Kundera 1984’te en bilinen romanı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği yayınlanana kadar batı edebiyat çevreleri ve okurları nezdinde karanlıkta kalmış bir yazardır.  Roman Amerikalı romancı Philip Roth’un ‘Diğer Avrupa’dan Yazarlar’ serisi kapsamında yayınlandıktan sonra Kundera bir anda uluslararası bir yıldız yazar statüsüne ulaşır. 1988’de Kaufmann’ın romandan uyarlayarak yönettiği ve Daniel-Day Lewis-Juliette Binoche-Lena Olin üçlüsünün başrollerinde yer aldığı film de Kundera’nın uluslararası tanınırlığını güçlendirir.

“Yaşadığı yeri terk etme arzusundaki insan mutsuz bir insandır.”

Milan Kundera
Milan Kundera | Fotoğraf: Cumhuriyet

Yıllar boyunca yaşadığım yeri terk eyleyip yeni bir coğrafyada yeni bir hayat kurma hayaliyle yaşarken sık sık Kundera’nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nden bu cümlesini anımsardım. Bu ve benzer pek çok etkili sözün sahibi; yaşamımı, düşünce hayatımı, sanata ve özellikle de edebiyata bakışımı derinden etkileyen bir büyük yazar ve entelektüel ve savaş sonrası modern Avrupa Edebiyatı’nın en büyük romancılarından Milan Kundera 94 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Kundera ile tanışmam 30 yıl önce, 15 yaşında, pek çok edebiyat sever gibi, Nesnesitelná lehkost bytí (Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği) romanıyla olmuştu. Romanın o ana kadar okuduğum, Dünya Edebiyatı’nın kanonunu oluşturan dev başyapıtlar da dahil, tüm romanlardan farklı bir boyutu olduğunu hissetmiştim ama romanın yazıldığı bağlamı anlamam; insan özgürlüğü, kaderin kırılganlığı, iktidara karşı bireyin umutsuz ama kahramanca mücadelesi ile aşk/cinsellik /şehvet arasındaki ilişki üzerine romanın getirdiği bakış açısını bütünüyle kavramam ancak  daha ileriki yaşlarda, romanı ikinci kere okuduktan ve Philip Kaufmann’ın romandan uyarlanan 1988 tarihli filmini birkaç kez seyrettikten sonra gerçekleşti. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği ardından da Şaka, Ayrılık Valsi, Gülüşün ve Unutuşun Kitabı, Gülünesi Aşklar , Yaşam Başka Yerde ve Ölümsüzlük romanları geldi. Bir romancı olarak pratikten hareketle ‘romancı  bakış açısıyla’ yazdığı ve Kundera’nın denemeci-edebiyat teorisyeni kimliğiyle ön plana çıkaran Roman Sanatı da başucu kitaplarımdan birine dönüştü.

Milan Kundera Kitapları
Milan Kundera Kitapları | Fotoğraf: sacredtrespasses.com

Kundera, benzer pek çok Doğu Avrupalı yazar, sanatçı ve entelektüel gibi Soğuk Savaş Dönemi’nin mağduru olmuş; yaşamının büyük bölümünü doğduğu ülkesinden, Çekoslovakya’dan uzak, Fransa’da sürgünde geçirmişti. Fransız vatandaşı olması, batı dünyası tarafından büyük bir ilgi ve saygı görmesi ülkesi ile ilişkisini kesmemiştir. Aksine Kundera ironik bir varoluşçuluk ile oyunlarla örülü felsefi bir bağlam içinde kendine özgü bir yazın oluştururken ve röportajları, denemeleriyle evrensel bir entelektüel olarak tüm insanlığı ve dünyayı kapsayan mesajlar verirken bile duyarlılığının referansı/kaynağı hep ülkesi olmuştur. Bireyin iktidar, bireysel özgürlüğün totaliter rejimler karşısındaki trajik konumunu ve mücadelesini anlattığı yapıtları da bir açıdan bu ‘Çek’ kimliğinin bir sonucudur.

1929’da Brno’da doğan Kundera’nın babası tanınmış bir piyanist ve müzikologdur. Yazar olmadan önce Prag Film Akademisi’nde edebiyat dersleri verir. Gençliğinde sıkı ve hevesli bir sosyalist ve Komünist Parti üyesi olan Kundera 1968 Prag Baharı’nın Sovyet tanklarıyla şiddetle bastırılmasının ardından Parti’den atılır. 1967 tarihli ilk romanı Žert (Şaka) sağlam ve ironik bir rejim eleştirisidir. Nitekim bu roman dolayısıyla kara listeye alınır ve işini kaybeder. Roman yasaklanır. Yaşamını küçük bir kasabada bir kabarede caz müzisyeni olarak sürdürür. Prag’dan uzak kalmak, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nin Tomas’ı gibi, bireysel özgürlüğünü bulmasını sağlar belki ama bir yazar olarak yayınlanma şansı tamamen yok olur. Ülkesine dair umudunu kaybeden Kundera, 1975’de ülkesini terk eder ve Fransa’ya yerleşir. 1979’da Çekoslovak vatandaşlığından atılır; 1981’de de Fransız vatandaşı olur.

