“Türkiye’den başka nerede yaşayabiliriz?” diye araştırıp, farklı bir ülkede yeni bir hayat kurabilmek için heyecanlanırken bir yandan geleneklerimiz, ailemiz, geçmişimiz bizi burada tutuyor. theMagger’ın yeni röportaj dizisi “Yurt Dışında Yaşamak” ise buna cesaret etmiş ve bunu başarmış olanların hikayelerini anlatıyor. Bu haftaki konuğumuz, Barselona’da yaşayan Mimoza…

_Sevgili Mimoza, öncelikle seni daha yakından tanıyabilir miyiz?

Merhaba! İsmim Mimoza, 26 yaşındayım, İstanbul’da doğdum ve büyüdüm. İlkokulu ve liseyi Enka’da okudum ve Enka beni çok sosyal, müzik ve spor dallarında aktif, yeniliklere ve farklı kültürlere açık bir birey olarak yetiştirdi. Daha sonra üniversite eğitimim için İngiltere’ye Bournemouth Üniversitesine Events Management bölümünü okumaya gittim. Ne okuyacağımdan tam emin değildim, ne okumayacağımı biliyordum ve servis sektörüne meraklıydım. Bu yüzden Türkiye’de o zaman olmayan bu bölümü tercih ettim, çok da memnunum kararımdan. Zaten yurt dışında yaşama serüvenim de işte o 2010 senesine başladı! Sonrasında Istanbul’a döndüm, bir sene orada kaldım, yeme içmeye olan merakım dolayısıyla MSA’da Yiyecek İçecek İşletmeciliği kursuna gittim ve tekrar yerimde duramayıp, bu sefer de Barselona’ya geldim!

_Ne zaman Barselona’ya taşındın? Nasıl gelişti süreç, kısaca bahsedebilir misin?

Barselona’ya 2015’in eylül ayında taşındım. Zaten kafamda master yapmak vardı ama annemlerle düşünüp taşındıktan sonra, ayrıca bir dil daha öğrenmemin benim için çok faydası olacağını düşünüp, çok sevdiğim İspanya’ya gelmeye karar verdim. Barselona’ya ilk defa interrail yaparken gelmiştim ve “ben burada yaşamayı çok isterim ya!” diye düşünmüştüm. Bu yüzden de direk burada master programlarına bakmaya karar verdim. Barselona’da bir çok business school var İngilizce master programları sunan, ben de bunlardan biri olan EADA’ya başladım. Üniversite notlarım iyiydi, bir küçük online sınav ve mülakat sonrasında okula kabul oldum. Master eğitimim boyunca akşamları hep İspanyolca kursuna gittim ve İspanyolcamı ilerlettim. Master’ımı bitirdikten sonra da 7 ay boyunca buradaki Fairmont otelinde Yiyecek İçecek Müdürünün asistanlığını yaptım, benim için inanılmaz öğretici ve eğlenceli bir deneyimdi.

_Memnun musun Barselona’da yaşamaktan? Neler yapıyorsun orada?

Ah bu nasıl soru! Gerçekten abartmadan söylüyorum, her gün sokakta yürürken gökyüzüne bakıp şükrediyorum. Buraya aşığım, burası için yaratılmışım, burayı çok seviyorum! Bu sene İspanyolca bir Dijital Pazarlama ve Turistik E-Ticaret Master’ını bitirdim, şimdi iş vizesine başvurma sürecine giriyorum. Biz Avrupa Birliği’nden olmadığımız için bu vize konusu biraz bizi zorluyor ama inşallah çalışma vizemi bu sene sonunda alabileceğim ve burada bir turizm acentasında çalışmaya başlayacağım.

_İlk zamanlar biraz zor oluyor diyorlar. Taşındığın ilk zamanları anlatabilir misin?

