Sergi haberlerinde ‘Dünyaca Ünlü Sanatçı’ laflarıyla büyük beklentiler yaratıyoruz. Pera Müzesi’nde dün sona eren Günümüz İmgeleri: Saraybosna Güzel Sanatlar Akademisi’nden Eserler sergisinde ise işler öğrencilere ait, işler büyük başlıkların gölgesinde kalmadan konuşabiliyor.

10155279_10153228031422253_6865672425402113769_n

Lana Cmajcanin, Otoportre, 2007

Gazete ve dergilerde ‘Dünyaca ünlü sanatçı’ kelimelerini arka arkaya çok sık okuyoruz. Bir sanatçının ‘ünlü, başarılı ve tanınmış’ olduğu o kadar çok söyleniyor ki istemsizce sergi alanında acayip birşeyle karşılaşmayı bekliyoruz. Büyük beklentilerle giriyoruz kapıdan. ‘Ee, bu muymuş yani?’ diye çıktığımız sergiler de pek az olmuyor haliyle. Bu açıdan bakınca Pera Müzesi’nde 4 Eylül’den beri devam eden Günümüz İmgeleri farklı bir yerde duruyor. Sergide yer alan tüm işler Saraybosna Güzel Sanatlar Akademisi’nde okuyan lisans ve lisansüstü öğrencilerine ait olduğundan kafamızda bir önyargı olmadan gidiyoruz sergiye. (İtiraf: Aslında bu sergiye gitmek çok öncelikli bir tercih değildi benim için. Hem yolumuz o tarafa düşünce, hem de boş vaktimiz olunca gezmeye karar verdik… İyi ki de gezmişiz!)

Neden derseniz bir kere, öğrencilerle ve bize yakın bir yaş grubu ile karşılaşacağımızı bildiğimizden daha mütevazi bir sergi gibi geldi bize. İster istemez daha anlayışlı bir şekilde bakıyor insan. ‘Bu çok iyi bir sanatçı kesin acayip birşey yapmıştır’ beklentisi yok, sadece eser var. İşler, onları yapan ismin gölgesinde kalmıyor.

12191676_10153228031747253_2481907677640296133_n

Lejla Bajramovic, Bir sosyal ağda kimliğin görselleşmesi, Bir Otoportrenin (Yapı)sökümü serisinden, 2013-2014

İşlerin çoğunda gözlemlediğim ortak bir payda var: Bir sanatçının olduğu kadar, bir bireyin de kendini bulma çabası. 20’li yaşlarında olan her insanın içinden geçmekte olduğu (umarım) bir sürece tanıklık ediyorsunuz sergi sırasında. Bazısı içinde bulunduğumuz çağ, bazısı cinsiyet, bazısı kültürden bahsediyor. Bazısıysa sadece kendi aklının sınırlarıyla uğraşıyor. Farklı farklı yollardan, kendisini ve çevresini anlamlandırmaya bu sayede de kendi seslerini bulmaya çalışıyorlar.

12193395_10153228031222253_6609407539247577393_n

Alma Gacanin, Delta, 2015

Örneğin yeni medya olarak sınıflandırabileceğimiz, Delta’da görüntüye bir ses eşlik ediyor ve sanatçıya ait olduğunu sandığım ses, ‘insan olmak’ ve hayatın iniş çıkışları hakkında konuşuyor… Kendi Aklımın Mahpusu’nda da açıkça fark ediliyor kendini ve sınırlarını sorgulayan bir sanatçının/bireyin varlığı…

12105992_10153228031587253_5137973857665591293_n

Nedim Dikic, Kendi Aklının Mahpusu, 2012

Sergide sıra dışı fikirler ve upuzun açıklamalarla bile kafamızda netleştiremediğimiz anlamlar yerine çok daha sade ve kolay anlatım şekilleriyle karşılaşıyorsunuz. ‘Acaba ne demek istiyor burada?’ diye fazla irdelememize gerek kalmıyor, çok şaşırtmıyor da. Bu yönleri sayesinde de onları kendimizle ilişkilendirebiliyoruz, tanıdık bir his yakalayabiliyoruz.

Serginin maalesef dün son günüydü, gezmediyseniz hakkında daha çok şey öğrenmek için son ayların dergilerini karıştırabilir veya internete başvurabilirsiniz.

Bu yazı daha önce someartsystuff.co adlı sanat ve seyahat blogunda yayınlanmıştır.
Fotoğraflar: Rana Kelleci

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?