Milan Kundera | Fotoğraf: Le Monde

Kundera 1984’te en bilinen romanı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği yayınlanana kadar batı edebiyat çevreleri ve okurları nezdinde karanlıkta kalmış bir yazardır.  Roman Amerikalı romancı Philip Roth’un ‘Diğer Avrupa’dan Yazarlar’ serisi kapsamında yayınlandıktan sonra Kundera bir anda uluslararası bir yıldız yazar statüsüne ulaşır. 1988’de Kaufmann’ın romandan uyarlayarak yönettiği ve Daniel-Day Lewis-Juliette Binoche-Lena Olin üçlüsünün başrollerinde yer aldığı film de Kundera’nın uluslararası tanınırlılığını güçlendirir. Gerçi filmin çekiminde danışman olarak yer alsa da filmin romanı yeteri kadar kapsayamadığını; özellikle de Kaufmann’ın romanın çok katmanlı derinliğini basitleştirdiğini düşünür ve o filmden sonra bir daha yapıtlarının herhangi bir şekilde uyarlanmasına izin vermez. Lisedeyken bir arkadaşımın filmi erotik film diye seyretmiş olması Kundera’nın düşüncesini haksız çıkarmıyor değil. Öte yandan filmi birkaç kez seyretmiş biri olarak Kaufmann’a haksızlık yapılmaması gerektiğini düşünüyorum ve eleştirmen Cattrysse Patrick’in görüşüne katılıyorum: “Film başka bir bakış açısıyla değerlendirilmeli, kitabın da tek ilham kaynağı olduğu düşüncesiyle.”

Kundera’yı büyük bir edebi yıldız yapan ve popülerliğinin edebi dehasını ve etkisini olumsuz olarak etkilediğine inandığım Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nin adının da bu popülerliğe katkıda bulunduğunu ve bu adın da gerçekte anlaşılmadığını düşünüyorum. Kundera 1983’de The Paris Review’deki şu sözleriyle romanın adının nereden geldiğini de atlatıyor: “Hayatım boyunca en büyük tutkum, sorunun azami ciddiyeti ile biçimin azami hafifliğini birleştirmek olmuştur. Bu ikisinin birleşimi, dramlarımız ve onların önemsizliği hakkındaki gerçeği hemen ortaya çıkarır. Biz varoluşun dayanılmaz hafifliğini deneyimliyoruz.

Milan Kundera | Fotoğraf: The Guardian

Okuyanlar hatırlayacaktır, Şaka’da da trajik hikaye basit bir şaka ile başlar. Bir önemsiz şaka bir dizi aşırı ciddi ve önemli olayın başlamasına yol açar. “İnsanın iktidara/güce karşı mücadelesi hafızanın unutmaya karşı mücadelesidir” der Kundera Gülüşün ve Unutuşun Kitabı’nda. Salman Rüşdü okuduğudan beri unutmadığı bu cümlenin dünyadaki olaylara ilişkin anlayışını aydınlattığını söyler. Son dönemde ilgi duymaya başladığım nostalji ve hatırlama kavramları dolayısıyla tekrar Kundera okumaya, Youtube’da verdiği eski röportajlarını ve hakkında yapılmış programları seyretmeye başlamıştım. İlginç bir şekilde Kundera yeniden yaşamıma yoğun olarak dahil bir dönemde vefat etti. Özellikle Fransızca yazdığı ilk kurmaca kitap olan; bir roman olarak tanımlanmasına rağmen Kundera’nın modernite, teknoloji, şehvet ve özellikle de hafıza üzerine felsefi görüşlerini içeren yapıtı Yavaşlık Kundera’nın ölümünün ardından Le Monde’da çıkan yazıda da ifade edildiği gibi “onun teorik olmayan ama gerçek bir cazibeye sahip düşünceyi aktarmak için bir araç olarak gördüğü” romanlarının en felsefi olanıdır.

“Anımsamak isteyen yavaşlar, unutmak isteyen hızlanır” der Kundera Yavaşlık romanında. Günümüzün hızlı yaşamı unutmak isteyenlerin çokluğundan mı kaynaklanıyor? Geçmişimizde anımsamayı gerçekten ve içten isteyeceğimiz, dolayısıyla da yavaşlamamızı gerektiren anlar/anılarımız var mı? Yoksa unutmak acılarımızın bir bölümü için en iyi şifa mı?

Bir süre önce bir yazımda kendimi “geçmişin pişmanlıklarından ve geleceğin endişelerinden şimdiki zamanı yaşamayı kaçıran” biri olarak tanımlamıştım.  Pek çok kez olduğu gibi Kundera Yavaşlık yapıtında söylediği şu sözlerle insanlığın bir üyesi olan ‘beni’-kendimi anlamamı sağlıyor: “Korkusunun kaynağı gelecektedir ve gelecekten kurtulmuş insan için korkulacak bir şey yoktur.“

Kapak Fotoğrafı: The Guardian

İlginizi çekebilir: Mihriban Çerçi’den Annie Ernaux