Yepyeni bir yere taşınmak, yeni insanlar tanımak çok hızlı olmuyordur… Bu konular açıkçası kişiden kişiye göre çok değişiyor. Bu tamamen sizin ne kadar açık, sosyal, rahat biri olup olmadığınızla alakalı. Benim için hiç kimseyi tanımadığım bir yere taşınmak korkutucu olmasındansa, çok büyük bir heyecan. Zaten bir okula başlamak için ya da işe başlamak için geliyorsanız, biliyorsunuz ki orada bir sürü yeni insanla tanışacaksınız. Ben tanımadığım insanların arasına girdiğim ortamlarda hiç çekinmeden gidip tek tek herkese “Merhaba!” diyebilen bir insanım ve emin olun bu işleri çok kolaylaştırıyor! Bunun dışında işlerin nasıl gittiğini hiç bilmediğiniz bir yere ve hatta dilini konuşmadığınız bir ülkeye taşınmak tabii ki zor, mesela yapmanız gereken polis/kayıt işlerini halletmek, ev bulmak, her şey burada nasıl yapılıyor anlamak, vesaire… Eğer orada bütün bunları deneyimlemiş birilerini bulursanız gitmeden önce, onlarla konuşmak işleri çok kolaylaştıracaktır. Ben öyle yapmıştım.

_İstanbul’u özlüyor musun? Özlüyorsan hangi yönlerini özlüyorsun veya hangi yönlerini hiç özlemiyorsun?

Valla ne yalan söyleyeyim, o aradaki bir sene hariç, yurt dışında yaşayalı toplam 7 sene oldu ve çok alıştım. Arada tatile gittiğimde tabii ki İstanbul’u özlediğimi farkediyorum ama 5-6 günden sonra tamam diyorum, tadını aldım, en güzel şeyleri yaptım, en güzel yemekleri yedim, artık dönebilirim. Zaten İstanbul’un kendisinden çok oradaki ailemi, arkadaşlarımı ve yemekleri özlüyorum! Burada gece yatmadan gözümde mantılar börekler uçuşuyor bazen! Ama o kadar iyi arkadaşlarım var ki, sağolsunlar buraya beni ziyarete gelirken hiçbiri eli boş gelmiyor! :)

_Yurt dışında yaşamanın, başka bir kültür deneyimlemenin birey olarak avantajları ve dezavantajları neler sence? 

Yurt dışında yaşamanın avantajları, dezavantajlarından çok bence. Ben 18 yaşında İngiltere’ye üniversiteye gittiğim zaman çok akıllıca bir karar verdiğimi farketmiştim. Çünkü bambaşka bir dünyanın içine girmiştim, bambaşka şekilde yaşayan insanların arasında bulmuştum kendimi. Benim yaşımda ama çok farklı görüşlere sahip insanlarla tanışıp konuşmak, bambaşka ailelerin İngiltere’nin farklı yerlerindeki evlerine konuk olmak ve onların dünyasına girmek ufkumu çok açmıştı. Ve hep düşünürüm, eğer üniversite için İstanbul’da kalsaydım, büyük ihtimalle yine aynı çevreden insanlarla, aynı mekanlara gidip, aynı konuları konuşup, aynı küçük “baloncuk” içinde yaşayacak ve oradan uzakta nasıl bambaşka bir hayat tarzı var asla bilemeyecektim. Bu yüzden birincisi, yurt dışında yaşamak vizyonumu acayip genişletti diyebilirim. Bu şu an İspanya ve İspanyollar için de geçerli tabii ki. İkincisi, erken yaşta sorumluluk alabilmeyi öğretti bana yurt dışında yaşamak. Bir ev idame ettirmekten, zor kararları tek başıma verebilmeye kadar, bir çok farklı konuda tek başıma düşünüp, aksiyon alıp, sonuçlarına katlanabilmeyi öğrendim. Üçüncü bir avantaj, dil konusu tabii ki. İngilizcemi çok ileri bir seviyeye getirdim, buraya gelip İspanyolca öğrendim. Şimdi ise Katalanca öğrenmeye başladım. Daha avantaj sayarım aslında da, dezavantajlar geçelim, çok uzamasın. :)

Dezavantaj olarak aklıma gelen tek şey, Türkiye’de olan ailenizden ve arkadaşlarınızdan uzak kalmanız, onların kutlamalarını, özel anlarını kaçırmanız. Benim gibi çok uzun seneler yurt dışında kalmanız halinde, Türkiye’den çok çevre edinememeniz de bir başka dezavantaj. Ama bu da yine kişinin kendisiyle alakalı bir şey diye düşünüyorum. Sonuçta gidip gelebiliyorsanız, orada da yeni insanlarla tanışmak için fırsatlar üretebilirsiniz.

