33. İstanbul Film Festivali biteli bir haftadan fazla olsa da, bazı filmlerin izleri öyle kolay kolay silinmiyor insanın zihninden. Bu yazıyı, Festival’de keşfettiğim dört yeni yönetmene, dört yeni ilk-filme ayırmak istedim.

the way he looks

Film festivallerinin en güzel yanı, merakla beklediğimiz filmleri ya da hayranı olduğumuz yönetmenlerin son filmlerini izleme fırsatı sunmasının yanı sıra yeni yönetmenler tanımamızı, yeni dünyalar keşfetmemizi sağlaması… Ben de,  33. İstanbul Film Festivali’nde birçok yeni yönetmen keşfettim. Bunlar arasından dördü ise, herkes için yeni keşiflerdi. İşte çektikleri ilk filmlerle festival programında yer alan dört yönetmen ve ilk filmleri:

Blind (Yön: Eskil Vogt, Norveç)

blind

33. İstanbul Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma’sında Altın Lale (En İyi Film) ödülünün sahibi olan “Blind”ın yönetmeni Eskil Vogt’un adına çok da yabancı değiliz aslında. Norveç sinemasının son dönemlerinden iki önemli yapımı, Joachim Trier imzalı “Reprise” ve “Oslo, 31. august”un senaristi olan Eskil Vogt, ilk filmi “Blind” ile kağıt üzerinde yarattığı sinema dilini görsel olarak da yaratabildiğini kanıtlıyor. Vogt’un filmi, görme yetisini kaybeden bir kadının, hafızasındaki görüntüleri ve hatıralarını da kaybetmemek için mücadelesini anlatıyor. Görmeyi ve görmemeyi tasvir etmekteki başarısı filmin en büyük artısı. Bu denli trajik bir durumu mizahla dengeleyebilmesini de unutmamak gerek.

Återträffen | The Reunion (Yön: Anna Odell, İsveç)

the reunion

Uluslararası Yarışma filmlerinden bir diğeri, Anna Odell’in sanat projesi de denilebilecek ilk uzun metrajlı filmi. Çocukluğunda sınıf arkadaşları tarafından ezilen ve aşağılanan Anna’yı yani kendisini oynuyor Odell filmde. Yıllar sonra gerçekleşen bir buluşmada sınıf arkadaşlarıyla birer yetişkin olarak yüzleşmeye çalışsa da, araya giren yılların ve olgunlaşma süreçlerinin karşılıklı ilişkilerinde fazla da bir şeyi değiştirmediğini anlıyor. Filmin başarılı bir psikolojik gerilim yaratan ilk bölümü, hangi tarafta olmuşsak olalım birçoğumuzun özdeşleşebileceği bir karakter barındıyor. Sürpriz bir dönemecin ardından gelen ikinci bölümde ise filme neden bir ‘sanat projesi’ denilebileceğini ve yönetmenin neden çok başarılı bir sanatçı olduğunu anlayacaksınız.

Hoje Eu Quero Voltar Sozinho | The Way He Looks (Yön: Daniel Ribeiro, Brezilya)

the way he looks

Festivalin bu yılki yeni bölümlerinden “Nerdesin Aşkım?”, eşcinsel temalı 7 filmden oluşuyordu. Bunlar arasında benim en merak ettiğim ise, bu yılki Berlin Film Festivali’nde eşcinsel temalı filmlere verilen Teddy ödülünü kazanan Brezilya yapımı “Hoje Eu Quero Voltar Sozinho” idi. Sonuç, beklentilerimi karşılayan, kendimi iyi hissettiren, sımsıcak bir büyüme hikayesi ve güzel bir aşk filmi oldu. Görme engelli Leonardo’nun, sınıflarına yeni gelen Gabriel ile değişen yaşamını izliyoruz filmde. Ve bu süreçte Leonardo’nun hem engeli, hem cinsel dürtüleri hem de en yakın arkadaşı ve sevdiği çocuk arasında kalmak gibi sorunlarıyla başa çıkışına tanık oluyoruz. İlk-gençlik  ateşinin, müziğin, aşkın ve mutluluğun olduğu güzel bir film.

El crítico | The Critic (Yön: Hernán Guerschuny, Arjantin)

the critic

Festivalin komedi filmlerine ayrılan Antidepresan bölümünde izlediğim “El crítico”, hayatı ve kariyeri boyunca romantik komedilerden nefret etmiş bir film eleştirmeninin; aşık olur olmaz kendini bir romantik komedi senaryosunun içinde bulmasını anlatıyor. Film eleştirmenliği, insanların sinema zevkleri konusundaki farklılıklar ve tür sineması ile ilgili çok iyi tespitleri oldukça mizahi bir dille aktarabilen bir film olsa da, bu yazıda yer verdiğim diğer üç filmin yanında zayıf kalıyor “El crítico”. Yine de sinemayı seviyorsanız, çok keyifli vakit geçireceğiniz ve bol bol gülebileceğiniz bir film.

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?