Kimileri kafasını dağıtmayı, dinlenmeyi, kimileri ise yeni yerler keşfetmeyi, farklı deneyimler yaşamayı tercih eder tatillerinde. Lüks bir otelde ya da tatil köyünde her şey dahil bir konaklama her zaman birinci tercihimdi. Ancak bu yıl alışkanlıklarımın dışına çıktım ve iyi ki de çıkmışım dedim. Tatilin yalnızca “dinlenmek” olmadığını anladım.

1. Gün: Göcek

Sabiha Gökçen’den Dalaman’a, oradan da Göcek’e geçtim. Kalacağım otel dışında hiçbir şeye bakmadım, nasıl bir yerdir ne yenir ne içilir araştırmadım, oluruna bıraktım. Geldiğimde ise adeta hayran kaldım. Şehirden, deyim yerindeyse medeniyetten uzak bu kasabada küçük bir Bebek, Nişantaşı, Kalamış ya da Fenerbahçe ile karşılaşmayı beklemiyordum. Teknelerle, yatlarla dolu bir sahil, herkese hitap eden birbirinden farklı mekanlar (biraz tuzlular tabi ama en azından karşılığını alıyor insan) ve gürültüden uzak, sakin ancak ıssız denmeyecek kadar da yoğun bir insan topluluğu. Günün her saati için ayrı ir alternatif var burada.

İlk günü otele yerleşerek ve Göcek’i keşfederek geçirdim. Çarşıya 15 dakika yürüme mesafesinde, Göcek’i çevreleyen ormanların içinde Forest Gate adlı küçük, 20+ odalı tatil köyü görünümlü bir otelde kaldım. Günlerimi odada geçirmeyeceğim için beklentim zaten yüksek değildi; temiz oda, sıcak su, ücretsiz kablosuz internet, iyi bir kahvaltı. Beklentilerimi her açıdan karşılamasının yanı sıra hem merkeze göre daha serindi (öyle ki klimaya gerek duymadan iki pencere açıp rahat rahat uyuyabiliyor insan) hem de “bizden” bir işletme. Otelinde konaklamaya gelen misafirinin ne beklediğini anlayan işletme sahibi Ender Bey (bana da çok yardımcı oldu) istediğinize, beklentinize göre farklı önerilerde bulunabiliyor, duyduklarına değil kendi deneyimlerine dayanarak tavsiyeler veriyor, aynı bir Magger gibi! Tabi Dalaman’da yaşayan, dolayısıyla çevre bölgelerde yapılabilecekler hakkında fikir sahibi olan kız arkadaşımın tavsiyelerini unutmamak gerekli, zaten bu yolculuğa çıkarken hem ona hem de tatilimde bana katılacak olmasına güvendim. Yoksa tüm bir haftayı tek başına, hem de bilmediğin yerlerde geçirmek pek bana göre değil.

 

2. Gün: Ölüdeniz

Sabah erken saatte önce Fethiye’ye oradan da Hisarönü üzerinden Ölüdeniz’e geçtik. Sahilin büyük kısmı ve deniz taş kaplı, öyle yere havlu serip denizin kenarında oturacak yer yok, ancak şezlongların arkasındaki alana yanınızda getirdiğiniz havlu/sandalye ve şemsiyeyle yayılabilirsiniz o kadar. Şemsiye şart, etrafta gölge namına başka hiçbir şey yok maalesef. Açıkçası Ölüdeniz hizmet bakımından oldukça yetersiz; kabin ve duş sayısı az, tuvaletler ise pek temiz değil. Etrafta oturacak kafe var, ancak özellikle de “turist kazıklama” felsefesindeki bu işletmelerden insan ne denli memnun kalır, bilemiyorum. Biraz (biraz değil baya) korkudan biraz önceliğimin deniz özlemi olmasından Ölüdeniz’in meşhur etkinliği paragliding’i denemedim. Ancak izlemesi bu denli keyifliyse yapması kim bilir nasıldır!

Yanımızda getirdiğimiz meyvelere ve sulara rağmen akşam üstüne doğru acıktık haliyle, ama yemek için Hisarönü’nü tercih ettik. Fiyatlar Ölüdeniz’den pek farklı değil, sonuçta geceleri turist akınına uğrayan bir yerden bahsediyoruz ancak en azından mekanlar daha düzgün, hizmet daha kaliteli. Gittiğiniz mekanda başlangıçlar arasında sarımsaklı mantar varsa sakın kaçırmayın! Sarımsak sevmeyen ben bile bayıla bayıla yedim.

