Biriken’in reji anlayışını Rıza Kocaoğlu ile sahneye taşıdığı “Ormanlardan Hemen Önceki Gece”, müziği ve görselliği de arkasına alan zor bir iş.

ODTÜ-KKM-Kemal-Kurdaş-Salonu-6-aralık-2015-pazar-ormanlardan-hemen-önceki-gece

Biriken, 2006 yılından beri birlikte projeler üreten Melis Tezkan ve Okan Urun tarafından oluşturulan bir topluluk. Daha önce Kıyamete Kadar Kapattım Kalbimi ve Tatyana‘yı izledik onlardan. Şimdi de Rıza Kocaoğlu‘nun oynadığı ve birkaç ödül de aldığı Ormanlardan Hemen Önceki Gece ile karşımızdalar.

Oyundan önce okuduğum eleştiri yazıları ve Tatyana‘nın bıraktığı tat beni bir hayli heyecanlandırsa da durum pek de böyle olmadı. Ormanlardan Hemen Önceki Gece, oyuncuyu dışarılamayan, oyuncunun bir parçası olduğu performans odaklı işlerde işlevi olan bir dekor bütünlüğüne sahip bir oyun. Girişte karşılaştığımız oyuncu dekor ilişkisi oyunun bütüncül bakış açısını anlatıyor.

Roberto Zucco’dan tanıdığımız satır aralarından bağırmayı seven Koltes, bu oyunun da gündeliğe aleni bir şekilde kafa tutuyor. Belirlenen her şeye kafa tutuyor.

image-16841

Lakin, bu kafa tutuşu oyunda pek göremiyoruz. Bedensel bir atmosfer ve direnç söz konusu fakat oyuncu Rıza Kocaoğlu’nun onca çabasına rağmen oyun bir sonraki adıma, etkilemeye geçemiyor. Kasıp kavuran, hatta saldıran bir metin Rıza Kocaoğlu’nun melodik konuşmasında kayboluyor. Birden yükselen bir ses tonunun ardından mahalle abisine oradan lirizme dönen kontrolsüzlük oyunun tutuk kalmasına sebep oluyor.

Burada tüm yükü oyuncuya atmak değil niyetim ama oyuncunun metnin çok da lirik bir yerden akmadığını, metnin kavgasını görmesi gerektiğini düşünüyorum. Rejinin bedensel oyunlara kendini kaptırması yine metnin kavgasının üstünün örtülmesine sebep olmuş diyebilirim.

Ormanlardan Hemen Önceki gibi bir anlatının daha cesur ve yürekli bir şekilde sahnelenmesi gerektiğine inanıyorum. Girişten itibaren tüm anlatının bindirildiği performans alanları bizi sadece izleyen bir konuma sokmaktan öteye gidememiş. Öyle ki kendimizle özdeşleştireceğimiz, oyunun kavgasına ortak olacağımız anlar çokken biz (seyirci) fikirsel olarak tamamen edilgen bir noktada konumlanıyoruz.

Alain Badiou,  Başka Bir Estetik isimli kitabında tiyatronun maddi ve metinsel bir sadeleştirme deneyimi olduğunu söyler. Kanımca en karışık gelen başarılı işler de bu sadeleştirme yolunu izlemişlerdir. Bu sadeleştirme yolu bir şeylerden vazgeçme, Türkiye’de anlaşılan epik tiyatronun yapılış biçimlerine kaçma anlamına gelmez. Yazar ne söylerse söylesin bir anlatıyı/metni anlattığınız kişileri edilgenleştirerek sahneye koymamak işin selameti açısından daha yararlıdır.

Oyundan sonra yine Badiou’nun şu sözleri aklıma geldi, “Bir tiyatro fikri her şeyden önce bir ışık huzmesidir. Antoine Vitez, tiyatronun amacının bizi durumumuz konusunda aydınlatmak tarihte ve bize yön göstermek olduğunu söylerdi.”  (Hemen not: kimsenin söylediği kutsal değildir, Badiou dahil. Fakat bu söylenenin genelgeçer  doğru kabul edildiğini düşündüğüm için örneğimi Badiou’dan verdim. Bizimkilerin dediği gibi Galat-ı meşhur, lugat-ı fasihten evladır.)

Bu yol göstermeyi metin fazlasıyla yapmışken reji ve oyunculuğun yolu bulanıklaştırdığını hatta biraz haddimi aşarak yolu kaybedip hiçbir şey söylemediğini düşünüyorum. 

506051286_1280x960

Biz seyirciler olarak yaklaşık iki saat boyunca sahnede zaman zaman estetik hareketler yapmayı beceren bir oyuncu, ara sıra büyülü bir atmosfer yakalamayı başarmış ve teknik olanakları olan oyun koyucuların gösterisini izlemiş olduk. Şanslı olanlar oyundan etkilendi fakat oyun çıkışında duyduğum diyaloglardan da anladığım kadarıyla çoğumuz şanssızdık. Anlamadığım bir diğer şey ise biletlerin 48-112 TL arasında olmasıyla.

Yaratmanın değeri ölçülemez, fiyat konulamaz fakat birilerinin Rıza Kocaoğlu’na neden en iyi erkek oyuncu ödülü vermiş olduğunu anlayamam. Aynı yıl onunla birlikte aday olan çok yetenekli oyuncuların olduğunu biliyorum. Bazen isim bazı şeylerin önüne mi geçiyor diye sormadan edemiyorum. Tiyatroyu mesleği bu olmayan biri olarak çok seviyorum, tiyatrocuların da harcadıkları emekleri inandıklarını şeylere bakışını takdirle izliyor ve hayranlık duyuyorum. Sanırım ülkemizde bazı şeylerin çok kolay harcandığı gibi yetenekler de harcanıyor. O yıl aday olan diğer oyunculara baktığımızda içlerinde ünlü yoktu ama çok yetenekli aktörler vardı ve sırf ünlü olmadıkları için o ödülü alamadılar ve yine bir para kazandıran bir iş yapamadan tiyatrolarından günü geçirerek güzel oyunlarını sahnelemeye devam ettiler. Rıza Kocaoğlu, iyi bir aktör olabilir. Bu ekip Tatyana gibi şahane bir işi yapmış olabilir. Ama bu oyun bana kalırsa iyi bir yere gitmiyor ve gitmemiş.

Yine de ne yapıldığını görmek belki de söylediklerimi tersinleyecek güzel şeyler bulmak için bile gidip izlemenizde fayda var.

Yazan: Bernard-Marie Koltès
Çeviren: Ayberk Erkay
Yöneten, sahne tasarımı, video: biriken
Oynayan: Rıza Kocaoğlu
Yönetmen yardımcısı: Gözde Kocaoğlu
Işık tasarımı: Kemal Yiğitcan
Ses tasarımı, müzik: Ömer Sarıgedik
Dekor uygulama: Jesse Gagliardi
Afiş tasarımı: Emre Erdem
Arya: “Sposa son disprezzata” (Vivaldi) Soprano – Simge Büyükedes, Piyano – İklim Tamkan
Asistanlar: Günce Ateş, Berkay Şanveren, Mehmet Taşyürek, Oğulcan Kızıltuğ

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR