Hep söylüyorum; bir şehri yeme-içme yerlerini keşfederek, ara sokaklarında kaybolarak, barlarında insanlarını gözlemleyerek gerçek anlamda anlarsınız. Madrid tam da öyle deneyimlenmesi gereken bir şehir. Keyfine düşkün, pek İngilizce bilmeyen ama yine de yardımcı olmaya çalışan insanları, hareketli gençliğiyle Madrid, benden yüksek puan aldı. Bu arada Barcelona ve Madrid’i karşılaştıranlara sözüm: İkisinin hiçbir alakası yok; iki şehrin de kendilerine has özellikleri var. Tek ortak noktaları aynı ülkede olmaları :) Şimdi, hadi gelin Madrid’i kısa notlarımda keşfedelim.

Chueca

Chueca

 

Yazıma en sevdiğim yerden başlayayım: Madrid’te favori bölgem kesinlikle Chueca oldu. “Gay District” diye geçen büyük bölgede yer alan Plaza Chueca, özellikle geceleri muhteşem hareketli oluyor. Şarap barları, cafeler, clublar, güzel restoranların hepsi bu tarafta. Buraya gittiğiniz zaman ortamını görmeden dönmeyin dediğim mekan ise Kirk Keller. Yüksek tavanı, minimalist mimarisi ile bira içmek için ideal bir mekan olan Kirk Keller’de sandalyeleri beğenirseniz satın alabiliyorsunuz. Mekanda müzik çok güzel, ayrıca müziğin sesi çok ideal yükseklikte. Ayakta veya yer bulursanız satılık sandalyelere oturarak saatlerce arkadaşlarınızla sohbet edebilirsiniz. Burayı mutlaka not alın. Onun dışında Chueca bölgesinde daha sakin bir şarap keyfi yapmak için Valentina’yı tercih edebilirsiniz.

Madrid’de Güzel Kokteyl

room

Yine Chueca bölgesinde güzel kokteyl içmek, Madrid’de bir rooftop deneyimi yaşamak isteyenler için tavsiyem Room Mate Hotels’in teras katı. Yazın burası aynı zamanda havuzu ile ünlüymüş. Isıtıcıların olduğu terasa Room Mate’in otel girişinden çıkılıyor. Her sene ödül alan kokteyllerinden tavsiye edeceklerim; meyveli kokteyl sevenler için The Passport, daha rahat içimli bir kokteyl isteyenler için Kerem (evet, kokteylin adı Kerem, biz de inanamadık :) veya daha tatlı kokteyller tercih edenler için de Kolada. Bu rooftop’a iyi servisi ve leziz kokteylleri için uğramanız ŞART.

Madrid’in Kazananı: Ten Con Ten

Ten con ten

 

Eşim Tuna’nın Madrid’e her iş seyahatinde sektirmeden gittiği Ten Con Ten için sürekli kurduğu “Sen buraya bayılacaksın” cümlesi beni oldukça heyecanlandırmıştı. Tuna, gerçekten beni iyi tanıyor! :) Ten Con Ten şık ortamıyla beni benden aldı. Menü içeriği ve konsept olarak biraz Lucca’yı andıran Ten Con Ten’in atmosferi kadar yemekleri de harika.

 

Maridde Yemek

 

Biz gittiğimizde siyah trüflü risotto yedik; müthişti! Bu arada menüde risotto geçmesine rağmen yemeğin biraz daha arpacığı andıran bir kıvamı vardı. Tadı damağımda kaldı diyebilirim. Ayrıca ördekli spring roll ve dilimlenmiş enfes bir et söyledik. Madrid seyahatinizde bir gecenizi Ten Con Ten’de geçirmek istiyorsanız en erken 2 hafta önceden rezervasyon yaptırmayı unutmayın. Ve buraya da kesin gidin, çok beğeneceksiniz.

Mercado San Miguel ve daha da güzeli Mercado San Ildefonso

Mercado

 

Madrid’de bizim karşılaştığımız iki adet yemek marketi vardı. Bir tanesi Mercado San Miguel. Burası oturma yeri olmayan, özellikle turistler arasında çok popüler bir “yemek pazarı”. San Miguel’in kapısından içeri girdiğiniz anda mideniz guruldamaya başlıyor! Etraftaki tüm deniz mahsullü tapaslardan tatmak istiyorsunuz. Genelde insanlar bir şarap standıyla tura başlayıp etraftaki diğer standlarda değişik İspanyol lezzetleri deniyorlar. Mercando San Miguel gayet keyifli bir market ancak ben daha lokal ve kesinlikle daha genç bir ortamı olan bir yer arayanlara Mercado San Ildefonso’yu öneriyorum. Yine Chueca bölgesinde yer alan bu 3 katlı markette oturmak için ısıtmalı açık alanlar bulunuyor. Ildefonso’da San Miguel’deki kadar yemek seçeneği yok ama bence daha sempatik bir yer burası. Ben gittiğimde hiç turist görmedim; 25-35 yaş arası Madrid gençliği şarap ve biralarıya buranın açık kısmında vakit geçiriyorlardı.

 

FullSizeRender (49)

 

San Ildefonso’da ne yemeliyim diyenlere tek bir önerim var: (tabii et yiyorsanız.) Bovinus! Antrikot ve Pork Steak’in gerçek anlamda çok başarılısını yapan bu standın sırasına girin, istediğiniz et yemeğini sipariş edin. Ardından hemen soldaki şarap standından güzel bir İspanyol şarabı alıp oturma yerlerine geçin. Bu marketteki en sevdiğim şeylerden bir tanesi de Pazar akşam gittiğimiz zaman canlı DJ performansı olmasıydı. DJ tek kelimeyle mükemmel çalıyordu. Etlerimiz ve şaraplarımızla mest olurken, müziğin ve ortamın keyfini çıkardık. Burayı da Madrid listenize eklemeyi lütfen unutmayın.