Tatil boyunca tek şikayetim mesafeler oldu. Evet, her yere araç var ama imkanı olanlar ya kendi aracıyla gelsin ya da en azından araç kiralasın, güneşin altında beklemek, kalabalık minibüste alt alta üst üste gitmek insanı yoruyor, mesafeler de pek kısa değil.

 

3. Gün: Sarıgerme Plajı

Ortaca’ya bağlı Sarıgerme plajına gitmek için öncelikle Dalaman’a geçtik. Saat başı kalkan araçlar yaklaşık 15 dakikalık yolculukla bizi plajın girişine kadar bıraktı. Giriş kişi başı 3 TL, araçlar gelenler için ayrıca park alanı da bulunuyor.

Ölüdeniz’e kıyasla Sarıgerme’nin denizi çok daha dalgalı, hatta deniz sporlarının birçoğunu yapmak mümkün burada. Halk plajının yanında otel plajları da var ancak halk plajı oldukça geniş, otellerle karışma gibi bir durum oluyor. Dalgalı olmasından dolayı cankurtaranlar da bulunuyor plajda. Plaj tümüyle kum, hatta havlular uçmasın diye taş koymayı düşünürseniz sizi zorlu bir mücadele bekliyor; bulabilene aşk olsun! Deniz ılık, Ölüdeniz’e kıyasla daha sıcak ve metreler boyunca sığ bir kumluk alan. 10 metre boyunca ayağınız hala denizin dibinde yürüyebiliyorsunuz, tabi dalgalar izin verirse. Denizde yüzmeyi sevenlerin tercih edeceği bir deniz değil açıkçası Sarıgerme denizi, ama dalgaların üzerinden atlamak, suyun içinde eğlenmek, dalgalarla boğuşmak isteyenler için kaçırılmaması gereken yerlerden biri. Canlı bir bölge olmamasından dolayı turist sayısı bu bölgede çok daha az, dolayısıyla mekan sayısı da az burada. Sahilin hemen ardında piknik alanları var, bir de herkesin gözleme yediği büyük bir büfe. Hırsızlık olayların yaşandığı bir plaj olmasından dolayı büfenin yanında kasalar da bulunuyor ama biz yanımızda kilitle gittiğimiz için çantaları kilitledik, sorun da yaşamadık.

Dürüst olmak gerekirse Sarıgerme sonrası Ölüdeniz’in popülerliğini anlamakta güçlük yaşadım. Evet, çok daha fazla mekan, çok daha fazla alternatif var Ölüdeniz’de; Sarıgerme’ye kıyasla çok daha canlı bir yer ancak hem fiyatlar (turist sayısının az olmasından ötürü) daha makul burada hem de daha temiz, daha derli toplu bir plaj. Duşları birçok plajdan hatta birçok otelden/tatil köyünden daha güzel, kabin sayısı daha fazla, kasaların bulunması ise tek kelimeyle harika. Ayrıca, taşa betona boğulduğumuz İstanbul’dan sonra insan kum görmek, kumlarda yürümek istiyor.

 

4. Gün: Dalyan’da tekne turu ve çamur banyosu

Hani bazı tatil beldelerinde yerliden çok yabancı turist vardır ya, Dalyan da öyle. O kadar çok İngiliz turist var ki Türkçe menü bulmakta bile zorlanıyor insan. Tabi bunun artıları da, ama buna daha sonra değineceğim.

Gündüz vakti Dalyan’da yapılabilecekler oldukça sınırlı, ya çay bahçesinde çay içip oturacaksınız ya da tüm gün süren tekne turlarından birine katılacaksınız. Biz de bu amaçla gitmiştik Dalyan’a, tekne turuyla önce Caretta Carettaları görecek, sonrasında İztuzu plajına gidecek, tekne turuna dahil olan öğle yemeğinin ardından da  (genellikle açık büfe) sırasıyla çamur banyosuna ve Köyceğiz Gölü’ne geçecektik. Ancak saat 10’u geçtiği için tekne turunu kaçırdık, bunun yerine biraz çarşıyı dolaşıp sonrasında tekne turunun ikinci yarısına dahil olduk.

