“Türkiye’den başka nerede yaşayabiliriz?” diye araştırıp, farklı bir ülkede yeni bir hayat kurabilmek için heyecanlanırken bir yandan geleneklerimiz, ailemiz, geçmişimiz bizi burada tutuyor. theMagger’ın yeni röportaj dizisi “Yurt Dışında Yaşamak” ise buna cesaret etmiş ve bunu başarmış olanların hikayelerini anlatıyor. Bu haftaki konuğumuz, Paris’te yaşayan Minuse…

_Sevgili Munise, öncelikle seni daha yakından tanıyabilir miyiz?

Merhabalar! İsmim Munise Tuna Avşar, 29 yaşındayım, İstanbul’da doğdum ve büyüdüm. Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği bölümünden mezun oldum. Yaklaşık 6 yıl özel sektörde Kalite Güvence Uzmanı ve İç Denetimci olarak çalıştım. Şu anda çalışma hayatına bir mola vermiş durumdayım ve Paris’te Alliance Française okulunda Fransızca öğreniyorum.

_Ne zaman Paris’e taşındın? Nasıl gelişti süreç, kısaca bahsedebilir misin?

Bu senenin başında, 3 Ocak’ta Paris’e, eşimin işleri sebebi ile yerleştik. Eşim Çağdaş uzun yıllardır bir Fransız firmasında çalışıyor ve firmanın Paris’teki merkez ofisinde farklı bir pozisyonda görevine devam ediyor. Buraya taşınma planlarımız 2017’nin başlarından itibaren şekillenmeye başlamıştı. Bu süreçte biraz ailelerimizi, arkadaşlarımızı duruma alıştırdık. Geçen senenin Kasım ayında bir ön ziyaret gerçekleştirdik. Bu ziyarette bir emlak danışmanı ile birlikte Paris’in farklı bölgelerini gezdik ve birkaç örnek ev gördük, buradaki yaşam standartlarını anlamaya çalıştık. İstanbul’daki son aylarımız oldukça yoğun geçti. Aslında işin içine girince o kadar fazla detay var ki; mesela, ikimizin de işten ayrılma süreci, iş devri, ev eşyalarının toparlanması, bir yandan aile ve arkadaşlarımızla da bol bol vakit geçirmek istiyorduk tabii ki. Sürekli yeni bir yapılacaklar listesi geliyordu önümüze, sonrasında kendimizi bir anda uçakta Paris’e gelirken bulduk :) Geldiğimizin ilk iki ayında şirket tarafından tahsis edilen geçici evimize yerleştik ve asıl yerleşeceğimiz mahalle ve evimizi aramaya başladık. Paris’te ev bulmak oldukça çetrefilli bir iş. Bunun nedeni; çok fazla talebe karşılık mevcut ev sayısının sabit olması. Bu süreci Mart ayında tamamladık ve İstanbul’dan gelen eşyalarımız ile birlikte evimize yerleştik.

_Memnun musun Paris’te yaşamaktan? Neler yapıyorsun orada?

Paris’te 7. ayımızı bitirdik; bu süre uzun gibi gözükse de aslında henüz yeni sayılırız. Nisan ayında bazı tıbbi sebeplerden ötürü İstanbul’a dönmek durumunda kaldım ve Mayıs ayında geri dönünce Fransızca okuluma başladım. Şu anda öğrencilik günlerime geri döndüm diyebilirim; her gün okula gidiyorum. Sonrasında ise arkadaşlarımızla vakit geçiriyoruz, bazen de yüzmeye gidiyorum. Daha az turistik ve küçük müzelerde, bahçelerinde vakit geçirmeyi çok seviyorum. Bir kaç defa da araba kiralayıp Fransa’da bulunan Normandie, Bretagne bölgelerini ziyaret ettik. Şimdilik Paris’te olmaktan memnunum. Buraya daha önce de turist olarak birkaç defa geldim ve şunu söyleyebilirim ki Paris’e turist olarak gelmekle buranın yerlisi olarak yaşamak arasında oldukça fark var. Son zamanlarda yurt dışına yerleşmiş olma düşüncesi oldukça yaygın; bu nedenle özellikle büyük Avrupa şehirleri çok albenili gözükse de her şehirde olduğu gibi buranın da artıları ve eksileri var tabii ki. Güzel deneyimleri olduğu kadar can sıkıcı durumları da olağan karşılamak ve beklentileri çok yukarıda tutmamak lazım diye düşünüyorum. Sanırım bu bilinçle geldiğimiz için rahatlıkla mutlu olduğumuzu söyleyebilirim.

