Bir mekana girdiğinde mutfaktan gelen kokuları duyumsayıp ne pişiyor diye sorarak sipariş verenler, kulağına gelen müziği beğenip tüm çalma listesi için mekan sahibinin peşine düşenler, bir sıcak tebessüm için kahve içmeye yaka değiştirenler ya da sadece ona hissetmek istediği bir dönemini hatırlatıyor diye aynı yere gidip yalnızca duranlar mekan deneyimi derken ne kastettiğimi çok daha iyi anlayacaklardır.

Benim listem de kendi anılarımla harmanlanmış, fazlasıyla kişisel ve ara ara güncelleyeceğim bir liste. Ancak her birinin ayrı bir deneyim sunacağı, kimisine iki muhabbetin belini kırmak için kimisine de yoldan geçen insanları seyre dalmak için gidebileceğiniz bu duraklara gelin birlikte göz atalım.

Çiğdem Pastanesi, Sultanahmet

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Gaye Alan♡ (@gayealan_) on

Sultanahmet tramvay durağından inince 50 metre yürüyüp başınızı sağa çevirdiğinizde, 1961 yılından kalma bu sevimli pastaneyle karşılaşıyorsunuz. 1964 doğumlu annem İstanbul Üniversitesi’nde henüz öğrenciyken, kız arkadaşlarıyla toplanıp bu pastanede çay içtiklerini ballandıra ballandıra anlatırdı bize. Gel zaman git zaman, ben üniversite öğrencisiyken bir araştırma ödevinin peşinden yolum Sultanahmet’e düştüğünde ve bu pastaneyi gördüğümde adını bile hatırlamama rağmen annemin gençlik anılarına karışmış pastanenin burası olduğunu hemen anlamıştım.

Servis görevlileri 1961’den beri orada çalışıyor gibi görünüyorlar. Dönemin kuşağının ciddiyetleri var biraz üzerlerinde. Masaları dolduran kesimin çoğunlu yine İstanbul Üniversitesi öğrencileri, çokça turist, bir de eski İstanbullu imajı çizen 50 yaş üstü hanımefendiler, beyefendiler…

Instagram

Mandabatmaz, Beyoğlu

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Mandabatmaz Türk Kahvesi (@mandabatmazkahvesi) on

Çocukluğumda annem ablamla beni elimizden tutar Beyoğlu’na getirirdi her hafta sonu. YKM’de aldırabildiğim kitapları ona aldırır, satın alınamayacak kadar pahalı gördüğüm kitapları kendime bir köşe bulup tedirginlik içinde hızlıca bitirirdim. Ardından Emek Sineması’nda filme girmeden önce annem bizi Mandabatmaz’a doğru çekiştirirdi.

Küçükken nefret ettiğim ağza gelen telve tadını zaman geçtikçe sever oldum. Mandabatmaz, İstiklal Caddesi’nin bunaltıcı kalabalığından Olivia geçidine tek bir dönüşle kıvrıldığınız, gölgesinde dinlendiğiniz bir kaçış mekanı aynı zamanda. Kendi söylemleriyle; “İstiklal Caddesi otomobillerden kurtulur. Tramvayını kaybeder, geri kazanır. Sinemalar, pastaneler yıkılır ama Mandabatmaz hep yerindedir…”

Instagram

Velvet Cafe, Balat

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Velvet Cafe, Galata, Istanbul (@velvetcafegalata) on

Galata’nın sokaklarında ‘flaneur’ luk yapar iken, karşımıza çıkmıştı ilk şubesi Velvet’in. Mekanın sahibi Yüksel, kocaman bir gülümseyişle karşıladı bizi. Hayatımda yediğim en güzel un helvasını yedim orada, dünyanın dört bir yanından ve döneminden süzüle süzüle biriktirilmiş antika fincanlarında kahvemizi içtik. Velvet Cafe de çiçeği burnundaydı o zaman, biz de. Velvet Cafe artık çiçek açmış, kanatlanmış, (çok güzel bir ortaklıkla) Balat’a da konmuş durumda.