Caretta Carettaları daha önce birçok kez gördüğüm için kaçırmış olduğuma pek üzülmedim, İztuzu plajına da başka zaman giderim dedim., bu yüzden de çok sorun olmadı ilk yarısını kaçırmak. Tekne bizi saat 3 civarı Dalyan’dan aldı, çamur banyosuna götürdü. Çamur dediysem de çamur değil aslında, kil. Yüzünüze, kolunuza, bacağınıza sürüp kurumasını bekleyip duş alıyorsunuz; yumuşacık oluyor insanın teni, belirgin bir farklılık. Bunun yanı sıra termal havuz, doktor balıklar, spa & masaj gibi seçenekler de var. Giriş ücreti kişi başı 7 TL, spa ve masajı bilemiyorum ama doktor balıklar 7 dakikası 20 TL. Ama turla değil de özel araçla gitmek daha iyi sanırım, çünkü turlar bir saat kadar duruyor orada ve bu süre pek yeterli olmuyor.

Çamur banyosu sonrası tekne sazlıkların arasından geçen keyifli ve sakin bir yolculuğun ardından Köyceğiz gölüne varıyor. Burada kısa bir mola veriyor. Gölün tatlı, ılık ve dingin suyunda yüzmek isteyenler yüzüyor, geri kalanlar ise teknede manzaranın tadını çıkarıyor. Yarıda katıldığımız tura biz kişi başı 20 TL verdik, makul bir fiyata 3-4 saatimizi geçirdik.

Tekne turu sonrası bir cafede oturduk, akşama kalmadık. Ama hem öğrendiğim hem de gördüğüm kadarıyla güneşin batışıyla birlikte Dalyan da hareketleniyor. Fiyatlar bir tatil beldesi için oldukça uygun, hemen her tür mutfak mevcut. Alışveriş yapmak isteyenler mekanların da bulunduğu çarşıda birbirinin benzeri ürünlerin bulunduğu küçük dükkanlardan hediyelik eşya alabilir, onun dışında alacak bir şey yok pek. Mekanların en beğendiğim yanı ise hemen her barda bilardo masası olması, hem de ücretsiz. Akşamı dışarıda geçirmek isteyen ancak Fethiye/Hisarönü yolculuğu gözünde büyüyenler için Dalyan iyi bir tercih.

 

5. Gün: Göcek’te Tekne Turu

Tekne turuna Fethiye’den mi yoksa Göcek’ten mi çıksak diye düşündük, sonrasında otel sahibi Ender Bey’de soralım dedik. Öğrendik ki tekne turuna Göcek’ten çıkılırmış, öyle ki otelin birçok konuğu rezervasyon yapıyor, havaalanından doğruca tekne turuna gidiyor akşam da otele yatmaya geliyormuş yalnızca. Fethiye’ye kıyasla turlar biraz daha pahalıymış Göcek’te, ama nedeni daha kaliteli bir deneyim sunmasıymış. Yolcu sayısı daha az, yemekler daha lezzetli, tekneler daha temiz. Yani küçük bir fark karşılığında hizmette kayda değer bir fark oluyormuş; bu teknelerde bangır bangır müzik de yok.

Otel sahibi bize onlarca tur arasından beş tane alternatif sundu, hepsinin artı ve eksilerini tek tek saydı, biz de isteğimize göre bir tercih yaptık. Otelin bu turlardan bir çıkarı olmadığını da söyleyeyim, yani tavsiyelerine güvenebilirsiniz. Biz tura Pazartesi günü katıldığımız için tekne daha da sakindi, 20-25 kişi kadardı. Üç tuvaleti (tuvaletler gerçekten çok temiz), bir soyunma kabinin yanı sıra teknenin üst katında da herkesin rahatça güneşlenebileceği ya da tentenin altında etrafı izleyebileceği oldukça geniş bir alan vardı. Ali Kaptan ailesiyle birlikte işletiyor tekneyi, samimi ve sıcak ortam, müşteri olarak değil de evlerine gelen misafirle ilgilenir gibi cana yakınlar.

