“Tezer Özlü’nün ilk kitabı Eski Bahçe, yazarın 1963 yılından sonra dergilerde yayımlanan öykülerinden oluşturularak 1978 yılında yayımlanmış. 1986 yılında yazarın ölümünün ardından ise bu ilk kitap daha sonra yazdığı öykülerle birlikte Eski Bahçe – Eski Sevgi (1987) adıyla yeniden basılarak günümüze dek on dört baskısı yapılmıştır.”

Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan kitapta yirmi üç öykü yer alıyor.  Öykülerden altı tanesi Almanca olarak yazılmış, yazarın ölümünden sonra kardeşi Sezer Duru tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.

Kitabın arka kapağında yazar, “edebiyatımızın lirik prensesi” olarak tanımlanmış. Yazarın yaşam, ölüm ve cinsellik ekseninde yaşamın anlamını arayan ve yazdığı her türlü metinde bu arayışını hissettiren farklı  dili, metinlerin varlığından bağımsız olarak okuyucuyu sarmalıyor. Yazarın bilincinin ve bilinçaltının zaman zaman birbirine karıştığı ve an’ların hiç de sıradan olmayan bir anlatısının ortaya çıktığı anlatılar bunlar. Kitabın adında geçen “eski” kelimesi ile kastedilen yazarın çocukluğu veya yazarın çocukluğundan bilinçaltında kalanlar belki de…

Tezer Özlü’nün Leylâ Erbil ve Ferit Edgü ile kurduğu dostluklar Leylâ Erbil’e Mektuplar (1995) ve Her Şeyin Sonundayım (2010) isimli eserler vasıtası ile edebiyatımıza yansımıştır. Ayrıca Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984), Çocukluğun Soğuk Geceleri (1994) isimli iki romanı ve ölümünün ardından yazdıklarının toplandığı Kalanlar (1990) isimli bir kitabı da bulunmaktadır.

Yazar, kısa yaşamı boyunca edebiyatı hayatının baş köşesine koymuş sanki. Taşan duygularını  anlatabilmek için bir yol olarak olarak… Ferit Edgü “Tezer Özlü için” isimli şiirinde şöyle diyor: “Yazmak için yaşayanlardan değildi / Yaşamak, yaşayabilmek için yazanlardandı.” 

Üslubundaki kendine has melankoli hakkında söylenebilecek şeyler onun yazılarının değerine karşılık gelmeyecek diye çekiniyor insan. Ancak edebiyatımızın büyülü isimlerinden birisi olduğunu vurgulamak gerek. Tanımlanması zor ve insanı kolayca yakalayan samimi bir hüznü var. Onu bu kendine özgü prenseslik mertebesine yükselten şey, kendisinin erken ölümü mü, yaşamında olanlar mı yoksa salt edebiyatı mı buna okur karar vermeli ancak bana göre hepsinin bir tutam etkisi var.

Tezer Özlü Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bir yazısında şöyle diyor: “… kanımca yazı yazmak coşku, hafifçe melankoli, taşkınlık gibi psikolojik bir semptomdur. İnsan yazarlık hastalığını -az yazsa da- sürekli olarak içinde taşır. Ben, bu hastalığa dayanamayacak hâle gelince, neredeyse psikoza girecek duruma geldiğimde yazabilen bir hastayım.” diyor ve sonra da yazısını şöyle sonlandırıyor: “Neden yazılır? Dünya acılı olduğu için yazılır. Duygular taştığı için yazılır. İnsanın kendi zavallılığından sıyrılması çok güç bir işlemdir. Ama insan bu, bir kez bu zavallılıktan sıyrılmaya görsün, o zaman yaşamı kendi egemenliği altına alabilir. İşte böylesi bir egemenliği bir iki kişiye daha anlatmak için yazılır ya da kendi kendine kanıtlamak için. Çünkü insanın kişisel özgürlüğü, kendi dünyasına egemen olmasıyla başlar. Dünyasına egemen olan insan, acıları coşkuya, bunalımı yaratmaya, sevgisizliği sürekli aşka dönüştürebilir. Ben dünyama egemen olabilmeyi edebiyatla öğrendim.” Sonuç olarak, yazarın kendi dünyasına egemen olmayı kendi kendine öğrettiğini ifade ettiği edebiyat, bu kitabında öykü olarak nitelendiren yazılarının çoğunluğunu bir bilinç akışı anlatısına yakın metinler hâline getirmiş görünüyor.

ESKİ BAHÇE – ESKİ SEVGİ

Tezer Özlü

Yapı Kredi Yayınları

2012, 119 sayfa, 8 TL.

Tezer ve Leylâ Erbil’in fotoğrafı: mavimelek.com/
Ferit Edgü’nün fotoğrafı: tramvayduragi.com/kackinlar
Tezer Özlü:
– ilk fotoğrafı: kalanlar.tumblr.com
– ikinci fotoğrafı: pinarandac.blogspot.com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?