hissetmez oldum. İlerde rehberimizin attığı halata tutunarak kıyıya çıktık.

foto2

Son etaba geldiğimizde yine kendimizi akıntıya bırakarak otobüsün bize alacağı noktaya kadar yüzdük. Sudan çıktığımda kendimi 3-4 yaş gençleşmiş hissediyordum. 3km’lik bu parkuru yaklaşık 2 saatte tamamladık. Isınmamız ise saatler sürdü.

Canyoning sonrası bizi bekleyen otobüsümüzle tesisimize geri döndük. Döndüğümüzde bizi kömür ateşinde pişmiş alabalık, tavuk ve salatadan oluşan güzel bir menü bekliyordu. Yemek ve çardak altında kahve keyfi sonrası tesis bünyesinde yer alan Survivor parkurunun içine çadırlarımızı kurduk. Akşam yemeğinden sonra ise buz gibi akan derenin kıyısındaki büyük çardakta toplandık. Gruptan bir arkadaş gitarı ile bize keyifli dakikalar yaşattı. Geceyarısı olduğunda hem yol yorgunluğu hem de kanyonda harcadığımız efor sebebiyle hepimizin pili bitmişti. Çadırlarımıza girip kendimizi.doğanın içinde deliksiz bir uykunun kollarına bıraktık.

 

2. Gün: Rafting

Ertesi gün sabah erkenden yaptığımız kahvaltının ardından rafting için bilgilendirme toplantısı yapıldı. Rehberimiz bir stand-up sanatçısını aratmayacak performansı ile bize ekipmanlar ve rafting konusunda bilgi verdi. Sonrasında ekipmanlarımızı (kask, can yeleği ve sandalet) alıp otobüsümüzle 10-15 dakikalık bir yolculuk sonrası rafting başlangıç noktasına ulaştık. Burada 9 kişilik gruplara ayrılarak her gruba birer rehber düşecek şekilde botlara bindik. Parkurun başlangıcında yer alan rapidi (şarlak) geçerek maceramız başladı.

Sanıyorum bu noktada rapid yani şarlak nedir diye kısaca bir bilgi vermek iyi olur. Biliyorsunuz raftingin türlü zorluk dereceleri var. Bu zorluk derecelerini nehrin akış hızı, kayaların çokluğu gibi etkenler belirliyor. Akarsu, yatağı içinden geçerken çeşitli doğal engelleri geçmek zorunda. Suyun yolunu kesen bu engeller genel akışın hızını ve yönünü etkileyip, suda türbülanslar, dalgalar ve akışta ani süratlenmeler oluşturuyor. İşte, bu tür beyaz ve köpüklü görüntüler sergileyen bölgelere rapid (şarlak) adı veriliyor.

foto3

15 km’lik etap boyunca karşılaştığımız irili-ufaklı rapidlerin yanı sıra diğer botlarla yaptığımız su savaşları da çok keyifliydi. Rafting esnasında sadece bir noktada yüzme fırsatı yakaladık çünkü akıntı yüzmek için uygun değilmiş.Normalde debinin en yüksek olduğu dolayısıyla rafting için en uygun zaman dilimli karların erimeye başladığı Mayıs-Haziran ayları oluyormuş. Biz ağustos başı yaptığımız için suyun debisi çok yüksek değildi. Ancak benim gibi ilk kez bu deneyimi yaşayacaksanız bu da sizi tatmin edecektir.

Bu arada organizatörü övmeden geçemeyeceğim. Her açıdan oldukça profesyonel. Üstelik etabın en heyecanlı rapidlerine fotoğrafçılarını yerleştirerek bu macerayı sizin için ölümsüzleştiriyor.

Parkuru konakladığımız Nova Rafting tesisinin önünde tamamladık. Rafting sonrası yüzmeye doyamayanlar olarak tesisin önünde çift yönlü akıntıda biraz daha yüzdük. Döndüğümüzde ise yine balıklarımız bizi bekliyordu. Yemekten sonra toparlanarak tatlı bir yorgunlukla İzmir’e dönmek üzere yola çıktık.

Adrenalin dolu ve keyifli bir haftasonu olmasının yanısıra doğanın içinde geçirdiğimiz bu 48 saat ruhlarımıza ilaç gibi geldi. Doğa ve maceraseverlere duyurulur.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x
Newsletter'a üye olmadınız mı?