_Yurt dışında yaşamak… İlk zamanlar biraz zor oluyor diyorlar. Taşındığın ilk zamanları anlatabilir misin? Yepyeni bir yere taşınmak, yeni insanlar tanımak çok hızlı olmuyordur…

Soğuk ve karlı bir kış günüydü… Şaka bir yana Paris normalde pek karlı olmazmış ancak biz geldikten sonra birkaç gün durmaksızın kar yağdı ve ilk bir-iki hafta çok bir şey yapamadık. Bence iyi de oldu çünkü son aylarımız çok yorucu geçmişti, biraz dinlenmiş olduk. Ben okul hayatım boyunca İngilizce ve Almanca öğrendim, Fransızca’ya dair hiçbir bilgim yoktu. Bu nedenle marketten eve alışveriş yapmak, fatura ödemek, tesisatçı bulmak gibi basit işler bile yeni bir deneyim haline geldi bizim için. Kişisel olarak çok zorlandığımı söyleyemem; fakat tabii ki alışmak ve öğrenmek zaman alıyor. Biraz sabırlı olup kendine zaman tanımak önemli diye düşünüyorum. Eşimin İstanbul’da beraber çalıştığı birkaç arkadaşı da buraya taşındığı için çok yalnız kaldığımızı söyleyemem, ama kendim arkadaş edinmeye Mayıs ayında okul ile birlikte anca başlayabildim. Şunu da eklemem gerekir ki İngilizce bilmeyen / konuşamayan çok insanla karşılaştım ama genel olarak nazik ve yardımsever insanlar çıktı karşımıza. Ünlü Fransız snobluğu bizi çok çarpmadı yani :)

_İstanbul’u özlüyor musun? Özlüyorsan hangi yönlerini özlüyorsun veya hangi yönlerini hiç özlemiyorsun?

İkimizin de bütün ailesi ve arkadaşları İstanbul’da, ve orada doğup büyüdük. Tabii ki de İstanbul’a dair özlediğim çok şey oluyor. Özel günlerinde ailemle, arkadaşlarımla olamamak biraz can sıkıyor mesela. Bir de Kadıköy / Moda’yı çok özlüyorum sanırım. Havalimanındaki işimi özlediğim zamanlar, hatta işe ara verdiğim için strese girdiğim zamanlar bile oluyor. Ama rahatlıkla söyleyebilirim ki bu özlem buradaki yaşamımızı gölgelemiyor. Hiç özlemediğim şeyler listesinin başında galiba İstanbul trafiği geliyor. İki şehri karşılaştırdığımda burada herkesin kendi halinde olmasını, insanların birbirlerinin hayatları ile gereksiz şekilde ilgilenmiyor olmalarını seviyorum.

_Yurt dışında yaşamanın, başka bir kültür deneyimlemenin birey olarak avantajları ve dezavantajları neler sence?

Kişisel olarak tek dezavantajım işime ara vermek oldu; ancak burada hemen bir iş arama sürecine de girmedim, bir süre Fransızca öğrenmeye ağırlık vermek istedim. Şu an çok da memnunum bu kararımdan.

Avantaj olarak çok şey sıralayabilirim; çok farklı ülkelerden bizim yaşıtlarımız olan insanların neler yaptıklarını gözlemleme fırsatım oldu mesela. Ya da şiddetsiz, tehditsiz, belediyenin desteklediği bir Gay Pride günü nasıl kutlanır onu gördüm. :) İnsanlar arasındaki sınıfsal/kültürel farklılıkların onların yaşam kalitelerini daha az etkilediği bir ortamda olduğumu düşünüyorum ve bunu deneyimlemek çok güzel.

_Peki Türkiye dışında yaşamak sana neler öğretti?

Bu sorunun irili ufaklı çok cevabı var :) Sanırım en büyük farkındalığım şu oldu: çoğumuz ilkokulda iyi bir liseye girmek için, lisede iyi bir üniversite kazanmak için, sonrasında ise hemen ardından iyi bir işe girebilmek için hiç durmadan çabalıyoruz. Bu süreçte kendimizi tanımaya, ne istediğimizi gerçekten anlamaya, bir soluk almaya vaktimiz olmuyor. Şu anda böyle bir dönemde olduğumu düşünüyorum ve normal ortamımdan çok farklı bir yerde bulunmamın da etkisiyle kendimi daha iyi tanımaya başladığımı düşünüyorum. 