Madrid’de Kahvaltı 

FullSizeRender (55)

 

Madrid’de kahvaltı  için size önerebileceğim iki yer var: Federal ve Toma Cafe. Federal, hip ortamıyla ün salmış, eggs benedictleri, kruvasanları çok lezzetli olan bir cafe. Buraya mutlaka erken saatlerde gidin (Örneğin hafta sonu gidiyorsanız en geç 10:30-11de orada olmaya çalışın, sonrasında baya kuyruk artıyor.) Muz, hindistan cevizi sütü, chia ve tarçından oluşan içeceğini içmenizi tavsiye ederim.

 

FullSizeRender (56)

Toma Cafe ise İstanbul’da son zamanlarda özellikle Kadıköy, Galata, Cihangir ve Topağacı taraflarında görmeye alıştığımız ve bazılarını gerçekten çok sevdiğimiz 3. nesil kahveciler tarzında. Toma, İstanbul’da olsa baya severdik yani :) Laptoplarını açmış, kahvelerini keyifle içen Madrid gençliğinin takıldığı bir mekan burası. Flat White’ı çok lezzetliydi, aklınızda bulunsun. Bir de Toma’da sabah kahvaltısı olarak avokadolu tostu yedik, müthişti. Giderseniz mutlaka deneyin.

Madrid’de Burger: Steakburger

Bizim eşim Tuna’yla her Avrupa seyahatimizde vazgeçemediğimiz bir alışkanlığımız, şehrin en ünlü burgercisini bulmak ve bir akşam üstümüzü orada en az 2 burger yiyerek geçirmek. Madrid’deki burger tercihimizi şehirde birkaç şubesi bulunan Steakburger’den yana kullandık. Canınızın gurme burger çektiği bir günde Steakburger’i kesinlikle deneyin derim.

Retiro Park ve fazlası 

Retiro Bank, fikrimce Madrid’in bence en büyük şansı. Londra’nın Hyde Parkı, New York’un Central Parkı gibi şehrin büyük bir bölümünü kaplayan bu parka kesinlikle 3 saatinizi ayırmalısınız. Biz etraftaki marketlerden biramızı aldık ve Retiro’da önce çimlerin üzerinde, sonra da parkın içerisindeki büyük (yapay) gölün yanındaki merdivenlerde oturup biramızla sohbet edip, etraftaki sokak sanatçılarını dinledik. Of, çok güzeldi!

Önemli Not: Retiro Park’ının çıkışında sizi görkemiyle karşılayacak olan Prado Müzesi’nde sanata doymayı da unutmayın. El Greco, Velazquez, Goya eserlerini görebileceğiniz bu müzeye en az 2 saatinizi ayırın.

Madrid hakkındaki diğer notlarım: 

> Konaklamada hip ve canlı bir bölgede kalmak istiyorsanız bence Chueca bölgesindeki hotel veya hostellerde kalın. (Hostel dediğime bakmayın, buraları büyük binaların belirli katlarında yer alan tek kat oteller. Oda yalnızca kendinizin. :) Ben gitmeden önce Madrid’i çok iyi bilmediğim için daha sakin bir bölgede otelimizi ayarladım. Chueca’ya göre daha kuzeyde yer alan Sercotel Grand Hotel Conde Duque adlı otel klasik bir Avrupa oteli. Merkeze yakın olup daha sakin bir konaklama yaşamak isteyenlere fiyat-performas açısından burayı öneriyorum.

> Benim tarzımı biliyorsunuz klasik turist kitaplarındaki bilgileri vermeyi sevmiyorum seyahat yazılarımda. Evet, Gran Via, Plaza Royal, Plaza del Sol gibi bölgeleri de gezebilirsiniz. Bu konu hakkındaki söyleyeceklerim bu kadar; bkz. tripadvisor :)

Toledo

> Biz Madrid’e gitmişken yarım saat uzaklıkta olan Toledo şehrini de görelim dedik. Madrid’in Atocha Tren istasyonundan yarım saatte bir kalkan Renfe trenlerine binip günümüzü Toledo’da geçirdik. (Unutmadan söyleyelim, Atocha istasyonu müthiş mimari yapısıyla görülmeye değer. Kullanmayacaksınız bile yakınından geçiyorsanız içine girip, içindeki botanik bahçeyi görmenizi öneririm.)

Toledo, bana bir İspanya şehrinden daha çok Cortona, San Gimignano gibi İtalyan kasabalarını andırdı. Şehirde birkaç katedral ve sinangog gezmekten başka yapabileceğiniz en iyi şey ara sokaklarında kaybolmak. Toledo’ya 5-6 saatinizi ayırsanız gayet iyi bir şekilde yetiyor. Ama ne yapın edin, Madrid’e gitmişken Toledo’yu ziyaret edin. Klasik bir Yahudi tatlısı olan Mazapanlardan tatmayı ihmal etmeyin.

Kısaca Madrid’i sevdim ben… Ama turistik yerlerini değil; ara sokaklarını, yeme-içme yerlerini ve eğlenceli gençliğini sevdim. Şehrin turistik yerleri bana “Güzel bir Avrupa şehri”nden fazlasını vermedi. Chueca’yı, şehrin hızlı akan sokakları, restoran ve barlarda karşılaştığım enerji dolu insanları ve Retiro’nun pozitifliğini gördüğüm zaman Madrid’i sevenlere hak verdim. Bu güzel şehre keşfetme duygunuzun arttığı bir dönemde gidin derim. Herkese sevgiler xx

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x
Newsletter'a üye olmadınız mı?