Instagram

Mavra Cafe, Galata

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Ecem Furgac (@ecemderici) on

Bu kafe güzelliğini biraz da Serdar-ı Ekrem Caddesi’nin güzelliğine borçlu. İstiklal Caddesi’nden tünele doğru inerken sola kıvrıldığınızda önce arnavut kaldırımlarıyla cezbeder sizi bu sokak. Sonrasında gözünüze ilişen güzelleri güzeli Doğan Apartmanı‘nın kapısını açık yakalayabilirseniz, büyüleyici bir bahçeyle karşılaşırsınız. Vintage kıyafet dükkanları, Lomography’nin çeşitli analog makineleriyle süslü vitrini derken keyfiniz bir hayli yerine gelir. Yeşil tentesi ve kapı önü hoşsohbet yükselen masalarıyla Mavra tam bu görsel güzelliğin tam ortasında kalıyor. Servis çalışanları kahve istediğinizde “Yeni kek yaptım az önce, onu da koyayım yanına” derse şaşırmayın.

Ara Cafe, Beyoğlu

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Freud (@__ffreudd__) on

Bu mekan benim için artık biraz hüzünlü… Üniversite döneminde film ekiminden çıkar, sahaflardan kitap toplar, bu cafede Ara Güler’in iki yan masasına oturup, sanat camiasından arkadaşlarımla takılıyor gibi hissederdim. Bir dönem çok fazla gittiğim için beni bir yerlerden çıkarır, nerden tanıdığına anlam veremez, huysuz huysuz suratıma bakardı. Hiç konuşmadım kendisiyle ama her zaman oturduğu masada sanat dünyasının duayenleriyle nice konuşmasına kulak misafiri oldum. Şimdilerde biraz öksüz kaldı tabi, ancak oranın her kahvesini içtiğimde bir selam göndermiş hissederim kendimi, biraz da eski İstanbullu gibi…

İlginizi çekebilir: İstanbul Flaneur’den Beyoğlu Kahve Mekanları

Karabatak, Karaköy

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Karabatak (@karabatak_karakoy) on

Ben lisedeyken Karabatak‘a öğleden önce gelen öğrenciler, çay kahve içmek için diledikleri parayı verebiliyorlardı hesaba. Yellow box diye yazmışları bazı içeceklerin karşısına. Bu Karabatak dilinde “gönlünden ne koparsa” anlamına geliyordu. Şimdilerde fiyatlar tavan yapmış. Daha siparişi verdiğinde tepene dikiliyorlar önce hesap diye. Ama Karaköy’ün en güzel sokağının köşe parselinde konumlanmış mekan, aynı mekan işte. Karaköy’ün gelip geçen renkli kalabalığını, Julius Meinl kahveleri eşliğinde seyretmek için hala çok güzel.

İnstagram

Nail Kitabevi, Kuzguncuk

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Nail Kitabevi (@nail_kitabevi) on

Kuzguncuk nedense el ele diz dize aşıkların uğrak olduğu bir yerleşke olarak anılmakla birlikte, aslında tam bir yalnız giderek kendinizi dinleyeceğiniz bir mekanı barındırıyor içinde. Kitapların arasına yerleştirilmişti okuma alanları, kendileri de okumaya dalmış servis elemanları ile şehir kalabalığından kaçıp saklanacak bir alan vadediyor burası bizlere. Hafta sonlarında yolunuzu bu tatlı kitapçıya düşürürseniz, favori yazarınızın söyleşine denk gelebilir, kendinizi kitap imzalatma kuyruğunda bulabilirsiniz.

Instagram

Bonus: Luz Cafe, Heybeliada

Sırf bu kafenin gölgesinde dinlenmek bile Heybeliada’ya gitmek için harika bir sebep. Heybeliada Sahaf / Zaman Satan Dükkanı’nın karşısına konumlanmış bu kafe; içerisinden yayılan portakallı kek kokusu ve Rum müzikleri ile zaten önünden transit geçmenizi engelliyor. Birçok nostaljik objeye denk gelip, çocukluğunuza ‘flashback’ler’ yaşayacağınıza inanıyorum. Damla sakızlı kahvesinin tadına mutlaka bakın.

İlginizi çekebilir: Deniz Yılmaz Akman’dan Kahve Keyfine Yakışır Mekanlar

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN