Sedef Gali, İstanbul doğumlu; New York’ta Pratt’te Interior Design okuyor. Çalışmaları daha önce Çemberlitaş Basın Müzesi’nde karma sergide yer aldı. Geçen sene de Lucca’da Pop!’u hazırladı; böylece ilk kişisel sergisini gerçekleştirmiş oldu. Çok yakında sergilenmek üzere yeni bir seriyi tamamladı. Onun dışında müzikle uğraşıyor, piyano çalıyor, şarkı söylüyor. Türkiye’de de en son Geveze’nin programına jingle hazırladı. Birbirinden farklı yeteneklere sahip, sanatçı ruhlu Sedef ile New York, sanat ve İstanbul üzerine konuştuk…

Şu an New York’tasın. Peki sonrası… New York ile ilgili planların neler? Neden New York?

Üniversiteden mezun olunca bir süre kalmayı planlıyorum. İstanbul’a aşık da olsam Türkiye’nin politik durumu yüzünden ara sıra uzak kalıp başka ülkelerde de iş yapabilmek istiyorum. New York kalabalığıyla, tozuyla hayatı içinde barındıran bir şehir. Her gün yeniden doğuyor gibi. Hep farklı insanlar, dünyanın dört bir yanından milletlere mensup insanlarla tanışıyorsunuz. Yorucu da olsa çok keyifli ve her dakikanızı iyi değerlendirebilmek için önünüze bir sürü opsiyon seriyor. Sergiler, farklı organizasyonlar, konserler… New York kendini her gün geliştiriyor.

New York’ta daha çok hangi semtlere gidersin? Hangi mekanlarda bulabiliriz seni?

New York’ta Brooklyn’de oturuyorum. Bisikletimle Brooklyn civarında dolaşırım. Genelde Williamsburg Radegast Hall & Biergarten. Brooklyn Bridge Park‘ta güneşli bir günde çimlerde güneşlenmek de keyifli. Soho bana hem yakın hem de aradığım her şey içinde. Genelde alışveriş için Soho’yu tercih ederim ve sonrasında oradaki restoranlarda oturmayı seviyorum. Deniz ürünü çok sevdiğim için akşamüstü içkisi ve ardından yemek için Balthazar‘ı çok severim.

Gece için daha çok konser veya farklı yerlerdeki partileri tercih ediyorum. Evimin yakınında Dino adli bir İtalyan restoranı var. Arkada küçük de bir bahçesi. Siyah linguini’sini tavsiye ederim!

Meatpacking de gece hayatı için harika bir semt. Standard Hotel barında, rooftopunda, Le Bain’de günün her saati zaman geçirilebilecek bir yer.

New York sence gerçekten “City that never sleeps” mi?

Gerçekten öyle! Her an her şeye hazır, ve sizin de öyle olmanız lazım!

En son, hangi… 

Kitabı okudun? Fifty Shades of Grey – E.L. James ;)

Albümü aldın? Broken Bells – Broken Bells.

Festivale katıldın? Galiba en son İstanbul’da Mono Festival’e gittim. ama konser dersek iki hafta önce Florence and the Machine – Jones Beach Long Island’daydı.

Filmi izledin?  Dün bir daha genç Dustin Hoffman ile The Graduate’i izledim.

Sergiyi gezdin? Biraz anlatır mısın?

Yeni eve taşınırken birkaç çalışma stüdyosu, sanatçı loftları da gezdim. Bunlardan birinde bir illüstratörün çalışmaları vardı. Stüdyosunu sergi alanı gibi kullanıyordu. Materyal ve renk kullanımı hem basit hem de çok ilgi çekiciydi. Neon mürekkeplerle kara kalem ince detaylı çizimlerini bir araya getirmiş, mesela bir kuş illüstrasyonunun alt kısmını pembe neon mürekkeple tamamen farklı bir objeye çevirmişti. Oldukça keyifliydi.

İstanbul’da sanatı nasıl görüyorsun?

İstanbul’da sanat gelişiyor ancak bu sadece küçük toplulukların zevki veya sadece geçici bir trend olmamalı. Bence hükümetin sanata karşı biraz engeli belki de dar görüşlülüğü var. İnsanlar bu yüzden sanat için risk almıyorlar belki de üretmekten korkuyorlar. Bence Türkiye’de sanatın sınırları biraz daha genişleyebilir. Ama böyle bir kültüre, tarihe sahip bir ülkede insanlar daha çok sergi daha çok konser daha çok kültürel etkinliğe katılmalı, sadece özel okullarda değil devlet okullarında da öğrencilerin ilgi alanları genişletilmeli.

Farklı bir tarzın var… Hayata bakış açın da farklı mı? Peki sanata bakış açın?

Başkalarının gözünden hayata bakabilseydim belki bilirdim ama :) En azından tek düze bir yaşantıdan çok elimden geldiğince farklı yerler, farklı insanlar görmeye, deneyimlemeye çalışıyorum. Farklı bakış açılarını öğreniyorum. Sanat insanların kendilerini ifade etme şekli. Ben herkesin renkleri farklı gördüğünü, o yüzden bir resmin herkese farklı şeyler çağrıştırdığını, herkesin farklı algıladığını düşünürüm. Bu yüzden de sanatın paylaşılması gerektiğine inanıyorum.

Hiç dövmen var mı?

Evet, bileğimde ev dövmem var.

Aşağıdaki kelimeleri cümleye tamamlar mısın?

Modern Art… Bir özgürlük, ama Türkiye’de saatçi için bu bir lüks sanırım.

Müzik… Her şeyde…

Amerika… Topluma ne isterse onu istetiyor toplum talep edince ona satıyor. Sistem kolay ama bazen hatalı isliyor.

Moda… Her zaman önemli çünkü sadece giyinmek değil; o dönemin kültürünün oluşturduğu bir şey.

Madonna… İlluminati tanrıçası! Türkiye’de kaçırdım; New York’taydım, ama Kasım’da burada. Gideceğim!

Genç yaşında sergilerin oldu? Kısaca bahsedebilir misin?    

Resim yapmak sadece kendi alanında olmaktan çıkıp bir sürü eleştirel gözün önüne geliyor. Hem heyecanlı hem meraklı oluyor insan. Ayrıca gurur veriyor. Bu kadar erken yaşlarda insanlarla resimlerimi paylaşabilmiş olmam beni çok mutlu ediyor. Böylece iletişim kurduğumu düşünüyorum. Lucca sergisi çok keyifliydi. Pop! tamamen pop artı ve popüler yüzleri bir araya getiren bir sergiydi ve daha önce bu kadar farklı materyali, farklı çeşit boyayı, pigmenti bir araya getirmemiştim ve sonuç umarım görenleri beni ettiği gibi memnun etmiştir. 2013 yılbaşı için yeni bir seri hazırladım. Onun açılışı için geri sayım başladı!

Andy Warhol ismi ve felsefesi senin için ne anlama geliyor?

Andy Warhol Pop Art’ın yaratıcısı kabul ediliyor. Benim yaptığım portrelerin tarzı da bunu yansıtıyor. Zaman ve stille farklı bir sekil de alsa, sonuçta sanata bu özgürlüğü veren oydu. Andy Warhol bence sanatı daha grafik bir şekle soktu. Warhol 60’ları kendi sanatının etrafında çevirmiş sonraki dönemlerde grafik tasarımı, baskı resimleri ve reklamı en basta etkileyen kişi olmuş. Şu anda bir dergide, billboardlarda, televizyonda herhangi bir şeyin reklamını görüp onu istiyorsak bence bu, Andy Warhol’un görsel zekasının ürünüdür.

Son yıllarda keşfettiğin ve çalışmalarını çok beğendiğin, takip ettiğin sanatçılar var mı?  

Zaha Hadid‘in dizaynlarını çok beğeniyorum. Çizgilerinin yumuşaklığı mimari çalışmalarına yansıyor. Ayrıca Yayoyi Kusama, Fireflies on the Water çalışmalarında kendimi mücevher kutusunda buldum. Çok başarılıydı.

Teşekkürler!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?