Çocukluğumuzda “Terminatör” filmini izlediğimizden beri (ki biz izlediğimiz dönemde ne internet bu derece hayatımızdaydı ne de akıllı telefonlar) içimize düşen kuşku modern hayatta birçok kez kendini gösterir: İnsanoğlunun hayatını kolaylaştırmak amacıyla ürettiği ve günbegün geliştirdiği makineler bir gün gerçekten yaşayan varlıklara dönüşebilir mi? İşte bu sorunun ışığında sizlere anlatmak istediğim sergi Borusan Contemporary’de yer alan Anima.

Sergiyi gezmeye başladığınızda ilk dikkatinizi çeken mekanik tıkırtılar, senkronize sesler ve hareketler olacak. Daha ilk adımda sizi içine çeken bu mekanik senfoni hızla merakınızı uyandıracak ve tasarım harikası yaratıkların neler olduğunu anlamaya çalışacaksınız. İlk tepkiniz “Çok güzel!” olacak, sonrasında “Peki bu nedir?” ile devam edecek…

Karanlık ortamda varlığını tüm gücüyle ortaya koyan makinelerin aslında birer hikayesi olduğunu keşfetmek uzun sürmüyor. Duvarlarda ya da sergi el kitabında yazılı olan metinlere bakıldığında görülen, yaratılanın bir makineden ötesi olduğu, hayat hikayesiyle bir ruha da büründüğü oluyor. Seul doğumlu Koreli sanatçı Choe U-Ram çalışmalarıyla fark yaratmanın ötesine geçiyor, mekanik ve tasarımı biyolojik hedeflerle harmanlıyor.

İşin özünde yatan ana fikir gelişen dünyada her canlı formun devamlılığını sürdürebilmek için yaşam savaşı verdiği gibi mekanik yaratıkların da gerektiğinde evrilerek yaşamlarını sürdürme çabası. En azından farklı açılardan bakıldığında bu mühendislik ve tasarım harikası yaratıklar yoktan var edilen bir hikayenin kahramanları. Bana yer yer Haruki Murakami’nin hayal ürünü yaratıklarını anımsatsa da orjinallikte sınır tanımıyor bu yeni türler. Mesela dördüncü kattaki Jet Hiatus önce sessiz bir şekilde köşesinde bekliyor. Kısa süre içinde uyandığını gördüğünüz bu kütle bir demir yığını olmaktan çıkıp kuyruğunda yanıp sönen ışıkla adeta sizinle iletişim kurmaya çalışıyor. Yaratıcısının sağladığı hikayeye göre bir uçak motorundan evrimleşerek süper güçlere ulaşan bu yaşam formu araştırmalara konu oluyor ve insanoğlu ondan daha çok şey öğrenmeyi hedefliyor.

Eserlerin çoğunda yeniden karşımıza çıkan URAM (United Research of Anima Machines/Birleşmiş Anima Makineler Araştırması) adeta bilimsel verilerle bu yaratıkların canlılığını sağlam temellere oturtuyor. Latince isimleri de olan bu canlılardan bir diğeri de ikinci kattaki Lumen Vermis. Yine diğer türde olduğu gibi bunda da yanına gelmeden önce uyku halinde olduğu izlenimi edilinebilir. Harekete geçmesi çok uzun sürmeyen Lumen Vermis tek göz gibi kullandığı sokak lambası ampulü ile adeta çevreyi taramaktadır. Bir öncekinden farklı olarak bu türün asalak olarak yaşadığını ve bir sokak lambasından diğerine eletrik akımı ile atlayarak yaşamını sürdürdüğünü öğrendiğinizde hayretle yeniden inceleyeceksiniz; ilk bakışta aklınıza gelmiş olma ihtimali?

Benim için serginin en estetik enstalasyonu Una Lumino Pontentum. Bunda makinenin çiçek formları oluşunun etkisi de olabilir tabi, ama daha ilginci koloni halinde haberleşme yetisine sahip oluşlarını öğrenmem oldu. Şehrin elektriğini yaşamsal enerjileri olarak kullanan bu canlılar adeta reseptör işlevi gören algılayıcılarla çoğunluğun gücünü kullanıyorlar. Yine mekanik sesler eşliğinde açılıp kapanan çiçekler hipnotize edici bir etkiye sahipler. Estetik, ama bir o kadar da korkutucu.

Hepsini burada sayamayacağım ama birbirinden ilginç birçok eser sizi şaşırtmaya devam edecek. Ayrıca verilerin yer aldığı hikayelerin her biri sadece birer başlangıç, hikayeleri geliştirmek ve dallandırmak tamamen size kalmış. Kendi kuyruğunu yiyen anlamına gelen Ouroboros, farklı dünyalardan gelen Unicus-Cavum ad Initium ve daha nicesi hayal gücünüzün sınırlarını zorlayacak. İlk bakışta vidalar, dişliler, ışık ve sesin mükemmel tasarımla birleşimi gibi görülen bu yapıtlar sadece mühendislik harikası olmakla kalmıyor, yaratıcılarının onlara biçtiği hikayelerle adeta canlanıyor ve yaşadığımız hayatın birer parçası haline geliyor. Teknoloji ve iletişimin ağına düşmüş insanoğlu için böyle canlıların var olabilmesi çok fazla sorguya maruz kalmıyor. Tıkırtılar ve yanıp sönen ışıklar içinde kendinizi daha önce okuduğunuzu sandığınız bir romanın dünyasında bulabilirsiniz; malum inandırıcılık konusunda önyargılarınızı zaten kapıdan girmeden vestiyere bırakmış olmalısınız ki burdasınız.

Şimdi şimdide kalsın, gelecek onu hayal edenlerle farklı boyutlara ulaşmaya devam etsin. Sanırım teknoloji çağının sanatçıya getirdiği imkanların en güzel örneklerinden birisi bu sergi. Düşüncenin sınırlarının bir kez daha sınanması verilen emekten anlaşılabiliyor. Heykeltıraş anne-baba ile bilimadamı dedenin müthiş genlerini miras alarak eşsiz bir dünya yaratan Choe U-Ram’ın Anima sergisi 14 Nisan’a kadar Borusan Contemporary‘de gezilebilir.

Not: Borusan Holding’in Perili Köşk adıyla da anılan Rumeli’deki binasına ilk gidişinizse binayı gezmeye en üst kattan başlayıp ofisleri ve koridorları süsleyen modern sanat eserlerine göz atmayı sakın ihmal etmeyin! Hafta içi işyeri olduğu için sadece hafta sonu gezildiğini de hatırlatalım.

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?