_Peki Türkiye dışında yaşamak sana neler öğretti?

Yurt dışında yaşamak bana açık görüşlü olmayı, ön yargılı olmamaya çalışmayı, insan tanımanın ne kadar önemli olduğunu ve tabii ki klişeleşmiş bilgilerden, insanları baskı kalıplara sokmaktan kaçınmam gerektiğini öğretti.

_Yurt dışında yaşayan bir Türk olarak, Türkiye’den haberlere nasıl tepkiler veriyorsun?

Bunu hep söylüyorum, insan işin içinde yaşayınca tam olarak neler olup bittiğini farkında olamayabiliyor. Eğer büyük bir değişim varsa bile, insan içinde olunca o değişimi gözden kaçırabiliyor, çünkü sonuçta kendi hayatında, kendi dertleriyle meşgul, bir bakıma yuvarlanıp gitme durumunda. Oysa ki dışarıdan bakınca bazı şeyler çok daha net ve detaylı gözüküyor. Ben de tabii ki her zaman haberleri takipteyim, hatta twitter sağolsun artık annemizden babamızdan önce öğreniyoruz olan biteni ama tabii bazı noktalarda da değiştirebileceğim bir şey olmadığı için, kendimi çok etkilememeye çalışıyorum, o ayrı konu.

_Barselona’dan bize birkaç lokal öneride bulunabilir misin?

Tabii ki, seve seve! Herkesin bildiği turistik yerlerdense size daha lokal gezicek birkaç yer tavsiye edeyim. Mesela Gracia bölgesi, yani Carrer Verdi, Plaza del Sol, Travessera de Gracia sokağı civarları. Çok güzel, çok mahalle ruhu olan, güzel butiklerin ve cafelerin bulunduğu bir bölge. Bunun dışında El Born’daki Carrer dels Banys Vells sokağı ve çevresinde de çok güzel butikler, konsept storelar var.

El Raval ve Poble Nou ise son dönemin yeni popülerleşen bölgeleri. Meşhur kahveci Nomad’ı oralarda bulmanız mümkün. Restoran olarak ise La Pepita benim favori tapasçım (mutlaka çilekli levrek, kalamar ve pepitalardan yenmeli!), bir başka güzel tapasçı Bar Cañete, daha çok deniz ürünleri ağırlıklı. El Sortidor’da patatas bravas, Bona Sort’un arka avlusunda keyifli bir şarap ayrıca güzel olur. Kahvaltı modasına zaten Brunch&Cake’le katılmışken, Can Dende’yi ve pancakelerini de kaçırmayın derim. Bir de gelmişken güzel paella yiyelim derseniz, plajdaki Escriba’ya gitmenizi öneririm. Çok daha fazla öneri, mahalle, restoran, Barselona ve İspanya çevresinde gezdiğim bir sürü yeri, aynı zamanda instagramım @mimozaeverywhere’de de bulabilirsiniz! :)

_Son olarak, yurt dışında yaşamak isteyen ama buna cesaret edemeyen kişilere birkaç tavsiyede bulunabilir misin?

Cesaret edemeyecek bir şey yok! Ne insanlar görüyorum tanıyorum burada, diyorum yahu bu bile başardıysa herkes başarır! :) Uzun dönemli gitmeye korkuyorsanız, önce kısa bir süreliğine gidin, dil kursuna ya da başka bir şey için. Daha sonra baktınız oluyor (olamayacak bir şey yok zaten :) ) daha uzun süreli planlar yapın. Adım adım gitmek işleri kolaylaştırır. Ayrıca tanıdığınız birileri varsa gitmiş olan, onlarla konuşun, onlara sorun, onları ziyarete gidin! Eminim, cesaretleneceksiniz!

Çok teşekkürler Mimoza! 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?