Kimileri özenle tüm filmleri inceleyip kendisi için en doğru olan filmi bulmaya çalışır, kimileri sinema salonunun gişesinde anlık kararlar verir, kimisi de vizyondaki hemen hemen tüm filmleri izlemeye çalışır… Hangi gruba dahil olursanız olun, yolunuz sinemadan geçecekse, eninde sonunda cevabını öğreneceğiniz sorudur: “Bu hafta vizyonda ne var?”

Oscar Öncesi Telaşı devam ediyor! Geçtiğimiz hafta Tarantino’nun “Django Unchained”inin vizyona girmesinin ardından, sırada yılın öne çıkan iki filmi “Lincoln” ve “Zero Dark Thirty” var. Bu haftanın ardından 24 Şubat gecesindeki Oscar Töreni öncesi, En İyi Film adaylarından izlemediğimiz bir tek “Les Miserables” kalıyor. Tekrar ediyorum, bu filmleri gerçekten izlemek isteyenlerin birçoğu ‘zamanında’ da izlemek istiyor ve eğer dağıtım şirketlerinin korsanla mücadele etmek gibi bir kaygısı varsa üzerine “X DALDA OSCAR ADAYI” damgasını vuracakları filmleri ‘zamanında’ vizyona sokmalılar. Çevremde “Les Miserables”, “Lincoln” ya da “Zero Dark Thirty”i izlemeyen bir ben kaldım, oradan biliyorum.

Neyse, bu haftanın vizyon filmleri şöyle:

Haftanın Filmi: Zero Dark Thirty

Vizyona “Lincoln” giriyorken ‘haftanın filmi’ nasıl bir başkası olur diye düşünenleriniz olabilir. Fakat ben Kathryn Bigelow’un “Hurt Locker“ının etkisinden halen kurtulabilmiş değilim. 2009’da En İyi Film dahil 6 Oscar kazanarak “Avatar” fanlarını (ve Bigelow’un eski kocası James Cameron’ı) kızdıran, savaşı en gerçek haliyle ve muhteşem bir ses tasarımı ile perdeye yansıtan Bigelow Amerikan milliyetçiliği yaptığı için eleştirilmişti. Sıkı durun çünkü, sırada yine En İyi Film dahil, bu kez 5 dalda Oscar adayı olan ve bu kez işkencenin gerekliliğini savunduğu ve işkenceyi meşrulaştırdığı için yerden yere vurulan “Zero Dark Thirty” var. Sırf bu eleştirilerin yerli ya da yersiz olduğunu anlamak için bile izlenebilir.

“Zero Dark Thirty”nin yine Amerikan milliyetçiliğine oynayan bir film olduğunu da konusundan anlayabiliyoruz: Usame Bin Ladin’in yakalanması. Filmde En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ı için Jennifer Lawrence (Silver Linings Playbook) ile çekişen (ve geçtiğimiz haftalarda “Mama”da izlediğimiz) Jessica Chastain var. Bigelow’un, söz konusu olan ‘savaş’ olduğunda kötü bir film yapmış olabileceğine inanmıyor ve sabırsızlıkla filmi izleyeceğim bu geceyi bekliyorum.

Film; Akademi Ödülleri’nde En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu (Jessica Chastain), En İyi Orijinal Senaryo, En İyi Kurgu ve En İyi Ses Kurgusu olmak üzere toplam 5 dalda yarışıyor.

Haftanın Epiği: Lincoln

Steven Spielberg, haklı olarak “yaşayan en büyük yönetmenlerden biri” olarak anılıyor. Şahane bilimkurgulardan, eğlenceli romantik filmlere ya da aksiyon filmlerine kadar, geniş bir yelpazede filmlere imza atıyor usta yönetmen onyıllardır. En iyi yaptığı filmlerse uzun, gerçek hikayelere dayanan, Janusz Kaminski’nin karanlık görüntüleri ve John Williams’ın müziklerinin eşlik ettiği epik filmler ya da biyografiler. Bu hafta vizyona giren “Lincoln” ise yönetmenin tüm bu özellikleri taşıyan son filmi. 150 dakikalık film, Amerikan başkanı Abraham Lincoln’ün Amerikan İç Savaşı sırasında köleliği kaldırma mücadelesini konu alıyor. Daniel Day-Lewis, Sally Field, Tommy Lee Jones, David Strathairn, Joseph Gordon-Levitt, Jackie Earle Haley, Hal Holbrook, James Spader gibi (çoğunluğu erkek) yıldız oyunculardan oluşan kadrosuyla ve her türlü teknik özelliği ile de dikkat çekiyor “Lincoln”. Spielberg sinemasından yavaş yavaş sıkılmaya başlamış biri olarak, Oscar-zorunluluğuyla izleyeceğim ben filmi.

Film; Akademi Ödülleri’nde En İyi Film, En İyi Yönetmen (Steven Spielberg), En İyi Erkek Oyuncu (Daniel Day-Lewis), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Tommy Lee Jones), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Sally Field), En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Orijinal Müzik, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Kostüm Tasarımı ve En İyi Ses Miksajı olmak üzere toplam 12 dalda yarışıyor.