12 adalar turu olarak da geçen tur toplamda 5 koyda mola veriyor. Her biri birbirinden güzel, farklı güzellikleriyle ön plana çıkan bu koylarda yaklaşık 30-45 dk süren yüzme araları var, teknenin bir kısmı sığ diğer kısmı ise daha derin tarafa baktığından herkese dilediği gibi yüzebiliyor; isteyenler teknelerin üst katlarından atlayabiliyorlar (yine de atlamadan önce kaptana sorun derinliğini, ne olur ne olmaz). Maviliğin ortasında, eşsiz manzaranın ve huzur dolu sessizliğin içindeki bir buçuk saatlik molada ise yemek servisi oluyor. Balık, tavuk ve köfte tercihinin yanı sıra meze, salata ve makarna geliyor ardından da meyve ikramı yapılıyor. Taze balık yeme imkanı varken biz de kaçırmadık, kocaman birer çupra geldi önümüze, üzerinde de nar ekşili sarımsaklı güzel bir sos (isteğe bağlı). Saat 10:30 başlayan tekne yolculuğu 18:00 civarında sona erdi. Kişi başı 70tl gibi makul bir ücret karşılığında gayet keyifli bir tekne turu yapmış olduk, gayet de memnun kaldık. Ama hafta içi katılmış olmanın farkı gerçekten hissediliyordu, koylar çok daha sakindi, rahatça denize girebilmenin ve yüzmenin yanı sıra ayrıca gürültüden de uzak kaldık böylece Daha canlı, kalabalık, eğlenceli bir tur deneyimi yaşamak isteyenlere önerim Cumartesi günleri, ama hem güzel vakit geçirmek hem de biraz dinlenmek istiyorsanız hafta içi gidin derim ben.

 

6. Gün: Bir günü de otelde dinlenerek geçirelim dedik.

Tatilin sonunu otelin imkanlarından az da olsa faydalanarak geçirelim dedik. Önce dışarıda buluştuk, biraz Göcek’te dolaştık sonrasında ise otelin havuzuna gittik. Otel kurallarında dışarıdan misafir alınıp alınmadığına dair herhangi bir bilgi yoktu, varsa da gözden kaçırmışım ancak otelin sahibi Ender Bey’e sorduk, sorun olmaz dedi. Daha önce de dediğim üzere kimse Göcek’e otelde oturmaya gelmiyor, bu yüzden de otel de havuz başı da oldukça sakindi. Rahat şezlonglarda uzanıp güneşlendik, ağaç gölgelerinin düştüğü küçük ancak yeterli havuzda serinledik.

Önceki günler çok yorulduğum için Göcek’te pek fazla zaman geçirememiştim, genellikle ilk gördüğüm ve beğendiğim mekana girip oturuyor, bir şeyler içip kalkıyordum. Yine de birkaç mekana gittim, bunlardan kısaca bahsedecek olursam:

_Del Marin: Çalışanlarıyla diğer mekanların arasından sıyrılan Del Marin’in tek sorunu, menünün zengin olmayışı. Fiyatları ortalamanın biraz üzerinde, ama manzarası şahane, deniz kelimenin tam anlamıyla ayaklarınızın altında. Ama açıkça bakınca karnımı acıktıran bir yemek ya da “heh tam da bunu istiyordum” dediğim bir içecek göremedim. Fakat içtiğimiz şarap gerçekten güzeldi, şarabı için gidilebilir.

_Qavanoz: Çok tatlı bir adamın işlettiği bir yıllık bir cafe Qavanoz. Biraz sıkışık ancak benim gördüğüm kadarıyla genellikle sakin olduğu için sorun olmuyor. Limonatası güzel, hizmet ise şahane. İçimizden birilerinin, bizler gibi insanların işlettiği yerlerde memnun kalmamak gibi bir seçeneğiniz olmuyor zaten. Biz gittiğimizde somut bir menüsü henüz yoktu, fiyatları o yüzden pek anlamadık. Limonatasını pek sevdim.

_West Coffee: Dışarıdan bakıldığında bana Happy Moon’s’u hatırlattı West Coffee. Kokteyllerin ve yemeklerin olduğu bu mekana öğleden sonra gittiğimiz için yalnızca bir şeyler içmekle yetindik. Kız arkadaşım elmalı, zencefilli, havuçlu detoks karışımı aldı, ben de tattım oldukça güzeldi. Bense ev yapımı limonata istedim, şeker miktarını sorusuna “Çok şeker yok yalnızca tat, koku ve renk versin diye şurup var” alınca vazgeçtim, ne içtiğimi hatırlamıyorum ama pek de beğenmedim. Matah bir yer değil, fiyatları ise performansına göre oldukça yüksek.

_Sofra Restoran: Yapılacak en büyük hatayı yapıp esnaf lokantasına tatilin son günü gittim. Zeytinyağlıların, mantıların, kebapların bulunduğu menüde ben pide aldım, yanında da ev yapımı iki koca bardak (yaklaşık 400 ml) ayranı da içtim valla. Bir sonraki Göcek tatilimde karnım acıktığında çalacağım ilk kapı burası olacak, şüphesiz.

Fotoğrafların bir kısmı Foursquare’den alınmıştır

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?