_Yurt dışında yaşayan bir Türk olarak, Türkiye’den haberlere nasıl tepkiler veriyorsun?

Bu konu pek değişmiyor aslında. Belgesel tadında buradan takip etmeye devam ediyoruz :) Türkiye ile ilgili kafa karışıklığı yaşayan arkadaşlarımdan garip sorular alıyorum bazen. Mesela Amerikalı bir arkadaşım Bodrum’a tatile gidecekti, birkaç gün öncesinden telaşla yanıma geldi. Bazı yaptırımlar sebebi ile Amerika-Türkiye ilişkilerinin bozulmasından ve havalimanında mahsur kalmaktan korktuğunu söyledi, neyi nasıl anlatacağımı, nereden başlayacağımı şaşırdım :)

_ Paris’ten bize birkaç lokal öneride bulunabilir misin?

Bu benim için belki de en zor soru oldu, Paris’te kesinlikle her zevke hitap edecek sayısız mekan ve etkinlik bulunuyor. Kişisel tavsiyelerim; BHV Marais’nin en üst katında güzel bir rooftop bar var, akşamüstü bir şeyler içmek oldukça keyifli. South Pigalle bölgesi bu ara oldukça popüler, çok tatlı coffeeshop’lar ve barlar bulunuyor. Yine bu mahallede Pink Mama’da yemek yemenizi tavsiye ederim.

Ben mekan önerisi yapmaktansa buranın yerlisi olarak birkaç tavsiye vermek istiyorum:

-Gezerken yanınızdan güneş gözlüğünüzü ve şemsiyenizi ayırmamanızı tavsiye ederim; dakikalık hava değişimleriyle karşılaşabilirsiniz :) 

-Müze sıralarında beklemek canınızı sıkıyorsa marketten şarabınızı, ufak atıştırmalarınızı alın ve parklarda piknik yapın. Orta çaplı parklar her zaman daha sakin olur, bizim de evimizin çok yakınındaki Parc Monceau’yu görmenizi tavsiye ederim!

-Mobike, Ofo gibi QR kodu okutarak bisiklet kiralayabileceğiniz uygulamaları indirin ve nehir kenarında bisikletle gezinin.

-Paul, Le Pain Quotidien gibi zincir cafelerde kahvaltı yapmaya gitmek yerine kaldığınız yere yakın olan lokal boulangerie’leri araştırmanızı tavsiye ederim. Yüksek puanlı olanları seçip çok daha lezzetli ürünler denemiş olursunuz.

_Son olarak, yurt dışında yaşamak isteyen ama buna cesaret edemeyen kişilere birkaç tavsiyede bulunabilir misin?

Sanırım en büyük tavsiyem şu olacaktır: Türkiye’de yaşamanın birçok yönden yıpratıcı/yorucu olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak her yurt dışındaki ülkelerin de kendilerine göre artıları olduğu gibi eksileri olduğunu unutmamak lazım. Çok cazip görünen şeyler işin içine girince zorlaşabiliyor.

Böyle bir fikri olanların öncelikle bazı konfor koşullarını geride bırakmaya hazır olmaları lazım. Bundan kastım çok daha küçük bir eve yerleşmek, arabasız hayata alışmak, sıfırdan bir çevre oluşturmak mesela..

Böyle diyince çok şikayetçiymişim gibi oldu ama bunun tozpembe bir süreç olmadığını ifade etmeye çalıştım. Yoksa buraya gelmiş olmaktan son derece memnunum, kesinlikle insanın ufkunu genişleten bir deneyim. Ben kariyerime ara vermeyi göze alarak geldim, hep çok planlı programlı yaşamış biri olarak kolay bir karar olmadı bu. Geriye dönsem kesinlikle yine aynı kararı verirdim. Önemli olan burada bulunduğumuz süreci en verimli şekilde değerlendirmek, öğrenebildiğimiz kadar öğrenmek ve önümüze gelen fırsatları kaçırmamak. Zaten bunu yapabilince yaşanan zorlukların pek de önemi kalmadığını farkediyor insan. 

Çok teşekkürler Munise! 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?