Haftanın Festivalden Kalanı: Dupa dealuri (Tepelerin Ardında)

“Beasts of the Southern Wild” ve “No”nun ardından, Filmekimi’nde izlediğimiz bir film daha vizyonda yerini buldu. Yer bulmak derken, tabii ki yalnızca Beyoğlu Sineması’nda… Altın Palmiye ödüllü “4 luni, 3 saptamâni si 2 zile” (4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün) ile tanıdığımız Romanyalı yönetmen Christian Mungiu, “Deupa dealuri” ile de geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nde yarıştı ve En İyi Senaryo ile filmin iki başrol oyuncusu arasında bölüştürülen En İyi Kadın Oyuncu ödüllerinin sahibi oldu. Film, Romanya’nın En İyi Yabancı Film için Akademi’ye yolladığı filmdi ve aday olamasa da 9 finalist arasında yer alıyordu.

Yetimhanede tanışmış ve birbirlerine olan sevgileri duygusal/cinsel bir ilişkiye dönüşmüş olan iki genç kızdan biri kendini kırsaldaki bir manastıra adamaya karar verdikten yıllar sonra, bu manastırda diğeri tarafından ziyaret edilmesini ve bu ziyaretin doğurduğu sonuçları izliyoruz filmde. Uzun ve ağır bir film olsa da, cehaletle birleşen dini inancın nasıl sonuçlanacağını en çarpıcı biçimde gösteriyor “Dupa dealuri”de yönetmen; tıpkı yıllar önceki filminde kürtaj yasağının sonuçlarını en çarpıcı biçimde gösterdiği gibi.

Haftanın Yerlisi: Mutlu Aile Defteri

3’er saatlik filmler izlemek istemiyor ve politikadan-dinden uzak durmak istiyorsanız, haftanın ortalamının üzerinde olduğunu umduğumuz yerli komedisi “Mutlu Aile Defteri” tam size göre. Filmde hepsi de birbirinden başarılı, çoğunluğu tiyatro ve/veya sinemaya yıllarını vermiş oyuncular olması beklentileri yükseltiyor: Başroldeki Tuncel Kurtiz de, İlker Aksum, Binnur Kaya, Öner Erkan, Büşra Pekin ve Goncagül Sunar da… Emekli Albay Yıldırım Taşyumruk bir gün damdan düşer ve bu olay sonucu hepsi de birbirinden beter hayatlar yaşayan çocukları aynı çatı altında bir araya gelir. Film bana nedense dağılmış aile denince akla gelen en iyi film olan İtalyan filmi “Stanno tutti bene”yi, bilemediniz onun Amerikan yeniden çevrimi “Everybody’s Fine”ı getirdi ve filme karşı olumlu bir önyargının oluşmasını sağladı. Fakat geçtiğimiz hafta “Demet Akbağ, ne oynasa izlerim!” diyerek gittiğim “Hükümet Kadın”ı hiç mi hiç beğenmemem sebebiyle izlemeden önce filmin alacağı tepkileri beklemeyi tercih ediyorum.

Haftanun Belgeseli: The Penguin King 3D (Penguen Kral)

2012 yılından merakla beklediğimiz onca belgesel dururken, ayda-yılda-bir vizyona giren tek belgeselin “Hem 3D gözlük satarız, hem de penguenli falan, çocuklar Şubat tatilinde izler” mantığıyla vizyona sokulan, ‘yürekleri ısıtacak’ ve dublajlı bir belgesel olması ne kadar ironik, ne kadar trajik. Yine de “Le marche de l’empereur” belgeselinin hayranlarındansanız ya da çocuğunuzu evde Discovery Channel ya da National Geographic izlemesi yönünde motivasyon sağlamak istiyorsanız, tercih edebilirsiniz.

Haftanın Etkinliği: Fon Şehirler @İstanbul Modern

İstanbul Modern Sinema’nın, müzedeki “VitrA Çağdaş Mimarlık Dizisi Sunar: Lütfen Rahatsız Etmeyin” başlıklı sergisine paralel bir etkinlik olarak 3 ay boyunca 3 kez tekrarlayacağı film gösteriminin ilki bu Cumartesi düzenleniyor. Programın amacı, yakın dönem Türkiye sinemasında şehirlerin neredeyse birer başrol oyuncusu gibi oyunculardan rol çaldığı filmleri izleyici ile buluşturmak. 09 Şubat programındaki 3 film ise şöyle: Nuri Bilge Ceylan‘ın İstanbul’u: Üç Maymun (13:00); İnan Temelkuran‘ın İzmir’i: Bornova Bornova (15:00) ve Reha Erdem‘in Kars’ı: Kosmos. (17:00) Aynı gün 15:30’da Akbank Sanat’ta ise “Yakın Dönem Katalan Sinemasına Bir Bakış” gösterim programının ikinci filmi “Lo mejor de mí” gösterilecek.

Tabii geçtiğimiz haftanın filmleri de halen vizyonda. Geçtiğimiz hafta vizyona giren son Tarantino harikası “Django Unchained“i henüz izlemediyseniz, kaçırmayın!

Hazırlayan: Emre Eminoğlu

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?