Bir sezonun daha sonuna gelirken açılışı iyi bir oyunla yaptığım gibi kapanışı da yine güzel bir oyunla yapmanın mutluluğunu yaşadım. Bu mutluluğun kaynağı ise Taşra Kabare’den Alacakaranlık Kuşağı oldu.

Bu sezon Düşperest ile kalbimi fetheden Taşra Kabare, Alacakaranlık Kuşağı ile yerini pekiştirdi. Tüm yılı, birkaç istisna hariç güzel ve alkışlamaya değer oyunlarla geçirdim ve sezon finalini yapmak da Oğuz Utku Güneş’in uyarlayıp yönettiği Alacakaranlık Kuşağı’na kısmet oldu. Böyle verimli bir sezona, enerjisi yüksek bir kapanış da çok yakıştı.

Küçükken,  geç saatte olduğu için ‘haydi artık uykuya’ uyarıları arasında az da olsa seyretme şansına eriştiğim Alacakaranlık Kuşağı, sahnede daha iyi bir iş olarak karşıma çıktı. Oyunun başında yönetmenimizin uyarısıyla fantastik bir dünyanın kapısını aralayacağımızı ve farklı bir boyuta geçeceğimizi öğrendik. Sonrasında “alacakaranlığın tekinsiz dünyasındaymışız, ızdırap da çekecekmişiz, acaba iyi mi ettik gelmekle…” diye sorgularken ve arkamıza yaslanıp yaslanmama kararını yaşarken, aşk iksiri dediğim oyunla açıldı perde. Çılgın bir mucidin iksiriyle aşk, evlilik, ayrılık gibi durumlar sahnede bir film şeridi gibi geçti.

Farklı bir boyuta ışınlandığımıza emin adımlarla, paraya karşılık yaşam oyununa doğru yol aldık. Beni en çok etkileyen ve bir kefede adil olmayı diğer kefede mutluluğu tarttığım bu bölümde terazide hangi tarafın ağır geldiğini gördüm. Sonra da aile bağları bölümüne geldi sıra. Gecenin bir yarısında aileniz sizi uyandırırsa ve bir kabus yaşatırsa ne yaparsınız bilmiyorum ama bunu da gözünüz kırpmadan izleyeceğinizi çok iyi biliyorum. Son bölümde ise, içine çekildiğimiz bilmem kaçıncı boyutun doruklarına çıktık. Bir film çekimiyle başladık, ‘kim aktör, kim figüran, nerede bu yönetmen, nerede bu devlet?’ gibi sorularla ve çok çok alkışlarla bir alacakaranlık kuşağının sonuna geldik. Her bölüm insani tüm duygularla, zayıflıklarla, ikilemlerle ve tezat hislerle bizi, bize anlattı.

Bir buçuk saati aşkın bir süre, dört ayrı bölüm ve hızlı temposuyla Alacakaranlık Kuşağı’nı yeni tiyatro mevsimi için şimdiden not etmeniz bence şart, izledikten sonra kimleri alkışlayacağınızı da: Öncelik, çok sevilen bir diziden sahneye aynı tatta bir oyun çıkartan, zamanında ilgi gören bölümlere bir tiyatro metniyle hayat veren Oğuz Utku Güneş’te. Dört farklı bölümü uyarlamak ve arada boşluklar olmadan arka arkaya seri bir şekilde sahneye taşımak ve iyi bir rejiyi bir araya getirip yönetmek kolay bir iş değil çünkü.

Melina Özpromodos, Ayşegül Tekin, Cemal Toktaş, Çağdaş Tekin ve Oğuz Utku Güneş, oyunculukta sınırları zorlayan bir performansın sahipleriydi. Hızı, aksiyonu ve hareketi bol bu oyunda onların bir saniye bile düşmek bilmeyen enerjilerine hayran kaldık. İzlerken biz yorulduk ancak kendilerinin en ufak bir sekteye uğraması söz konusu bile değildi. Herkese emeğini teslim ediyorum ama Melina Özpromodos’unkini daha fazla. Özellikle ilk sahneyi ondan daha şeker canlandıracak başka kimse olamazdı sanırım.

Oyunun başarısında en az oyuncular kadar sahne tasarımı, kostümler ve ışık da başroldeydi. Oyunun temposunu yükselten basamaklı sahne düzenini, geçtiğimiz boyutun gizemini parlatan ışık tasarımını ve karakterlerin kendine has özelliklerini vurgulayan kıyafetleriyle aksesuarlarını mutlaka belirtmek gerek. Ve beraberinde tüm bunları mümkün kılan Ayşe Ayter, Hilal Polat ve Ceren Yılmaz’ı da alkışlamak. Aklımda en çok kostümler kaldı, hatta ilk bölümdeki tüylü terliklerin ve son bölümdeki kürk yeleğin bir örneğini her an satın alabilirim.

Kısaca dört bölümüyle, dört dörtlük izleme keyfi yaşatan Alacakaranlık Kuşağı’nı yeni sezon için şimdiden listenizin başına yazın derim. Ekim ayında yeni oyunların sahnede yer almasını beklerken, gelin sezonu alacakaranlık bir coğrafyada karşılayın. Pişman olmayacaksınız!

Fotoğraflar: Taşra Kabare

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?